Share this post with Digg

 Tarihî Newrozlar

 

Newroz Istanbul(3)

Newroz Istanbul(3) (Photo credit: Wikipedia)

Ben, bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki: Artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir.” Newroz 2013

 

PKK’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yaklaşık kırk yıldır yürüttüğü silahlı olan mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktiklerini belirlemek için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim.” Newroz 2015

 

Abdullah Öcalan’ın artık âdet halini alan, memleket, bölge hatta dünyaya seslendiği Newroz mektuplarının hem zarf hem mazruf açısından tarihî değerde olduğundan kuşku yok. Türkiye Cumhuriyeti’nin insan yerine koymadığı bir halkın lideri dolaylı da olsa konuşuyor ve esas, politika belirliyor. Buna rağmenKürt Siyasî Hareketi, ateşin kesildiği 2013 başından bu yana iktidar tarafından kendi kendine gelin güvey olmaya mecbur ediliyor sanki.

 

Kürt tarafı Newrozdan Newroza barışın çıtasını hep bir kademe yükseltse de iktidar tarafı, siyasî eşitlik ve iktidar paylaşımına radikal muhalefeti, çatışma çözümü konusundaki bilgisizliği ve beceriksizliği, en mühimi de Erdoğan’ın seçim hesapları dolayısıyla süreci çatışmasızlık aşamasından öteye taşıyacakadımları atmıyor, atamıyor ve büyük olasılıkla da asla atmayacak. Oysa Öcalan’ın son mektubunda Kürt Siyasî Hareketince daha önce de dile getirilmiş, sadece Kürtleri değil, HDP’nin seçim diliyle uyumlu biçimde Türkiyeliliğe de vurgu yapan güçlü ifadeler var. Yalnız bunların muhatabı yok. Kürt Siyasî Hareketinin iktidarın aksine, politika belirlediği, inisiyatif aldığı, daima birkaç adım önde olduğu artık gayet açık olsa da diyaloğu müzakereye, çatışmasızlığı kalıcı barışa, mektupları da kuvveden fiile taşımak için iki taraf gerekiyor. İktidar tarafı bu denklemde yok!

 

Öcalan’ın sözünü ettiği kongrenin nasıl, ne zaman, hangi şartlarda toplanacağına çok fazla takılmamak gerek. Kaldı ki bu olasılık ilk gündeme geldiğinden beri KCK ve pekçok Kürt yetkili görüşlerini kamuoyuyla paylaştı. Her ne kadar iktidar “silah bırakma” kararını seçim malzemesi yapmaya kararlıysa da Kürt tarafının kendisine, üstelik hiçbir somut adım atılmadan, böyle bir armağan vereceğini beklemek abestir. Öcalan’ın bahsettiği “ilkelerde mutabakat”tan ışık yılları kadar uzaktayız. Dolayısıyla dönelim metnin önemli unsurlarına.

 

“Halklarımızın ve kültürlerinin etnik ve dini farklılıkları, bu kriz ortamında, anlamsız ve acımasız kimlik savaşlarıyla tüketilmektedir.”

 

Ulus devletleri demokratik siyasetle aşarak açık demokratik kimliklerle bir ortaklaşmaya geçmenin mecburiyetidir. Bunun için ulus devletleri kendi içinde demokratik siyasetle demokratik ortaklaşmanın yeni bir türünü gerçekleştirmeye ve yine ulus devletleri kendi aralarında Ortadoğu’nun demokratik ortak evini inşa etmeye çağırıyorum.”

Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde özgür ve eşit anayasal yurttaşlık temelinde demokratik kimlik sahibi demokratik toplum olarak, barış içinde ve kardeşçe yaşama sürecine giriyoruz.”   

 

İttihatçı/Kemalist tasavvurun betondan karılmış yapay Türk ulusu Müslümanlarla Kürtlerin aktörleşmesiyle çoktandır çatırdadı. Bunun sonucunda doğal olarak ortaya çıkan kimlikler artık siyaseti belirliyor. Ama “kimlik siyaseti” eleştirisi nedense bilhassa Kürtlere getirilir. Öcalan o eleştiriyi savuşturmakla kalmıyor kimlikten bir kademe ötedeki ulus devletin aşılması çağrısında bulunuyor, ulusötesi bir siyasete vurgu yapıyor, aynı toprak üzerinde iktidar paylaşımını bir toplumsal mutabakat yani anayasayla garanti altına almayı teklif ediyor. Gayet değerli bütün bunlar.

 

Kürt Siyasî Hareketi Öcalanıyla, Demirtaşıyla, KCKsiyle, PYDsiyle memleketin ve bölgenin zinde siyaset odağı olmayı sürdürüyor. Sorun muhatapsızlık. Salt barış inşası değil Türkiye’deki yapıcı siyasetin de Kürtlerden başka aktörü kalmadı.

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor.

Tagged in: , ,

%d bloggers like this: