Ayşe Özer: TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİM: ALS

Posted by on September 9th, 2014
Stored in Ayşe Özer, Contributors, TURKISH

Share this post with Digg

English: 1934 Goudey baseball card of Lou Gehr...

English: 1934 Goudey baseball card of Lou Gehrig of the New York Yankees #37. PD-not-renewed. (Photo credit: Wikipedia)

TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİM:ALS

Son birkaç haftadan bu yana sosyal medyada ALS farkındalığı yaratmak üzere çekilmiş videolar paylaşılıyor. Buz dolu bir kovayı başından aşağı boca eden farkında kişi, videonun sonunda bir veya birkaç kişiye meydan okuyor. Buz dolu kovayla farkındalık yaratmak üzerine bir dolu laf edilebilirse de, herkesin bu hastalık üzerinde konuşmaya başlaması bir nebze de olsa işe yaradığının göstergesi.

Amiyotrofik lateral skleroz kas erimesini ve omurilikte harabiyeti anlatan bir tıbbi terim. Tüm dünyada görülen bir hastalık olan ALS, Amerika’da ünlü beyzbolcu olan Lou Gehrig adıyla,  İngiltere’de ise Motor Nöron Hastalığı (MND) olarak anılıyor.  Türkiye’de ünlü bir futbolcu olan eski Galatasaraylı ve Fenerbahçeli Sedat’ın Hastalığı olarak tanınıyor. Toplumda 1/10.000 den daha seyrek görülen hastalıklara Orphan disease (Yetim hastalıklar) deniyor. ALS (Amiyotrofik Lateral Skleroz – Motor Nöron Hastalığı) ise toplumda 2-6/100.000 oranında görülüyor. Yani ALS, “Yetim hastalıklar” grubunda kabul ediliyor.

Kabaca bir tahmin ile Türkiye’de her yıl 1500 – 4500 civarı hastanın ALS tanısı aldığını, toplam 8000-10000 civarında hasta olduğu söylenebilir. Ancak Türkiye’de kaç ALS hastasının var olduğu tam olarak bilinmiyor. Türkiye’de ALS Hastalığı ile ilgili olarak herhangi bir epidemiyolojik çalışma şu ana kadar yapılmamış. Bu hastaların genetik danışmanlığı rutin olarak uygulanmıyor. Zira ALS hastalarının % 10 u genetik, bunların da yarısı ailesel geçiş göstermekte. ALS hastalarının çoğu (% 90) 5-7 yıl içinde kaybediliyor. Geri kalanı içinde 15-20 yıl yaşayanlar var ki, dünyada en uzun yaşayan ALS hastası Stephen Hawking. 44 yıl ile ilk sırada. Kalan % 10 u, çok zor koşullarda yaşıyorlar (Evde yoğun bakım ortamı oluşturmak, tıbbi cihaz, kesintisiz güç kaynağı, havalı yatak, bakıcı vs)

ALS hastalarının bir başka özelliği de belirli bir kişilik profiline uymaları. Bu hastalar genellikle mesleğinde yükselmiş, zeki, duygusal ve yaratıcı insanlar. İlerleyici olan kas güçsüzlüğü, sonunda hastayı hareketsiz duruma getirmesine karşın, hastalığın son günlerine dek zihinsel ve entellektüel yetenekleri korunmakta. Bu nedenle bu hastalar için iletişim çok önemli. Türkiye’de bu durumdaki hastaların iletişim kurması için gerekli yardımcı donanımlar (Head-mouse, eyegaze, eyetracker gibi bilgisayar sistemi, yazılımı, donanımı, kısacası yüksek teknolojik cihazlar ) yok; olsa da çok pahalı ve SGK kapsamı dışında kalıyor. Türkiye’de henüz bir ALS MNH kliniği, bakım, eğitim merkezi vs de bulunmuyor.

ALS’nin bugün bilinen tek ilacı “Riluzole”; etkisi hala şüpheli; vücuttaki glutamat miktarını azaltıyor gibi görünmekte, bu da hastalığın ilerleyişini yavaşlatıyor. Riluzole hastanın ömrünü uzatmakla kalmıyor, aynı zamanda uygun hastalarda solunum cihazına bağımlığını ya da trakeotominin başlangıcını da geciktiriyor. Ancak yaklaşık 10 hastadan 1`inde tedavinin durdurulmasına yol açacak seviyede yan etkiler görülüyor.

Öte yandan ilaç endüstrisi, hasta sayısının düşük olması nedeniyle yeterince AR-GE çalışması yapmak konusunda çok da istekli değil. Yetim hastalıklar için üretilen yetim ilaçlar, maliyetleri nedeniyle geri ödeme kurumları tarafından genellikle geri ödeme listesine alınmıyor. Ancak bunun yanında bir yetim ilaç olarak piyasaya sürülen bir ilaç her kış görülen basit gribal enfeksiyonlar için ödenen bir ilaç haline gelebiliyor. Yani devlet “bağzı” yetim ilaçları evlat ediniyor.

Nadir hastalıklardan etkilenen hastaların tedavi olanakları ve bilimdeki gelişmelerin dışında kalması onları tedavi anlamında diğer hastalarla eşit olmayan koşullara sürüklüyor. Bu nedenle kamu yetkilileri, yetim ilaçlar sektöründeki araştırma-geliştirme çalışmalarını tetiklemek amacıyla sağlık ve biyoteknoloji sanayisi için teşvik tedbirlerini uygulamaya koymuş. Bu uygulamalar 1983 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nde Yetim İlaç Kanununun yürürlüğe girmesi ile başlamış ve bunu daha sonra 1993 ve 1997 yıllarında Japonya ve Avustralya’daki uygulamalar izlemiştir; Avrupa’da ise uygulamaya 1999 yılında Üye Devletlerde yetim ilaçlar politikasının yürürlüğe girmesiyle başlanmıştır.

Global ilaç endüstrisi, genellikle çok uluslu şirketlerin tekelinde. Kendi yağıyla kavrulmaya çalışan yerli firmaları da şirket evlilikleriyle hemen bünyesine katıyor. İlaç gibi talep esnekliği sıfıra yakın, yeri başka hiçbir ürünle doldurulamayacak bir ürünün üretimi gözünü kar bürümüş bir sektöre teslim edilmiş durumda. İlaç endüstrisi artık ilaç değil, hastalık üretme ve sağlıklı insanlara ilaç satma peşinde. Ürettiği satılık hastalıklar ile önce hastalığı yaratıp sonra o hastalığın tedavisinde kullanılacak olan ilacı ya mevcut ürün gamından önererek, ya da mevcut molekülün farklı bir tuzunu piyasaya sürerek karını arttırıyor.

Geri ödeme kuruluşlarının gündeme getirdiği ilaç ekonomisi (farmakoekonomi) uygulamaları da ilaç endüstrisinin pazarlama faaliyetine dönüşüyor. Ruhsat ve geri ödeme dosyalarında ilaç firmaları tarafından “kendi” akademisyenlerine yaptırılmış maliyet etkililik çalışmaları dosyayı kabarıklaştırmak için kullanılıyor. Sınırlı kaynaklarla sınırsız insan ihtiraslarını karşılama bilimi, söz konusu insan hayatı olduğunda kimin hayatını kurtaracağına dair etik bir kararı oluşturamıyor. İlacın piyasaya sürülmesi için gerekli olan üç koşuldan (güvenlik, etkinlik, kalite) sonra dördüncü koşul olarak öne sürülen maliyet etkililik, kaliteye ayarlanmış yaşam yılı(QALY) gibi kıstaslar kullanılarak hesaplanıyor. Gelişmiş ülkelerde QALY başına ödenecek tutarda geri ödeme kurumları için bir eşik bile bulunmuyor. Türkiye’de ise devlet otoritesi ne bu çalışmaları yapacak durumda, ne de bu çalışmaları değerlendirecek nitelikte personeli mevcut.

Buzlu kova boca etme etkinliği, celebrity abilerimizin ve ablalarımızın ucuz bir duyarlılık gösterisine dönüşürken tüyü bitmemiş yetim oluyor ALS. Das kapital bir kova buzlu suyla kendini vaftiz ediyor. Gündemde ve “farkında” kalmak için boca ediliyor baştan aşağı buz dolu kovalar Ağustos sıcağında. Hem vicdanlar, hem de bedenler ferahlıyor. Bir nevi kırklama seremonisi yaşanıyor. Yıldız Tilbe lideri olsa, milli marşı da “ellerini hangi su yıkar ortalık malı?” olsa o yüce kapitalin. Zaten aşklar hep yalan dolan. 

Kaynaklar

  1. www.alscot.org

  2. www.als.org.tr

  3. https://who.int

  4. http://orpha.net

  5. Satılık Hastalıklar, Ray Moynihan, Alan Cassels, Hayy kitap, 2006

%d bloggers like this: