Share this post with Digg

İhtilâlin ideolojisi, propagandası   

 

English: AK Party poster after the parliamenta...

English: AK Party poster after the parliamentary elections in 2007 in Turkey. The poster says “thank you Turkey” and could be found everywhere in Turkey. This one is from Gaziantep (Photo credit: Wikipedia)

“Yerel ve millî” ihtilâlin freni çoktan boşalmıştı. 7 Ocak Charlie Hebdo katliamı memlekete kocaman bir ayna tutarak şimdilik fikren savrulduğumuz, yakında fiilen savrulabileceğimiz uçları faş etti. Günümüz İslâmının neo-selefî kaynaklı “ezelî mağduriyet-intikam” kısırdöngüsünün hedefinde Batı/Hıristiyan/Yahudi/Emperyalist terkibinden oluşan dış düşman ile dış düşmanın içerideki uzantıları (nüfusun gerçek çoğunluğu) var. Dışarıda İslâm’ın sancaktarı, yedi düvelde Müslümanların hamisi AKP ihtilâlinin uçsuz bucaksız Dar-ül harb’ı. İçeride son iki yüzyılın hıncını almak, kaybedileni ihya etmek, moderniteyi kendi usulünce yeniden uydurmak, tozpembe yarınları inşa etmek üzere yeni egemenlerin başlattığı ihtilâl. Her gayrikanunî tasarrufun mubah sayıldığı bu “ilâhî” davanın ideoloji ve propaganda sistemini anlamaya çalışalım.

 

İktidarın aldığı çoğunluk oyu kendisi ve etrafındaki kuvvetperver kitlenin yegâne dünyevî dayanağı. Hedef o çoğunluğun dini olan Sünniliğe binaen, velâyet/vesayet makamlarının her kelamına ve her icraatına meşruiyet kazandırmak. Esasen bir totoloji, bir yumurta-tavuk hikâyesi bu: “Sünnî çoğunluğun ne istediğini bilen veli/vasi iktidarın, her dediği, her yaptığı doğal olarak doğrudur” gibi bir mantık. Çoğunluk vurgusu mümbit olduğu kadar ideolojiyi faşist boyuta taşıma gücünde. İki örnek: Kasım 2013 Yeni Şafak’ta Hayrettin Karaman Bana göre birinci çare, yüzde yüze yakını Müslüman olan bu toplumda İslam’ı temel referans alan bir demokratik düzendir. Liberal demokraside ısrar edilecekse, hükümetlerin, bu rejime ters düzen devlet davranışlarına teşebbüs etmemesi, ama bireylerin, muhtaç oldukları çoğunluğun hatırı için bazı özgürlüklerini ‘gönüllü olarak’ kullanmamalarıdır.” Ocak 2015 Cumhuriyet’te Alev AlatlıDemokrasi bir tarafıyla da feragat rejimidir. Hayatın ille de sizin istediğiniz gibi akıyor olmamasına tahammül edersiniz. (…) Sokağa dökülenler (…) kendilerini içinde buldukları, sürdürmek zorunda hissettikleri hayat, idealize ettikleri hayatla örtüşmeyen, yanlış zamanda, yanlış mahallede doğmuş olmaktan mustarip yurttaşlarımız. (…) Mutsuzlukları bana hüzün verirken, teselliyi, rejimle mutmain olan daha büyük kitlelerde bulurum.”

 

Aksaray, ideoloji ile propagandanın ana üretim ve kumanda merkezi. Her gün gündeme soktuğu birey ve toplum temalı çıkışlar, keza dış dünyaya verilen ayarlar hesaplı, kitaplı. Beride bu beyanları gece yarısı vahî inmişçesine sabaha manşetten gören devasa bir medya sistemi var. Sistemin “dişlileri” köşe yazarları. Çok çocuk yapma gereğinden “Osmanlıcaya”, Amerika’nın Müslümanlarca keşfinden kadın-erkek eşitsizliğine tekadamın serdettiği bütün Yeni Türkiye ideolojisini meşrulaştırma, kalabalıklara ve uluslararası kamuoyuna izah etme görevi bu heyette. Beyinler, her biri kendi meşrebince ikbal peşinde: mebus namzetliğinden dünyalık gailesine, şu fanî dünyada bir nam edinme kaygısından rejimin fahrî ideologluğuna uzanan renkli bir yelpazede boy gösteriyorlar.

 

Devlet kurumları propagandanın ana kumanda merkeziyle eşgüdüm hâlinde.  Müsteşar ve müsteşar yardımcısı seviyesinde artık tamamen ülküdaşlardan oluşan bürokrasi, merkez ideolojinin hem uygulayıcısı hem propagandisti olarak çalıştığı hissediliyor. Bunlar arasında en önde gelenler Diyanet ve “Yeni Türk Üretim Merkezi” olarak daha uzun erimli çalışan Millî Eğitim. Diyanet’in fetvaları ana kumandanın emirlerine semavî meşruiyet kazandırıyor. Etrafında etkisini katlayan ve AKP tarafından kontrol edilen bir dolu ahir zaman peygamberi, vakıf ve think tank mevcut. Hepsi sosyal medya ve televizyonu azamî kullanıyor. En alt basamakta da trol denilen hırçın lumpen güruh var.

 

Merak konusu ise şu: O ideoloji neden selefîlik, neden sufîlik değil?

%d bloggers like this: