Share this post with Digg

Finans dünyası sıkılmış

 

Memleket içten dıştan topyekûn patlama raddesinde; patlamasa patlatılıyor! 9 Ekim Ankara Katliamı hafızaya kazındı. Çaresizlik hissi son derece yaygın. Vatandaş elinden geldiğince   ve herşeye rağmen inanılmaz bir sükûnetle demokratik tepkilerini koymaya devam ediyor. 1 Kasım bu anlamda Recep Tayyip Erdoğan’a evet veya hayır oylamasına dönüşmüş durumda. Bakalım 2002’de bir Kasım günü gelen başka bir Kasım günü gidecek mi? “Evet” diyecek olanların 13 yıldır süren saadet zincirinden şöyle ya da böyle, nakdî veya aynî nemalanan bir kitle olduğunu ve bu kitlenin dinle imanla bir ilişkisi kalmadığını hatırlatalım. Önümüzdeki üç haftanın kolay geçmeyeceğini, tek bir adamın korkularıyla yatıp kalkan devleti gasp etmiş kliğin iktidarı muhafaza etmek için istisnasız her melâneti göze alacağını bilmek gerek. Fiilî durumun gittiği yere kadar gidebilmesi için seçimin iptâli olasılıkların başında. Böylesi kâbus bir ortamda “para dünyası” (ekonomi dünyası değil), krizden bıkmış; yeni bir hikâye yazmaya başlamış. 1 Kasım’da AKP tek başına iktidar olunca ya da herhangi bir koalisyon kurulunca işler canlanacak, paracıklar akmaya başlayacakmış. Şimdi bu hikâye satın alınıyormuş. Para/finans dünyasının irrasyonalitesi üzerine dolu çalışma vardır. Makroekonomik veri ve siyasî risk analizi ne derse desin birdenbire kendi bildiğini okumaya başlar, anlattığı masallara kendi inanmaya başlar. Oysa bugün aklı başında hiçbir iktisatçı, Türkiye’nin iktisaden iyiye gittiğini söyleyemez. Ne iktisadî ne siyasî ne de içtimaî veriler, kısa veya uzun vadeli, buna cevaz vermez.

 

Genel görünümde uzun vadeli sorunlar olduğu gibi duruyor.

Türkiye’nin ne yeraltı kaynağı, ne birikmiş sermayesi, ne de beşerî sermayesi yeterli. Bunlardan biri olmayınca zaten ekonomik başarı mümkün değil.

Sanayi üretimi, birkaç istisna dışında know-how ithaline ve dolayısıyla montaja dayanıyor. Patent sayısı yerlerde sürünüyor. AR-GE yetersiz. Küçük sanayici üretim yerini kapatıp aynı malı Çin’den uzuca satın alıyor. İhracatın katma değeri komik oranlarda.

Tarım onyıllardır lağvediliyor, bununla bağlantılı olarak kentleşme ve tarımdan çıkan işgücünün kentleşerek lumpenleşmesi hız kesmeden sürüyor. Kentler yönetilir olmaktan çoktan çıktı.

Doğa üzerindeki görülmemiş baskı uzun vadede büyük sorunlar yaratacak.

İstihdam çok sınırlı iniş çıkışlarla asla artmıyor ve artmayacak. İşgücüne katılım çalışabilir nüfusun %50’sini yıllardır aşamıyor. Gelişmiş ülkelerde bu oran %70 civarı. Bu, Türkiye’de devasa bir çalışmayan kitle var demek. Vasıflı işgücünde artış yok, aksine beyin göçü var.

Eğitim sistemi çökmüş durumda. Okullaşma da özellikle kız çocukları arasında büyük sorunlar var. Verilen eğitimin kalitesi bilumum diğer uluslararası karşılaştırmalarda görüleceği gibi son derece vasat. Talebe Türkçeyi zor konuşuyor.

Ekonominin denge ve denetleme sistemi ise tamamen çökertilmiş durumda. Düzenleyici kurullar, Sayıştay, ihale sistemi hiçbiri lâyıkıyla çalışmıyor.

Makro anlamda vergi reformu, iş piyasası reformu, bölgelerdeki enerjiyi ortaya çıkaracak ademimerkeziyet gibi temel reformlar yıllardır yapılmıyor. Sistem kabaca inşaat ve iç tüketimle dönüyor. Orta gelir tuzağı açık!

 

Kısa vadeli tablo daha iyi değil. Siyasetin ekonomiye doğrudan müdahalesiyle piyasa ekonomisinden sapma bariz. Bankaya el koyma, iletişim teknolojisi şirketlerine sansür baskısı, Merkez Bankasına faiz indirme baskısı gibi…

 

Kısa vadeli veriler aylardır iyi değil. Her ne kadar Ağustos büyüme oranı bazı iktisatçıları şaşırttıysa da Eylül güven endeksi ve şimdi Ekim güven endeksi iyimser olmayı mümkün kılmıyor. Kaldı ki yapılmayan yapısal reformlar sonucunda en küçük kıpırdanmada carî açık ve enflasyon artıyor. Böyle zor bir dönemde AKP’nin aileler, emekliler diğer yanda genç girişimcilere yapmayı vaadettiği 20 milyar mertebesindeki doğrudan gelir transferlerinin kaynağı belli değil. Ama bütçe açığını zorlayacağı açık.

 

Şimdi, cumhurbaşkanının bekasından da bağımsız bir şekilde, böyle bir Türkiye’de AKP tek başına hükümet kursa, ya da koalisyon hükümeti kurulsa ne olur ki? Akar mı paracıklar yeniden?

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor. 

%d bloggers like this: