Share this post with Digg

AB?ye katılım yılı artık şart

Avrupalı

Avrupalı (Photo credit: Wikipedia)

 

Avrupa Komisyonu, müzakere eden aday ülke Türkiye?nin İlerleme Raporu?nu açıkladı.  

Ülkemizin adaylığı AB?nin çok çalkantılı bir dönemine rastladı. Kendi sorunlarıyla boğuşmakta olan Birlik Türkiye?nin üyeliğine bahaneler bulmakta zorlanmadı. Bugün Avusturya ve Fransa?nın başını çektiği bir grup ülke genişleme politikasının geleceğini Türkiye üzerinden sorguluyor. Türkiye?nin üyelik perspektifi 2005?te Anayasa?nın Fransa ve Hollanda tarafından reddedilmesinin başlıca nedeni olarak algılanıyor. Kamuoylarının kafasındaki zaman aşımına uğramış Türk imajı popülist Avrupalı politikacının işine geliyor.

 

 

Bu gönülsüzlük, içinde bulunduğumuz süreci derinden etkiliyor. Müzakere eden aday Türkiye için Avrupa?da ne yeterince malî ne de siyasî destek mevcut. Vazgeçtik, üyelik perspektifimiz alenen sorgulanır hâle geldi. İçinde bulunduğumuz genişleme dalgasında hiçbir diğer aday Türkiye kadar hor görülmedi, hiçbiri Türkiye kadar AB üyeliğinden soğutulmak istenmedi. Sonuçta insanımızın gözünde AB hiç havuçtan söz etmeyen ve sadece sopa gösteren soyut bir nesne halini aldı.  

 

Bizim tarafta işlerin şevkle yapıldığını söylemek mümkün değil. Defalarca yazdığım gibi müzakerelere başlama tarihi alındıktan sonra AB uyumu veya değişim amacıyla herhangi ciddî bir reform yapılmadı. Yapılmış olanlar izah edilmedi, uygulamaları yetersiz kaldı. Ama belki en vahimi AB rüzgârıyla ülkeye yerleşen ve hiç tanımadığımız özgürlük ikliminin değeri bilinmedi. 

 

Burada ve orada yapılan kamuoyu yoklamaları bu olumsuz durumu açıkça ifade ediyor. Türkiye?nin AB?nin sırtında kambur olacağı hissine kapılmış olan Avrupalı ile AB?nin Türkiye?ye zarar vereceği hissine kapılmış Türk artık neredeyse birbirlerine düşman gözüyle bakıyor.  

 

Karşılıklı güven tazelemek

 

Bugün bulunduğumuz noktada artık her iki tarafın da güven tazelemesi, eğer olmuyorsa niyetini açıkça belirtmesi gerekiyor. Kamuoylarının etkisiyle Avrupalı politikacının ?Türkiye?, buralının da ?AB? sözcüklerini telaffuz edemez hâle gelmesi sürecin meşruiyetine ciddî darbe vuruyor. Diğer taraftan AB ülkeleri ile Türkiye?nin çoktaraflı ve ikitaraflı ilişkileri kronik bir kriz idaresi biçiminde sürdürülemez. 

 

Her iki tarafta da yapılan ?kopmasın da ne olursa olsun, günü geldiğinde bakarız? hesabının günü geldiğinde bakılacak yanı olmayacaktır. Zira işlerin tavsaması her iki tarafta da ciddî politika değişikliğine yol açabilecek derinlikte olacaktır. En vahimi, işlerin tavsamasıyla oluşmakta olan belirsizliği siyasetten önce ekonomi değerlendirecektir.

 

Türkiye?de AB üyeliği konusunda var olduğu farzedilen toplumsal mutabakatın yenilenmesinde büyük yarar var. Ancak bu ortamda kimin, hangi parti veya kurumun inisiyatif alabileceği meçhul. Ama er veya geç bu muhasebe yapılacaktır. AB tarafında ise 17 Aralık 2004 kararıyla sabitlenen üyelik perspektifimizin yerine herhangi ikinci sınıf bir statü konusunda AB ülkeleri arasında hiçbir zaman anlaşma olamayacağından Türkiye?nin üyeliği meselesi sadece ileriye dönük bir ivmeyle çözümlendirilebilir. 

 

Bugün artık sürecin yeniden canlanması için gereken ivme Türkiye?nin iradesi kadar AB?nin vereceği katılım yılında gizli. Şahsen Cumhuriyetimizin yüzüncü yıldönümü olan 2023 hem hoş hem de mâkul gözüküyor.

                                                                                                ***
31 ekim 2006?da Vatan?da çıkan bu yazının özüne dokunmadım. 7 yıl önce 2023?ü telaffuz ettiğimde ?kim öle kim kala? diyen çok olduydu. Cumhuriyetin 90. yılına yakıştı doğrusu, darısı 100. yılın başına. 

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ya yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor.

Enhanced by Zemanta

Tagged in: , , ,

%d bloggers like this: