KKTC ve Türkiye bayrakları yan yana.

KKTC ve Türkiye bayrakları yan yana. (Photo credit: Wikipedia)

Kıbrıs’ta kritik zıtlaşma

 

AKP “küresel oyuncu” olduğundan beri Kıbrıs gibi ufak tefek işlerle uğraşmıyor. Ve o ufak tefek ama asırlık sorunlar oldukları yerde duruyor. Bugün Adanın vilâyetleşmiş kuzeyi Türkiye açısından idarî, iktisadî, içtimaî ve askerî bir fiyasko. Güneyle olan ilişki ise yakın zamana kadar, federal bir çözüme kerhen verilen destek ve esas güney karasularında keşfedilen, Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılayacak boyutlardaki fosil yakıtlarla ilgili mızıkçılıkla belirleniyordu. 20 ekimde Barbaros arama gemisi ve ona eşlik eden donanma mızıkçılığı yeni bir boyuta taşıdı. Hükümet, kırkıncı yılını idrak etmiş bulunan toprak işgâlini, Niyazi Kızılyürek’in deyişiyle denize doğru genişletmiş bulunuyor. Zira 20 ekim müdahalesi geçici gibi durmuyor. On gün sonra 30 ekim MGK’sında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölgesinde (MEB) yaptığı sondaj çalışmaları ele alındı. Yapılan açıklamada, “Türkiye’nin kendi kıta sahanlığı içinde ve garantör ülke olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ruhsatlandırdığı sahalardaki hak ve menfaatlerinin korunması için gereken her türlü tedbirin önümüzdeki dönemde de kararlılıkla alınacağı belirtilmiştir” değerlendirmesinde bulunuldu. (Türkiye uluslararası zeminde KKTC’nin değil Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörü ya neyse.) Oysa daha 20 ekim günü Kıbrıs Cumhuriyeti MEB’ine yapılan ihlâli reddetmiş, süregelen müzakereleri askıya almış, Türkiye’nin AB müzakerelerinde olası her gelişmeyi de veto edeceğini ima etmişti. MGK kararı Kıbrıs’ın tepkisini hiçe sayıyor. Kıbrıs müzakereleri ve AB müzakereleri ile bağlantılı olumsuz sonuçlarını da hiçe sayıyor. Kıbrıs müzakerelerinin gayri resmi sponsoru ABD, civarda MEB sahibi diğer ülkeler İsrail, Mısır ve Yunanistan’a da posta koyuyor, hatta denizlerde MEB kuralının emanetçisi BM’yi bile hiçe sayıyor.

 

MGK’dan sonra haftasonu donanma “angajman kurallarını Başbakanlık Genelkurmay Başkanlığı’na, Genelkurmay da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na devretmiş durumda. Biz bu konuda herhangi bir durumla karşılaştığımız takdirde verilen angajman kuralları çerçevesinde hareket edeceğiz” diyerek bir salvo attı. Tam bir kural tanımaz kabadayı devlet görüntüsü.

 

Bu resim, içerde gittikçe sıkışan iktidar, seçim öncesinde, sonuçlarını göze aldığı ucuz bir dış zafer peşinde mi sorusunu akla getirmiyor değil. Ya da daha vahimi, TSK adada ilelebet kalmayı böylece garanti altına almak derdinde mi? Zaten posta koyulan aktörlerle köprüler ya atılmış ya da atılmak üzere. AB ile müzakereler umurda değil, ABD ile sürtüşme her gün artıyor, bölgedeki dört ülke ile ilişkiler berbat. Kıbrıs diye bir ülke zaten varsayılmıyor, İsrail husumeti ayağa düştü, Mısır deyince iktidar cin çarpmışa dönüyor, Yunanistan ile 15 yıllık yumuşama hiçbir somutluk kazanmadı. Hatta BM Güvenlik Konseyi oylaması fiyaskosundan sonra BM’ye dahi içerlemiş olabilirler.

 

Diğerleri de, Türkiye’nin kabadayılığını pek dikkate almıyor. AB ile müzakerelerin yeniden derin dondurucuya giriyor olması AB’nin zaten politikası olma yolunda. ABD bölgedeki şirketi Noble Energy’yi desteklerken “sorunlu müttefikin” ruh hallerine pek bakmıyor, Kıbrıs-Mısır-Yunanistan hafta sonu gazın Mısır’da depolanması anlaşması imzalıyor, Kıbrıs-İsrail-Yunanistan benzer bir üçlü anlaşma yapmak üzere, İsrail dışişleri bakanı Kıbrıs’a garanti veriyor, keza Yunanistan.

 

Oysa daha düne kadar Federal Kıbrıs Cumhuriyeti altında gerçekleşecek birleşme sayesinde güney karasularında bulunan fosil yakıtlar bütün adanın mülkiyetinde olacaktı. Anadolu’dan boruyla gelen su da paylaşılacak, AB müzakerelerinin onu açılacak, asker geri dönecek, doğu Akdeniz’de çok ihtiyaç duyulan bir barış ortamı belirecekti.

 

Küresel olma iddiasındayken yalnız kabadayı nasıl olunur, işte size mükemmel bir örnek.

 

Bu yazı ilk  olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor. 

Leave a Reply

%d bloggers like this: