Diliniz KABA, vicdanınız TAŞ

Bir gün içinde kaç yazar bu başlıkla yazı yazabilir aynı dilde? Çıplak gözle seyredilebilen çatışmalar ülkesinde bir halkın topyekûn isyanı evlerinde rahat rahat oturan yüzde elliye ne ifade eder? Kabataş İskelesinden kalkan vapurlar bir daha geri dönmemecesine açık denize açılsa kim bilir kaç gün yeter yakıtları? Gelir yeniden dağıtılırken yeni Türkiye’nin yeni elitleri yanlarından geçen deri pantolonlu, üstleri çıplak tacizciler hayal eder. Bir kez “büyük düşün” denilmiştir onlara. Abartmak onların fıtratında vardır. Kendisini iskelede bekleten kocasına sitem etmek amacıyla bir kadın yanından geçen eylemcilerin varlığını bir halkın isyanını köreltmek amacıyla körükler de körükler. Eteğinin boyuyla sürekli uğraşılan, çıplak devletin karşısında her gün bir kat daha giyinmesi beklenen, her gün sokakta defalarca tacize uğrayan kadın “sizin deniz seviyesinden yüksekliğiniz ne kadar?” diye seslenir de elinde metreyle gezen boy ölçücülere, o kadınların beyanı esas kabul edilmez. Ayranı kabarmıştır bir kez yandaş ve dahi hanım kardeşlerimizin. Kabataş iskelesinden kalkan vapurun denizde yarattığı dalga karşı kıyıda bir dalga yaratır da, yürüyerek geçer köprüyü bir halk. “Avrasya Maratonundan kalma görüntüler bunlar efendim” diye sunulur. Halk kendi köprüsünü kurmuştur oysa. Kalpten kalbe giden o görünmez yol, kendi gözleri biber gazından yanarken, “AKP pankartını indiren çocuğa bir şey yapmasınlar” diye endişe ettirir derinden. Kendini unutmak, yoldaşına sahip çıkmak meseli kurmuştur o ilk köprüyü. Adının ne konulacağına da halk sokakta karar vermiştir. Kardeşlik kültünün ötesinde yoldaşlıktır, gönüldaşlıktır onun adı. Evet, halk muktediri çok fena taciz etmiştir.

“Sen geçerken sahilden sessizce, gemiler kalkar yüreğimden gizlice” derdi benim ilk gençlik yıllarıma denk gelen o güzelim şarkıda. Bir kalp çarpıntısıdır, yüreğin yerinden oynaması halidir sevda. Kavgadan uzaksan sevdadan da uzak kalırsın. Hayatında bir kez olsun sevdalanmamış, sevişmeleri mekanik, bakışları küt, söylemleri ruhsuz adamlar ve kadınlar dilimize kaba diyorlar şimdilerde. 13 yıldan bu yana bu halkın en güzel çocuklarını öldüren, bir o kadar güzel çocuklarını, kadınlarını suçsuz yere gençliklerini ellerinden alarak hücrelere tıkan, bavullarıyla hayatlarımızı karartan, kalbimizi ve sesimizi kabalaştırmaya çalışanlar adalete ihtiyaç duyduklarında, “tutuksuz ve adil yargılansınlar” diyebilen çocuk bakışlı, çocuk yürekli devrimcileri var bu ülkenin. Dilimiz şairanedir, liriktir abiler. “Ölmüştür geçmiştir”, “Kız mıdır, kadın mıdır?” diyenlerin vicdanları hala taş. Kabataş İskelesinden sessizce kalkan gemi kabartır yüreğimizi, şişen dilimizi de söyleriz her gün, Marmara Denizinin dibindeki batık kitaplar ve aşklar duysun diye: Halka yalan söylemek suçtur.

 

%d bloggers like this: