HDP’li vekilin başkanlık nazariyesi

 

Perşembe T24’te HDP Hakkâri milletvekili Adil Zozani’nin, ağırlıklı olarak başkanlık sistemini irdeleyen makale kıvamında, derin bir mülâkatı çıktı. http://t24.com.tr/haber/hdpli-zozani-parlamenter-sistem-islemiyor-baskanlik-sistemine-gecilebilir,263163

Kürt siyasî hareketi başkanlık konusunda kapıyı daima aralık tutsa da Meral Danış Beştaş’ın şubat 2013’te Taraf’a verdiği mülâkat gayet açıktır. Daha sonra konu, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na geldi. Kaba hatlarıyla duruş şu: esas olan bütün ülkeyi kapsayacak bölgesel yönetimlerdir; bu, parlamenter sistem veya başkanlık sistemi içinde olabilir. Yani öncelik gayet mâkul olarak, başkanlıkta değil. Uzlaşma Komisyonu’na BDP tarafından verilen teklif başkanlıktan söz etmez, anayasada “ülkenin idarî teşkilâtı ademimerkezîdir” ibaresini önerir, kamu yönetimi bölümünde de tüzel kişiliği haiz bölgesel yönetimleri tarif eder. AKP’nin aynı komisyona verdiği “Başkanın görev ve yetkileri” teklifi ise Kürt siyasetinin umduğu ademimerkezî ilke, yapı ve işleyişten asla bahsetmez. Sadece total yetkilerle donatılmış, hiçbir gerçek denge ve denetlemeye tabi olmayan bir başkanlıktanbahseder.

 

Şimdi, konunun taraflarının duruşları bu kadar açıkken bir HDP’li vekilin cumhurbaşkanı seçimi öncesinde, başkanlık sisteminin AKP’li tenoru Burhan Kuzu’nun, kafa karışıklıkları da dâhil engin fikriyatını çağrıştıran fikirler serdetmesinin anlamı ne olabilir? Vekilin, AKP’nin yasama ve yürütme yetkilerini haiz merkez dışında herhangi bir yerel, bölgesel veya federe yapıyı kat’iyen benimsemediğini bilmemesi mümkün mü? Seçim arefesinde Kürt siyasetinin Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı ve başkanlık muradı konusundaki tavrının Türkiye kamuoyunda haklı ya da haksız ciddî endişeler yarattığı mâlum. Öyleyse, seçimin ilk turu dahi yapılmamışken, ne HDP adayı ne partinin yalanladığı böylesi açık bir destek yangına körükle gitmek değil mi?

 

Zozani Tayyip Erdoğan’a başkanlık konusunda destek vermekle de yetinmiyor. Kürt siyasî hareketi ile “Türkiye partisi” şiarıyla yola çıkmış HDP’nin söylemlerinin ve HDP’ye oy vereceklerin demokrasi beklentilerinin tam aksi yönde beyanda bulunuyor.

 

Misâlen, parlamenter sistemin Batı taklidi olduğu: “Parlamenter sistem, 90 yıl boyunca Türkiye’nin toplumsal dokusuyla uyuşmayan bir kıyafettir”; denge denetlemenin yürütmeye engel olduğu: “Türkiye’de halk sandık başına gidiyor, birilerini seçiyor ama bu seçilenler devlet yönetiminde muktedir olma şansına sahip değiller. Davul siyasetçilerin boynunda, tokmak bürokrasinin elinde”seçimin ilk turundan sonra rejim değişikliği gerçekleşeceği: “10 Ağustos aynı zamanda Türkiye’nin idari ve siyasi yapısının nasıl değişeceği konusunda da bir referandum olacaktır”seçim ve sandık sonucunun çoğunlukçu mutlak iktidar anlamı taşıdığı: “10 Ağustos itibariyle parlamentonun yetkisi artık halka devrediliyor”aslında seçimin bile beyhude olduğu: “yeni cumhurbaşkanı Sayın Demirtaş da olsa sistem krizi yaşanacak”… Sonuçta söylediklerinden, yegâne denge denetlemenin Kuzey Kürdistan bölge yönetimi olabileceği tahmin ediliyor.

 

Zozani’nin söyledikleri taktik bir mağdur ittifakına benziyor! Mağduriyet ve ödenen bedeller kıyas edilemezse de AKP’nin ebedî mağdurlardan kurulu, başında Erdoğan bulunan Yeni Türkiye’si ile Kürt siyasetinin mağdurlardan kurulu ve başında Öcalan bulunanYeni Kürdistan’ının tarihî buluşması. Eski Türkiye damgalı, kaybettiği köşe tellallarınca kesintisiz anons edilen bakiyenin dışarıda kaldığı bir buluşma bu. Sonuçlarını küçümsemeyelim. Ama en önemlisi bu taktik ittifakla barış ne kadar inşa edilebilir, demokrasi nereye savrulur bir düşünelim.

 

Aylardır yığılan ceberutluk ve zırvadan illallah demiş bir vatandaş olarak izninizle biraz dinleneyim.

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor. 

 

Tagged in:

%d bloggers like this: