KÜBA, SENI UZAKTAN SEVMEK SEVMELERIN EN GÜZELI

Fikrine/zevkine çok güvendiğim biri şimdi buraya yazacaklarımı bana anlatmış olsaydı, ben yine de gider miydim Küba’ya? …kesinlikle giderdim! Çünkü ben aslında her gittiğim yeri orada geçirdiğim tek bir an için bile sevebileceğimi farkettim; çünkü ben herşeyi denemek isteyen biri olduğumu öğrendim; çünkü ‘if it’s not a blessing it’s a lesson (lütuf değilse derstir)’…ancak bu Küba hakkında pek de bahsedilmeyen gerçekleri yaz-ma-yacağım anlamına gelmiyor. Blog’un amacı gideceklere rehber olmanın yanı sıra gayet öznel deneyimlerimi de paylaşmaktı ya, hepsi ortaya karışık geliyor, eğer başıma bir şey gelmeyecekse; little little into the middle…

“Sen her ne kadar bir rota belirlemiş olsan da kendine yol’un senin için hep bir planı vardır”

Bizim Rota Havana‘dan başlıyordu, daha adımımı attığım andan itibaren bende büyük bir etki yaratmayan Havana. Ne beklediğimi bilmiyorum, genelde bilmem de zaten…bu sadece çok bana dair bir his, etkilendiğimde daha şiirsel anlatıyorum galiba. Havana’da Casa Particular’lardan birinde kaldık, Casa Viyeja, gayet güzel, temiz pak bir yer, tam da eski Havana’nın merkezinde. Ben yeni Havana’yı görmeye gitmedim, genelde hep eski şehirleri severim, kırık dökük..


Ben Küba’nın tarihini, Che’yi, Fidel’i anlatmayacağım, bunları heryerde okuyabilirsiniz. Ayrıca bu tarihi bilgileri vermek için de Küba’ya gitmeye gerek de yok… neyse Havana’da devrim müzesini görmek lazım tabii, devrimin tarihini güzel anlatmış. Eski Havana sokaklarında dolaşmak Kitapçılara girip hem kitaplara hem eski Küba filmlerinin muhteşem posterlerine bakmak ve onları alırken mutlaka pazarlık yapmak lazım… …rengarenk eski Amerikan arabaları şehir efsanesi değilmiş allahtan, önceleri ‘aaaa pembesi de varmış’ diye üstüne atlarken, sonra artık her rengine alışıyorsunuz. Ben Mohito’sunu sevmedim Küba’nın, benim için yeterince tatlı değil…  Heryerde Fidel, Che ve Cienfiegos üçlüsünün adını ya da onlar’dan yapılmış alıntılarını ya da grafitti’lerini görmek mümkün. Heryer dediğim ülkenin yarısından itibaren bütün batı’sını kastediyorum… (mütemadiyen kaybolmak suretiyle) arabayla karış karış gezdiğimiz her köşe başında Hasta La Victoria Siempre, Viva Fidel, viva revoluçion gibi devrimi öven birbirinden güzel grafitti’leri görmek hem çok güzel, ama aynı  zamanda da bizde içinde sosyalizm barındıran en ufak bir duvar yazısı bir anarşizm ve başkaldırı sembolü gibi görüldüğünden suç teşkil eder, bu yüzden tüm bu duvar yazıları/resimleri gibi, her sabah okullarında ya sosyalizm ya ölüm diye and içen çocukların varlığını öğrenmek de (iyi manada) şaşırtıcıydı ve çok hoşuma gitti..

Trinidad,  Havana’dan yaklaşık 500 km uzaklıkta, zamanın durduğu şirin mi şirin bir köy…sanırım ben en çok Trinidad’ı sevdim. sadece arnavut kaldırımlarından oluşan sokaklarında  atlı insanların falan dolaştığı, rengarenk boyanmış evleri, sokak çalgıcılarıyla oldukça sevimli ve otantik bir şehir. Üstelik 1-2 kilometre yakınında çok güzel bir plaj var (Playa Ancona).  Öyle Cayo Coco ya da Varadero’ya gitmeye hiç gerek yok denize girmek için. Biz yine bir Casa Particular’da kaldık, Laura y Ruben’in evinde. Akşam yemeğini de orada yedik, çorba, ana yemek, salata, tatlı ve kahve 15 peso, ve gayet lezzetli (Küba standartlarından bahsediyoruz hep, bunu hiç aklınızdan çıkarmayın) Ben çok ilginç bulmadıkça  ya da aşırı beğenmedikçe restoran tarif etmem pek, bunlar hem görecelidir, hem de o restoranları turist kafasıyla aramak çok zor ve yorucudur. Gözüme sevimli gelen herhangi bir yere girer yerim, hem de kendi debeyip keşfetmeyi daha çok severim. Zaten bir yerde genel olarak yemekler güzelse (mesela İtalya) oradaki restoranların çoğunda yemek iyidir! Trinidad da bu geleneğimi bozmuyor… Trinidad’da (belki Küba’nın diğer şehirlerinde de öyledir, ama ben görmedim) bir çok sanat galerisi vardı, içlerine girmek, gezip bakmak çok keyifli. Çoğu zaman kanvas’lara bazen de kağıda Genelde kendi yaptıkları resimleri çizip/boyayıp satıyorlar. Konsept olarak çok sempatik olmasının yanısıra resimler de oldukça güzel. Bu arada ünlü artistlerin de resimlerini satıyorlar ancak onlar çok pahalıydı, örneğin ben 60×80 boyutlarında bir resim beğendim ama 300 euro dediler 🙁 …Küba’da sokaklarda dolaşırken okulların içine girip, onların da dans ve müzik derslerini izleyebiliyorsunuz. Küba’da sanata verilen önem büyük anladığımız…

Dediğim gibi Trinidad’ın tek güzel yanı, rengarenk sokakları, müzisyenleri ya da sanat galerileri değil aynı zamanda Playa Ancon çok sevimli bir plaj. O kıyıları arabayla gezip keşfetmekte fayda var, zira şanslı gününüzdeyseniz o gün kara kara bulutlar yaklaşıverir ve bir anda dünyanın rengini koyu kırmızıya boyar, kalakalırsınız, gökkuşağı da bonus, benden söylemesi!

Küba’nın Yıldızları:

  • Mülkiyet duygusunun (tamamen değil ama), yeterince gelişmemesinden kelli olduğunu tahmin ettiğim ve belki de Küba’da en sevdiğim şey insanların mülklerine, galerilerine, barlarına burnunuzu uzattığınızda, fotoğraflamaya kalktığınızda kimse garip garip bakmıyor, engellemeye çalışmıyor…sanki oralar hepimize ait gibi.
  • Batı kültürüne ait olduğunu düşündüğüm iletişim biçimi burada sökmüyor! …zaten mizaçları içine kapalı olan insanların bu haline için tamamen dışa kapalı bir ülkede yaşıyor olmaları en büyük etken olmalı diye düşünüyorum…bu bir yandan iyi, çünkü öğretilmişin dışına çıktığında nasıl bir dünya var, onu görüyorsun..ama yalnızca ilginç, çok sevimli değil…ben batı dünyası tarafından o aşırı romantize edilmiş olduğunu düşündüğüm sosyalizmin havasını solumakta ya da onu hissetmekte oldukça zorlanıyorum…Bu kısmı yıldız sayılmaz ama sosyalizme dair bir şey gördüm, o da yeter!
  • Ülkeden sanki sanat fışkırıyor, açık camlarından/kapılarından gördüğümüz okullarda dans, müzik resim gibi bir sürü derse denk geldik, salsa gerçekten milli dans…yaptıkları resimlerin çoğu gerçekten çok güzel (ama çok pahalı)…bir de Küba’nın kendi gibi çok renkli bir bayrağı var, kırmızı, mavi ve beyazdan oluşan… ama o mavi ki, hayatımda gördüğüm en güzel mavi’lerden. Zaman geçtikçe farkediyorum ki, evler ya da sokaklar ya da aklınıza ne gelirse çoğunlukla bu renklerle ya da bunların karışımıyla boyanmış…mesela çok sayıda mavi, kırmız ve beyaz renkte araba dikkatimi çekti, hani o eski Amerikan arabalarından…ülke/bayrak sevgisi had safhada mı desek…(ama bayrak cidden güzel 🙂
  • Özellikle şehirlerarası yollarda insanlar sürekli otostop çekiyor. Yolculuğumuz sırasında köy yollarından da geçtiğimiz için yalnız başına okuldan ya da işten dönen genç kızlar, hamile kadınlar bile gördük. Hatta bir kaçını arabamıza aldık ve farkettik ki toplu taşıma çok gelişmediği için bu bir gelenek halini almış, tanımasa da herkes birbirinin arabasına çekinmeden/korkmadan binebiliyor. Küba’lıların zamanla ya da bir yere yetişmekle ilgili dertleri olmadığından onları arabalarına alacak biri gelene kadar yolun kenarında öylece bekliyorlar.
  • Kabul edelim ülke fotojenik, rengarek evler, otantik görünümlü sokaklar, insanlar…evet farklı bir havası olduğu kesin!

Şunlara Çok Dikkat Edin:

  • Asla internet yok! …olsa bile çok pahalı ama asla internet’e güvenip iş yapmayın. İnternet bu dünyada hiç olmamış gibi tedbir alın…İnternetin sadece sosyal medya’dan ibaret olmadığını, günlük hayatımızda nasıl işleri kolaylaştırdığını yokluduğunda çok acı bir şekilde anladık.
  • Kredi Kartı, çok az yerde geçiyor; şimdi çok az yer’i açarsak, otellerde, tursitik restoranlarda geçmiyor. Bir tane araba kiralama şirketinde geçiyordu, (o rezalet) havaalanlarında bile sadece Duty Free’de var!
  • Havaalanı dedik madem, asla havaalanından medet ummayın, hani erken gidelim, yemek yeriz, biraz puro, rom alırız gibi fantazilere dalmayın, aç kalırsınız, uçak saatinizde gidin, binin uçağınıza güzel ülkenize geri dönün.Rom, dedik, şimdi Allah için hakkını yemeyeyim ülkede gördüğüm tek ucuz şeyHavana Club idi. Ülke içinde dükkan gibi yerlerde 3-5-7 yıllıkları 3-5 euro’ya satıyorlar. Havaalanında da var. Puro da var havaalanında, hem de her fiyata, bir çok değişik marka var. Ben anlamadığım için ortalama bir şeyler aldım. Biz asıl Vinales’e giderken bir puro fabrikasına uğramıştık, Cohiba’ların küçüğünün tanesini 8, büyüğünü 12 euro’dan satmaya kalktılar. Ancak tek tek de satmıyorlardı, aahha, bu Küba hiç ‘user friendly’ olamadı zaten!
  • Havaalanın‘dan devam edelim, çıkışta 25 Peso veriyorsunuz, kesin bilgi, paranızı ona göre ayırın!
  • Gitmeden vize alıyorsunuz, alması çok kolay zaten aslında satıyorlar diyelim vizeyi, 120 TL’ye fixlemişler.
  • Döviz kuru meselesi hala bir muamma benim için ama şu saatten sonra anlamak da istemem. Havana’da 2 döviz bürosu var, 1 tane de havaalanında. 1 euro = 1.08 peso, halbuki girin internete kimse bundan bahsetmiyor, Küba şöyle güzel, böyle muhteşem! …Küba’lıların kendi parasını el altından biz almayı beceremedik, alabilsek de onunla mesela araba kiralayabilecek miydik, 2 tane ucuz pizza yemek için Küba CUP’unun peşinde koşturmaya gerek var mıydı zaten bilmiyorum…(CUP: Küba’ların Peso’su, CUC: Turiste özel geçirmeli pesosu)
  • Galahotels.com‘u mümkünse kullanmayın. Ben booking’den şaşmazdım ancak Küba her ajans ile çalışmıyor, Galahotels dışında başka ajanslar da var rezervasyon yapabileceğiniz…ama dediğim gibi o standardı düşük, çılgın pahalı büyük otellerde kalmaya gerek yok, sakın o butik otel, postkoloniyel mimari laflarına kanmayın…Postkoloniyel otel keyfini hem de dörtte bir fiyatınaSevilla‘da falan yaşayabilirsiniz. Galahotels sitesinden seçip, rezervasyon yapıp parasını ödediğimiz oteller yerine bize kafasına göre başka otellere yerleştirmiş. Bunu öğrenmemiz bile tabii saatlerimizi aldı, neyse bu konuyu fazla uzatmayayım ama asla ve asla güvenmeyin Galahotels’e! …bence bunda Küba’nın muhteşem işleyen sisteminin ve iletişim probleminin de etkisi vardır diye düşünüyorum.
  • Yemek konusuna özellikle girmek isterim… ben gittiğim yerlerde, o yöreye has yemekleri mümkün mertebe endüstriyel olmayan, doğal gıdaları tercih ederim. lezzet elbette önemlidir ama doğal ve yerel olmaları daha önemli… Açıkçası Küba’da kendine has, doğal bir yemek ben bulamadım…tipik tropik meyveler dışında (ki onlar da Uzak Doğu ve Afrika’dakiler gibi lezzetli değildi), tipik tavuk, pilav, kök sebzelerinden (patates, havuç, vs.) yapılan bir iki sulu yemek vardı. Kahve güzel değil, süt de süt tozundan yapılma…Küba, tarım ve hayvancılık olduğunu tahmin ettiğim bir ülke, incelemedim, bilmiyorum ama sanayi olmadığına ve her yer toprak olduğuna göre öyle olduğunu var sayıyorum; egzotik, bereketli toprakları olan bir ada sonuçta… ancak gel gör ki inekleri mi yoktu süt sağamıyorlardı, tavuk mu yetiştirmek çok zordu, yoksa vardı da bize mi vermediler (inanırım…) o kısmını ben hiç anlamadım…
  • Kimse öyle sokaklarda kolundan tutup salsa yapmıyor seninle, ders veriyorlar, o da paralı tabii ki…en fazla 3-5 çalgıcıyı dinlemek için durduğunda bile boğazına yapışıyorlar peso diye, antipatik oluyor, ortamın ruhuna uymuyor, anın içinde kaybolamıyorsun, hissedemiyorsun kısacası….
  • Yani sonuç, kendi varlıklarını dışarıdan kimseyle paylaşmak istemiyor da olabilirler, ya da ben öyle hissettim, ama turizm gelirine bu kadar bel bağlamış bir ülke için, biraz ayıp ediyorlar yani…ben alındım, bilmiyorum.

Tüm bunlardan sonra ‘İLLE DE BEN KÜBA’YA GİDECEĞİM’ diyenler için şunu öneririm:

    • Asla turlara o kadar paralar vermeye gerek yok! Skyscanner’dan aktarmalı uçuşlarla veya THY’nin yeni açacağı Küba hattı ile (yeni açılan hatlar promosyonlu olur hep) aşağı yukarı 1.700-2.500 (maksimum) arasındaki biletinizi güzelce alın. Yolculuğun 24 saat olanı hiç çekilmiyor, çok zorluyor…
    • Havana’da 2 gece, oradan Trinidad’a geçin, maksimum 2 gece ama denize gitmek isterseniz çok güzel bir sahili var (yukarıda anlattım), belki 3 gece de olabilir. Oradan Santiago de Cuba’ya geçin. Ben gitmedim ama ülkeyle ilgili bayağı fikrim oluştu, max. 2 gece kalın, o da yol yorgunu olmamak için. Zira Küba’da şehirler arası yolculuk zor dostum!
    • Varadero‘ydu, efendime söyleyeyim Cayo Coco‘ydu, asla gitmeyin! …hem oteller kalitesine göre aşırı pahalı, hem de öyle görülesi bir doğa güzelliği durumu yok. Çok isterseniz Cayo Coco’ya (o da araba kiralamışsanız) bir girer, dolaşır, yolunuza devam edersiniz.
    • Araba kiraları pahalı, günlük yaklaşık 60 euro’ya bulabilirsiniz. Ama nereye giderseniz gidin Casa Particular’da kalın, hem ucuz (gecelik 20-25 euro) hem temiz, pak, merkezi…
    • Yemekler ise bir öğün ortalama kişi başı 10-15 peso, (ha peso’nun değeri muallak o ayrı)…sabah kahvaltıları Casa’larda 5 peso, ama tüm bunlara rağmen turlardan çok çok ucuza gelir.
    • Vinales’i gitmeyi hiç önermem, gerçekten hiçbirşey yok! …doğa mı görmedik!
    • Araba kiralarsanız yollarda çok kaybolacaksınız, tabelalar çok berbat ama eğlenceli, hem amacımız macera değil miydi? …yoksa Küba’da daha ne yapmaya geldiniz ki?
    • Madem macera dedik, Küba tatil yapma, yan gelip yatma yeri değil! …karayip denizine çok girmek istediyseniz Bahamalar‘a falan gidin, çok mutlu olursunuz gerçekten, hem de daha az para veririsiniz…Küba’ya devrimi, sosyalizmi (?) yaşamaya, Buena Vista Social Club solumaya, ucuz rom içmeye (puro da diyecektim ama ‘ucuz’ kısmı olmadı) falan gidilir, o Küba romantizmini de Havana’da, Trinidad’da, Santiago’da yaşayın…
    • Geziniz asla 8 günü geçmesin, demedi demeyin, benden söylemesi!
    • İspanyolca önemli 🙂 …şehirde sorun değil ama araba kiralayıp, yollarda kaybolunca en azından sağ, sol, ileri geri gibi kelimelere çok ihtiyacınız olacak.
    • Gitmeden ülkede tuvalet kağıdı yok diye ortalığı ayağa kaldırmışlardı, var aslında, ama ülkedeki tüm tuvaletler paralı, kağıt almazsan bedava da girebilirsin, o gün ne kadar şanslı olduğuna bağlı 🙂 …en lüks restoranın bile tuvaleti paralı (1 peso)

Küba’lılar mutlu mudur değil midir onu bilemem…kendilerine sistem’den ya da yaşadıkları hayattan mutlu olup olmadıklarını çok kez sorduk, çünkü herkes gibi biz de Marksist olduğunu bizzat ilan eden biri tarafından uygulanan rejimin nasıl olduğunu çok ama çok merak ediyorduk, hem de büyük bir hevesle…ancak insanlar pek bu konuda konuşmaya hevesli değildi, daha çok geçiştiriyorlardı…bilmiyorum belki de kültürel bir şeydir, belki mutluluk, refah gibi kavramlar görecelidir, belki neden iyi olmayalım ki zaten diye düşünüyorlardır…ama sonuçta devletten aldıkları yardımın yeterli olmadığını ve dışa açılmayı istediklerini söyleyenler oldu.Kendine sosyalist Küba’yı ahir ömrümde gördüğüme memnunum, gönlümde yer etmediğini bildirir, kendisini tozlu ama hatırlamaya değmeyecek anılar arasına kaldırmayı diler bu yazımı sonlandırmak isterim…Sonuçta devrimi, farklı bir kültürü görmeye gitmek isteyenlere, Küba’nın tarihine ayrı bir sevgisi/ilgisi olana diyeceğim yok, amma velakin bu gezinizi tatile dönüştürmek, efendim gitmişken Karayip denizinden, güzel doğasından, yemeklerinden nasipleniriz diye düşünmek pek faydalı olmayabilir…benden söylemesi…

KÜBA’NIN PUANI: 10 üzerinden 6

Trinidad

_DSC0088

_DSC0077

_DSC0365

_DSC0023

Havana'dan bir Buena Vista Social Club

_DSC0300

_DSC0525

_DSC0510

IMG_5375

_DSC0529 (2)

IMG_5834

_DSC0664

_DSC0726 (2)

_DSC0475

IMG_5866 (2)

Bazen gittiğim bir yeri orada geçirdiğim tek bir an’dan ötürü sevdiğimi söylediğimde kastettiğim yer de buydu: voila!

_DSC0632

_DSC0623

IMG_6036

_DSC0491

Daha fazla Küba Fotoğrafı 

Tagged in: ,

%d bloggers like this: