Share this post with Digg

 Türk resmî İslâmı Avrupa İslâmına karşı

 

Logo of the Presidency of Religious Affairs

Logo of the Presidency of Religious Affairs (Photo credit: Wikipedia)

Geçende Diyanet İslâm Yasası’nı kâbul eden Avusturya’yı hiddetle eleştiriyordu: “(…) Avrupa’da meydana gelen islamofobiyi bertaraf etmek varken, her ülkenin oturup kendi İslâmını inşa etmeye kalkışması doğru değildir. Hiçbir ülkenin bir dini mühendislik konusu haline getirerek ona şekil verme haddi olamaz, olmamalı. Ülke yöneticilerinin kendi ülkelerine özgü bir İslam oluşturma çabalarının beyhude bir çaba olduğunu belirtmek istiyorum. (…) Bu yasa tasarısıyla aslında Avusturya dini özgürlükler konusunda 100 sene geriye gitmiş olur diye endişe ediyorum. Çünkü dini özgürlükler açısından pek çok kısıtlamayı beraberinde getiriyor. Oysa bugün çağdaş dünyada bir yasa tasarısı hazırlanırken o ülkede yaşayan bütün inanç mensuplarını dikkate alarak, bu düzenlemenin yapılması gerekiyor.” Erdoğan da sözkonusu yasanın “AB müktesebatına aykırı” olduğu ve Avrupa’da “yeni 28 Şubatlar kurulduğu” gibi müthiş fikirler serdediyordu.

 

Önce Avusturya’da ne oldu, hatırlayalım. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Avrupa’da İslâmı resmî din olarak 1874’te tanıyan ilk Avrupa devletidir. Her ne kadar Osmanlının Müslüman topraklarının ilhâkının tanımada payı olsa da imparatorluk çöktükten sonra tanıma geçerliliğini korumuştur. Bu uzun geçmiş, herşeyden evvel Avusturya’nın İslâm konusunda kolayca küçümsenemeyecek bir birikimi olduğunu gösterir. Bugün ülkede toplam nüfusun yüzde 6-7’sı civarı yarım milyon kadar Müslüman yaşıyor.

 

Yasa uyarınca artık Avusturya’da başka bir ülkenin memuru din hizmeti veremeyecek. Böylece Diyanet memuru olan 65 din görevlisi bir yıl içinde geri dönecek ve uygulama kalkacak. Tüm İslamî dernekler anayasal bir kurum olan Avusturya İslâm Cemaati’ne bağlanıyor. İbadethanelerin malî kaynağı yalnızca Avusturya’dan gelebilecek. Beş Alevî inanç günü Kurban Bayramı, Aşure, Nevruz, Hızır ve Gadir Hum Sünnîlerin Ramazan Bayramıyla birlikte resmî bayramoluyor. Viyana Üniversitesinde, Alevilik bağımsız bir bölüm olmak üzere İlahiyat Fakültesi açılıyor. Kışla, hastane ve hapishanelerde din görevlileri düzenli hizmet verecek. Kabristan ve helal kesim için yeni düzenlemeler yapılıyor.

 

Gelelim Diyanet’in eleştirisine. İddianın aksine yasa muhatapları olan Alevî ve Sünnî cemaatlerle istişare sonucunda, onların destek ve onayı alınarak hazırlandı.

 

İkincisi, Batı Avrupa cumhurbaşkanı seçiminde görüldüğü gibi AKP’nin memleket ortalamasının çok üzerinde oy aldığı bir seçim bölgesi. Din üzerinden siyasî mühendislik, Diyanetin iddia ettiği gibi Batı Avrupa’nın değil asıl AKP’nin politikası. Oysa diğer Avrupa ülkelerindeki benzerleri gibi iktidara göbekten bağlı olan ATİB (Avusturya Türk İslam Birliği) yasayla şimdiki gücünü kaybedecek. Siyasî kontrol kaybına ilâveten memurlarının tasfiyesiyle dinî kontrol de elden gidiyor. Bunun önüne geçmek için Diyanet geçen yıldan beri çıkacağı bilinen bu yasaya alternatif olarak Avrupa ülkeleri doğumlu Türkleri burada eğitiyor. Avrupalı Müslüman ne kadar buralı, Diyanet ile AKP’nin sözünü ne kadar dinler, Avrupa’yı uyum konusunda uyaran devlet neden uyum söz konusu olunca feveran eder, bu sorular cevapsız. Kaldı ki uyum ile asimilasyon arasında, orada yaşayan bireyler dışında kimsenin belirleyemeyeceği bir ince çizgi vardır.

 

Üçüncüsü, Diyanet ve AKP’nin Alevîlik tedirginliği2013’te Alevîlik Avusturya’nın 15. dinî cemaati olarak tanındı. Bugün 50 okulda din dersi müfredatında. Yasanın Alevîlerle ilgili düzenlemeleri perçinlemesi Sünnî devleti pek rahatsız etti. ATİB vasıtasıyla verilen mesajda “Müslüman cemaatin birlik ve beraberliğine zarar verildiği” belirtiliyor. Birlik dediği inkâr, beraberlik dediği eritme!   

 

Türkiye Avrupa’daki vatandaşının her anlamda er veya geç oralı olacağını ne zaman idrak edecek, esas soru da herhalde bu.

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor. 

%d bloggers like this: