Share this post with Digg

 Kaosa uyanmak

Türkiye 7 Haziran akşamına kilitlendi. 8 Haziran sabahı “yeni” ve başka bir Türkiye’ye uyanmak istemeyen bir kişi yok. Herkes değişim beklentisi içerisinde, AKP’liler dâhil.  Erdoğan ve AKP’den kurtulmak isteyenler kadar şu sırada yaşadığımız “Erdoğan usulü” fiilî başkanlık rejimini anayasal güvence altına almak isteyenler de değişim peşinde. Oysa Türkiye kolay değişen bir yer değil. Aşırı özgüven tuzağına düşmemek gerek.

 

Sonuç ne olursa olsun bir kaos dönemine gireceğimiz kanaatindeyim. HDP’nin barajı geçmesi halinde HDP ve Kürt siyasî hareketi Türkiye’nin anamuhalefeti olduğunu perçinleyecek. Yeri gelmişken, HDP’nin (BDP’nin) bundan böyle anamuhalefet olduğunu geçen seçim sonrası 17 Haziran 2011’de yazmışım. Seçim kampanyasında HDP’nin Erdoğan ve AKP politikalarına karşı geliştirdiği dil anamuhalefet dilidir. HDP’nin barajı aşmasının memleketin siyasî ortamına getireceği yeni nefesi hissetmek zor değil. Siyasî alışkanlıkları, hâkim unsurun pederşâhî zihniyetini, ahlâkçı sağ siyaseti altüst edebilecek bir nefes olur bu. Üstelik Türkiye’de baraj varolduğundan beri barajı zorlayarak siyasete böylesi bir meşruiyetle dâhil olabilmiş bir parti olmadı. Ama bütün bunlar daha ilerisi için, 8 Haziran sabahı için mesele bu değil.

 

Herkes aşağı yukarı iki olasılık üzerinden senaryo üretiyor. İlki Erdoğan’ın muradına ermesi,  diğeri muradına erememesi; ama her iki durumda da kaos. Erdoğan’ın muradına ermesi HDP’nin baraj altında kalması demek. Barajı aşamadığı ya da hileyle HDP’ye baraj aştırılmadığı takdirde olabilecekleri gözden geçirelim. Demirtaş’ın barışa sadakat ve Türkiyelilik taahhütlerini yerine getirmek, hareket içi dengelerle bağlantılı olarak merkezkaç eğilimlerin baskın gelmesiyle kolay olmayabilir. Hareketin daha Kürdistanî mecraya çekilmesi ihtimal dâhilinde. Ancak bu çekilme huzurlu olmayabilir. Sonrasında bölgede güvenlik güçleriyle ve Batı’da Kürt olmayan unsurların Kürtlerle yaşayabilecekleri gerginlik olasılıklarına mim koymak gerekiyor.

 

Yine de alacağı sandalyeye göre kalıcı olmasını sağlayacak formüller farklı. Anayasal çoğunluk 367’yi bulması HDP baraj altında kalsa dahi çok zor görünüyor. Başkanlık sistemini referanduma götürmesini sağlayacak 330 daha olası. Ancak bu hiçbir kazanma garantisi olmayan bir oylama ve yine gerginlik demek. Üstelik Kürtlerin baraj sınırı altında kalıp hiçe sayılacakları ve bölgeye çekilecekleri zor bir ortamda. Üstelik toplumun çoğunluğunun karşı olduğu bir AKP’nin yeniden tek başına hükümet kuracak olduğu bir durumda. Ekonomide nereden aktığı belli olmayan taşıma sular dışında yeni bir hikâye yazmak mümkün değilken. İçerde ve dışarıda tıkanmamış tek bir politika yok iken.

 

HDP’nin barajı aşması ise AKP’nin 330’u hatta kimi araştırmalara göre tek başına hükümet kurabilmek için 276 sandalye dahi bulamayacak olması demek. Ama aynı zamanda Erdoğan’ı azamî esirgeyecek şekilde 276’yı ve 330’u bulabilmek için başka parlamenter formüller araması demek. Bu formüller gerçekleşebilir ama bir şartla: Erdoğan gölgesinde varılacak her mutabakatın AKP’ye bir biçimde ortak olacak diğer partiyi seçmeni ve kamuoyu gözünde ne duruma düşüreceğini hesaba katarak.

 

Türkiye’de siyasetin Erdoğan’ın dolaylı veya doğrudan içinde olacağı bir denklemi sindirmesi ne kadar mümkün artık? Sadece siyasetin mi? Futboldan dış ilişkilere, dinî itikattan inşaata, çocuk sayısından anayasal hükümlere, hukukun işleyişinden medya özgürlüğüne, Gayrimüslim politikasından faiz politikasına, müdahil olduğu her konu bir reel veya potansiyel fiyasko demek değil mi?

 

Türkiye seçime gidiyor gözükse de Erdoğan’ın muradı dışında seçimin hiçbir mana ve ehemmiyeti yok. Her sözün, her fillin Erdoğan’ın istikbaliyle belirlendiği bu ortam siyasetin sıfır noktasıdır. HDP’ye saldırılar ve seçim kampanyasının sefilliği kaosun öncülleri değil mi zaten?

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor. 

%d bloggers like this: