AB’den Çıkış Referandumu: Korku ve Nefret Kazandı

Maalesef bugün güne kötü bir haberle başladım, başladık: Meşhur Brexit, yani İngiltere’nin AB’den çıkma referandumu sonuçlandı. Halkın kararı yüzde 52 ile AB’den çıkma yönünde oldu. Biz AB’de kalma yanlılarının oyu ise yüzde 48’de kaldı. Aralarında Obama ile Kanada’nın zeki ve yakışıklı Başbakanı Trudeau’nun bulunduğu siyasetçiler, ciddi İngiliz gazetelerinin büyük bölümü, İngiliz bilim insanı, müzisyen ve sanatçılarının önemli bir kısmının oluşturduğu kamuoyu, sonucu değiştirmeye yetmedi. Katılım oranına bakarsak, yüzde 72: yani bu referandumda 34 milyona yakın kişi oy kullanmış. İngiltere ve Galler AB’den çıkalım derken, İskoçya ve Kuzey İrlanda AB’de kalalım demiş. Tahmin edilebileceği üzere göçmen oranının çok yüksek olduğu Londra ve bazı güney iller AB’de kalalım derken, Kuzey İngiltere’nin büyük bölümü (özellikle sosyo-ekonomik statü ve eğitim düzeyinin düşük olduğu, göçmen karşıtı tavırlarıyla bilinen şehirler) AB’den çıkalım dedi.

Star gazetesinin birkaç yıl önce bir spor haberinde attığı “Dingiltere!” manşeti böylece bugün siyasi anlamda geçerli hale geldi.  Önce inanamadım. Çünkü en azından ekonomik nedenlerden dolayı AB’de kalma seçeneği galip gelecek sanıyorduk. Sonra üzüntü ve kızgınlık baş gösterdi. İngilizler neden bindikleri dalı kestiler? UKIP adlı faşist partinin lideri, göçmen karşıtı, ırkçı Nigel Farage’ın pişmiş kelle gibi sırıtmasına nasıl katkıda bulunabildiler? Farage referandumda istediği sonucu alınca ettiği laf şu oldu: İngiltere, “bir tek mermi bile ateşlenmeden” AB’den çıkma yönünde oy verdi. Bu laf, çok tehlikeli eğilimlerin göstergesidir. Zaten The Guardian gazetesinin köşe yazarı Zoe Williams’a göre de Farage’ın “üslubu ve siyaseti iyice sevimsizleşecek.”

Farage nasıl da pis pis sırıtıyor…

Farage nasıl da pis pis sırıtıyor…

Peki neden üzgün ve kızgınız? Referandum sonuçları kendini bu sabahın erken saatlerinde göstermeye başladı bile: sonuçlar açıklandıktan birkaç saat sonra, Başbakan Cameron istifa ettiğini açıkladı. Ekim ayı itibarıyla yeni bir Başbakan seçilmiş olacak. Maliye Bakanı Osborne’un da istifa edebileceği söyleniyor. Piyasalarda sterlin yerlerde sürünüyor, yüzde 10 oranında değer kaybetti ki bu 2008’deki ekonomik krizden bu yana en kötü düşüş olarak gösteriliyor. Bunlar daha sonuçların açıklanmasından sonraki birkaç saat içinde olanlar. Kim bilir daha neler olacak? Bizi nasıl bir karanlık gelecek bekliyor? Zaman gösterecek…

Maalesef AB vatandaşı olup da İngiliz vatandaşı olmayan ve burada yaşayanlara bu referandumda oy kullanma hakkı verilmedi. Zaten genel seçimlerde de oy veremiyorlar. Ancak bu, AB vatandaşı olsun olmasın, İngiliz vatandaşı olmayan bütün göçmenleri olumsuz etkileyecek bir sonuç oldu. İngiltere’de yaşayan AB vatandaşlarının sayısı tahminen 3 milyon. Diğer AB ülkelerinde yaşayan İngiliz vatandaşlarının sayısı ise 2 milyon. Az buz rakamlardan bahsetmiyoruz yani. Üstelik henüz sınırsız oturum veya vatandaşlık almamış, Ankara Anlaşması ile burada yaşayan pek çok arkadaşımız şimdi korku içinde kendilerine ne olacağını düşünüyor. Çünkü Ankara Anlaşması, aslında İngiltere ile Türkiye arasında yapılmış gibi görünse de ilk imzalanması AB içinde gerçekleşmiş. Dolayısıyla AB’den çıkıldığına göre bu anlaşma da iptal edilecek diye tahmin ediliyor. Umarım halihazırda burada yaşayanlar sorun yaşamadan vatandaşlıklarını alırlar. Böyle olmalı, çünkü kazanılmış haklar söz konusu. Ancak Türkiye’den yeni başvuru alınmasına son verilebilir. Bizim gibiler için de ayrı hikaye. Çifte vatandaş olup AB pasaportu alalı bir yıl bile olmadı, daha görmediğimiz bir sürü yer var, artık Avrupa’ya vizesiz gideceğiz diye seviniyorduk. Şimdi AB pasaportlarının geçerliliği sorgulanacak. AB ülkelerine gitmek için vize almak gerekecek. Turistik olarak belki vizesiz gidilebilir, ama başka AB ülkelerinde vizesiz çalışma ve yaşama hakkı ortadan kalktı. Erasmus gibi yükseköğretim programlarına erişimin geleceği de belirsiz.

Brexit text with British and Eu flags illustration

Brexit text with British and Eu flags illustration

Peki bunların dışında, biz temel olarak neden AB’de kalmak istemiştik? AB içinde kalmak İngiltere’nin güçlü bir ülke olmasına ekonomi, tarım ve hukuk gibi pek çok açıdan katkıda bulunuyor ve avantajlar sağlıyor. Ama öncelikle güvenlik ve terörle mücadele açısından. Bu konularda Avrupa çapında işbirliği ve bilgi-istihbarat alışverişinin İngiltere AB’den çıktığı için azaltılacağı tahmin ediliyor. Bunun dışında en önemli nedenlerden biri tabii ki ekonomi. AB üyesi olmayan bir İngiltere ekonomik açıdan daha zayıf olacak. Zira İngiltere’nin gayrisafi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 13’ü AB’ye yapılan ihracata bağlı. Çünkü İngiltere ihracatının yüzde 44’ünü, yani kayda değer bir bölümünü AB ile yapıyor. Buna karşılık diğer AB üyesi ülkelerin gayrisafi yurtiçi hasılasının yalnızca yüzde 3’ü İngiltere’ye yaptıkları ihracata bağlı.

Dünyanın en büyük serbest ticaret bölgesi AB’nin içinde yapılan serbest ticaret, İngiltere’deki şirketleri büyüttü, istihdamı artırdı (üç milyondan fazla iş pozisyonu AB ile ticarete bağlı) ve İngilizlere mali açıdan güvenli bir hayat sundu. AB’de kalsa İngiltere’de 2030 yılı itibarıyla 790.000 iş pozisyonu daha yaratılmış olacaktı. Evlerin değeri ve emekli maaşları düşecek, konut kredileri yani mortgage’ların oranı artacak, hane halkları yoksullaşacak (tahminlere göre ortalama ücrette haftada 38 sterlin kayıp yaşanacak), yaşanacak ekonomik kriz de cabası: bu, kamu harcamalarında kesintiler yapılması, insanların işlerini kaybetmesi ve yıllarca sürebilecek mali belirsizlik ortamı anlamına geliyor. Ayrıca bir ülkenin AB üyesi olarak uymak zorunda olduğu bir dizi kural var. Mesela istihdamda birçok hakkı İngiltere’ye getiren AB üyeliği olmuş: ücretli doğum, babalık ve tatil izni, fazla mesai izni, işyerinde yaş, cinsiyet, cinsel eğilim, din ve ırk ayrımcılığına getirilen cezalar, işyerinde sağlık ve güvenlik standartlarının yükseltilmesi, yarı zamanlı çalışanlara verilen haklar… Çevrecilik açısından da AB’nin İngiltere’ye etkisi büyük olmuş: hava kirliliği azalmış, hayvan hakları iyileştirilmiş, esli tükenen hayvanlar koruma altına alınmış, okyanuslar temizlenmiş, okyanus canlıları korunmuş, yenilenebilir enerjiye yatırım yapılmış, iklim değişikliğine karşı işbirliği yapılmış.

Hadi bunları geçtik diyelim, referandumun günlük hayata bile yansıyan sonuçları olacak: AB’den gelen ürünler (gıda ürünleri de dahil olmak üzere) pahalanacak, benzin, enerji yani doğalgaz faturaları, AB içinde cep telefonu dolaşım ücretleri artacak, AB ülkelerinde tatil yapmanın bedeli artacak, Easyjet ya da Ryanair gibi şirketlerle AB ülkelerine ucuza uçamayacağız, vize ve uçak biletlerinin pahalılığı seyahati bir lüks haline getirecek… Üstelik, Büyük Britanya (Great Britain), artık büyük ya da muhteşem de olmayacak. The Guardian gazetesi editörlerinden Gary Younge’a göre bu referandum sonuçları ülkeyi “daha küçük, daha savunmasız ve daha zayıf” hale getirdi. Çünkü bu sonucun ardından, Kuzey İrlanda ve İskoçya’nın da Birleşik Krallık’tan ayrılmak için referanduma gitmesi gündemde.

exit from the eurozone: golden star fallen from a blue wall

AB’den çıkmak isteyenlerin (Vote Leave) argümanları neydi? Bir kere en büyük argümanları, “Türkiye AB’ye üye olacak, 76 milyon Türk AB’ye yerleşecek, biz kaçalım” şeklinde oldu. Sloganları ise “Kontrolü yeniden ele alalım” idi. Posterlerinde bile bu konuya yer vererek İngilizlerin içindeki göçmen ve yabancı korkusunu hep beslediler. Halbuki bu adeta bir kuyruklu yalanlar dizisinden başka bir şey değildi: Bir kere Türkiye’nin AB üyesi olduğu da yok, olacağı da. 1987’den beri buna kasıyoruz da n’oldu? Bu kadar yıldır 35 faslın 15’i açıldı ve biri tamamlanıp kapatılabildi. Bizimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynadılar. Haa, bizimkiler gönüllü mü gerçekten, o da ayrı mesele de. Zaten Türkiye AB’ye üye olacak olsa bile İngiltere’nin de her AB üyesi ülke gibi bunu veto hakkı var. İngiltere Başbakanı, Türkiye ile ilişkilerini bozmamak için veto hakkını kullanır mısınız sorusunu cevapsız bırakmış olabilir. Ama Fransa (tabii ki!) öyle bir durumda Türkiye’yi veto hakkını kullanacağını açıklamıştı.  Tek bir ülke bile veto hakkını kullansa Türkiye zaten üye olamıyor. İkincisi, İngiltere zaten Schengen serbest dolaşım sistemine dahil değil, dolayısıyla Türklere verileceği söylenen vizesiz Avrupa hakkı İngiltere’de geçerli değil. Üstelik Türk vatandaşlarının yüzde 90’ının pasaportu bile yokmuş. Haa tabii, pasaport almak zor bir şey değil, ama çoğumuzun yurt dışına çıkma alışkanlığı olmadığını gösteren bir rakam bu. Zaten Schengen bölgesinde vizesiz dolaşımı da bize verecekleri yoktu ya neyse. Diyelim ki bu gerçek oldu. Türkler Schengen ülkelerine vizesiz girerken İngiltere’ye vize alıp buraya da geldiler. Turist olarak gelmeleri buraya yerleşecekleri anlamına gelmiyor ki! İkisi bambaşka şeyler. Ama en acı gerçek şu ki, bu kuyruklu yalan dizisine inanan çok İngiliz oldu. Bu yönde oy verenlerin çoğu zaten aynı Farage gibi ırkçı, aşırı sağcı, göçmenlerden hoşlanmayan tipler. Ne büyük göçmen korkuları varmış ki arkalarına bakmadan AB’den kaçtılar!

turkeyeu

Türkiye üzerinden siyaset yapan AB’den çıkma kampanyasının bir posteri…

Ama madalyonun bir de öbür yüzü vardı: Farage’dan nefret ettiği halde, göçmen karşıtı veya ırkçı olmadığı halde, hatta bazen kendisi göçmen olduğu halde AB’den çıkalım diyenler. (Bu gruptakileri zaten hiç anlayamıyorum ya neyse! Sen kendin göçmensin, nasıl göçmen karşıtı bir adamı destekleyip, onun ekmeğine yağ sürersin?) Konuştuğum kişilerin bu oyu vermesinin iki nedeni var: birincisi, AB bize çok maliyetli oluyor diyenler. Halbuki İngiltere ortak pazar üyesi olabilmek için yılda 5.7 milyar sterlin ödüyor olabilir, ancak AB’de kalması ekonomisine 91 milyar sterlin kazandırıyor.  Üstelik İngiltere, diğer AB ülkelerinden günde 66 milyon sterlinlik yatırım alıyor-du.  Tarım, bilimsel ve tıbbi araştırmaları gibi konularda AB’den alınan fonların üstüne de bir bardak soğuk su içeceğiz. İkincisi de, AB bizim iç işlerimize karışmamalı, ulusal egemenliğimizi geri almalıyız diyenler. Ama nedeni ne olursa olsun, beklendiği gibi umut değil, nefret ve korku kazandı. Ve bu çok endişe verici bir sonuç.

Brexit-Debate-Copy

Yürütülen kampanyaların logoları…

Dağılıma da bakalım. İstatistiklere göre, 18-24 yaş grubunun yüzde 64’ü AB’de kalma, 65 yaş üstü grubun ise yüzde 58’i AB’den çıkma yönünde oy kullanmış. Zaten daha genç, daha eğitimli, sosyo-ekonomik statüsü yüksek, göçmen yanlısı, çevreci, merkez sol veya liberal görüşlülerin AB’de kalalım diyeceği tahmin ediliyordu. Ama gençler bu kendilerini çok etkileyecek kararın sonuçlarını ortalama 69 yıl boyunca yaşarken, 65 yaşının üstündekiler bu kararın sonuçlarını ortalama 16 yıl boyunca çekecekler. Aşağıdaki tweet, bu üzücü durumu çok iyi özetliyor: “Çok kızgınım. Bedava eğitim, dolgun emekli maaşları ve sosyal hareketliliğin, kısacası her şeyin sunulduğu bir nesil benim neslimin geleceğini elinden alma yönünde oy verdi.”

tweet

Çıkmak için oy verenler vicdanları rahat bir şekilde uyuyabilecek mi? Bizi ve gelecek kuşakları sürükledikleri çıkmazın farkındalar mı? Pişman olacaklar mı? Olsalar da pişmanlıkları fayda eder mi? Büyük ihtimalle şimdi göçmen karşıtlarının kazanmasıyla birlikte, günlük hayatta ırkçılık olayları artacak. Halihazırda bazı toplu taşıma araçlarında yaşanan “Vatandaş, İngilizce konuş!” durumları daha çok meydana gelmeye başlayacak. En kötü sonuçlardan biri de belirsizlik. AB’den çıkma süreci iki yıl içinde gerçekleşecek. Teoride daha uzun da sürebilir. Üstelik artık her şey İngiltere’nin AB ile yeniden müzakere edeceği ticaret ve vize anlaşmalarına bağlı olacak. Başbakan istifa ederken bu müzakereleri yürütecek kişi olmak istemediğini net bir şekilde belirtti. AB zaten çıkmak isteyen İngiltere olduğuna göre, bunun “çok dostane bir boşanma olmayacağının” sinyalini daha önce vermişti. Eh, adamlar haklı. Yani İngiltere bu müzakerelerden ve ticaret anlaşmalarından beklediği kadar kazançlı çıkamayabilir. Kendileri kaşındılar sonuçta. Hepimize geçmiş olsun…

Filiz’in blogu burada

%d bloggers like this: