Share this post with Digg

Muhalif siyasetin alanı

 

English: Mevhibe, Ömer, Özden (later Toker), E...

English: Mevhibe, Ömer, Özden (later Toker), Erdal, and İsmet. (Photo credit: Wikipedia)

Kritik 2015 seçimini belirleyecek siyaset sezonu açılıyor. Dar ve geniş anlamında siyaset dünyasının muhalif güçleri nicedir, bir göz atalım.

 

12 yıldır iktidarda olan AKP’nin ezber bozucu ve bu anlamda “muhalif” özelliğinin yerinde yeller esiyor. Artık memleket siyasetinin kronik hastalıklarını, üstelik yenilik iddiasıyla sergileyen bir heyula var. Elinde kalan son “muhalif kart” Kürt çatışmasının çözümü.

 

AKP’nin kendi dışında kalan siyaset konusundaki tavrı vahim. Kendi gibi düşünmeyeni gayrimillî düşman ilân eden sakat bir zihniyete sahip. İkincisi, muhalefeti de seçime yani meclise indirgeyen, meclis dışındaki yurttaş itirazını, ne kadar meşru olursa olsun asla ve kat’a dikkate almayan, muhalefeti CHP/MHP’yle sınırlamaktan gayet memnun iptidaî bir anlayışa sahip. Üçüncüsü bu anlayışla dahi uyuşmayan “baraj aşkı”! Madem AKP’ye göre muhalefet sadece seçilmişlerden oluşabilir o vakit seçim barajının düşmesi (tamamen kalkması) ve temsil adaletinin böylece gerçekleşmesi gerekmez mi? Erdoğan’ın gönlünde yatan rejim değişikliği penceresinden bakınca 2015 seçiminde barajda bir değişiklik mümkün değil.

 

Gelelim CHP’ye. Geçende Taraf’taki haberde Kürt meselesine vakıf bazı vekillerin kurultay öncesi Kılıçdaroğlu ile biraraya gelerek Kürt meselesini çözen partinin iktidar olacağını, genel başkanın halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkı, anadilde eğitim gibi nazik konulara değinmesini ve “Kürt meselesini çözecek parti CHP’dir” diyebilmesini temenni etmişler. Yine geçen hafta Beşiktaş’ın CHP’li Belediye Başkanı Hazinedar Hakkâri’de bu minvalde sözler sarfetti. Kurultay’da söz alanlar çözüm yerinin meclis olduğunu yinelerken CHP’siz çözüm olamayacağını ima ettiler. Bin kere söylenmiş bir gerçek bu, ama kolay değil. Yani ne CHP ile ne CHP’siz. Nitekim Kılıçdaroğlu konuşmasında kimsenin itirazı olmayan Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndan ve KCK davasından dolayı tutuklanan, kelepçelenerek fotoğraflanan BDP’li belediye başkanlarından bahsetti. Ama o kadar.

 

Kapatılan siyasî partilerin aynı adla tekrar açılmasını engelleyen 12 Eylül yasasının 1992’de kaldırılmasıyla SHP içindeki muhalefet CHP’yi ihya etmek için kolları sıvamıştı. 9 eylül 1992’de CHP tekrar açıldı ve SHP’den ayrılan bir grup milletvekili CHP’ye geçti. Rahmetli Erdal İnönü, enkazı muazzam olan devlet partisi CHP’nin SHP’ye katılarak hiç olmazsa adının verdiği yükten kurtulmasını temenni etmişti. Dinlemediler. Bugün bulunduğu yerde CHP, geçen gün Taner Akçam’ın hatırlattığı kâbus ve kamburların esiri olmuş bir parti. Kurultayda radikal ulusalcı kanadı tasfiye etmiş CHP, kemik seçmeninin bir bölümünü MHP/İP çizgisine kaptırmak bahasına deli gömleğini yırtıp atabilecek mi, göreceğiz.

 

BDP/HDP’ye gelince, 12 Haziran 2011’deki son milletvekili seçimlerinden ve esas 2013 başındaki ateşkes kararından sonra BDP “muhalefet” kelimesinin hakkını veren parti olarak yerini aldı. Ancak çözümün AKP tarafınca ateşkese indirgenmesiyle Kürt siyasî hareketi haklı olarak kendi başının çaresine bakmaya başladı. Çözüm, “domuzdan kıl koparma” hamlelerinden ibaret hâle geldi ve sonuçta BDP’nin muhalefet işlevi, Demirtaş’ın adaylığının yarattığı pozitif ivmeye rağmen, epeyi sınırlandı. Öcalan’ın DTK kongresine yolladığı mesajdaki “devlet olmayı amaçlayan ya da devletten beklentili bir yaklaşımı esas alan devletçi bir zihniyet yerine toplumsal dinamiği açığa çıkaran öz örgütlülüğe dayalı bir öz yönetim zihniyetinin gelişmesine ihtiyaç duyulduğu açıktır” ifadesi “kendi başının çaresine bakma” çizgisini gayet berrak anlatıyor.

 

Sonuçta Kürt çatışmasının çözümüyle şekillenen muhalif siyasetler birbirini sıfırlarken siyasetin zaten iyice daralmış alanı külliyen tahkim ediliyor. Geriye kalıyor mecliste temsil edilmeyen muazzam muhalif kitle ve… mizah!

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor.

%d bloggers like this: