Bir Boşluk ve Hiçlik Senfonisi: Yerçekimi

Aslı TUNÇ

gravity-movie-poster-closeup

Savrulmak önce, devasa, uçsuz bucaksız kozmozda, tek başınıza savrulmak? sizi tutan, bir yere bağlayan hiçbir şey olmaksızın, öylesine, tekinsiz ve anlık. Sonra o mutlak sessizlikte süzülmek… Bu sessizlik sadece denizin derinliklerinde olanla ölçüşebilir, ötesi yok. Etrafınız hiçlikle kaplanmışsa yaşama tutunmanın ne anlamı vardır oysa? İşte bu varoluşsal soruyu bu kadar etkileyici bir görsellikle sunmasını eminim bir Hollywood filminden beklemezsiniz. Doğrusu ben de beklemezdim. Uzayda geçen eğlencelik bir gerilim filmi diye girilen Yerçekimi (Gravity) bize çok daha ötesini sundu. Zaman zaman izleyiciler olarak biz de popüler sanattan yüksek sanat estetiğine savruluverdik, uzaydaki savruluşa inat.

Bu türün başyapıtı kabul edilen 1968 yapımı Stanley Kubrick?in 2001: A Space Odyssey filminin duranlığının aksine Yerçekimi bol aksiyonlu bir anlatım sunuyor. Üstelik film, iki de dev Hollywood yıldızını barındırarak gişe başarısını sağlama alıyor. Simülasyon denemelerinden sonra ilk kez uzaya çıkmış mühendis Dr. Ryan Stone rolünde Sandra Bullock yine fit vücudunun avantajlarını kullanıyor. En son onu bu şekilde freni patlamış bir otobüsü kullanırken hatırlıyorum. Deneyimli astronot Matt Kowalski rolünde ise George Clooney var.

Filmin konusu aslında son derece basit. Film, Hubble Teleskopu üzerine bağlanmış ve uzaydan daha net bilgi akışı sağlayabilecek bir cihazın yerleştirilmesinden sorumlu bir mühendis ile astronotların bulunduğu U.S. Space Shuttle Explorer öyküsü olarak başlar. Rutin giden bir görev, Rusların parçalanmış eski uydu parçalarının yörüngede savrulması ve kahramanlarımızın uzay aracına hızla çarpmasıyla (bu noktada biraz Soğuk Savaş filmlerinin kurgusunu andırsa da üzerinde durmayalım) kesintiye uğrar.

Zaten ne olursa bundan sonra olur. Dr. Stone, çarpışmanın sonucunda yerçekimin olmadığı bir boşluğa düşüverir. Yeryüzü ile iletişimi kopmakta ve oksijeni hızla tükenmektedir. Bundan sonra yaşananlar bir hayatta kalma ve dayanıklılık öyküsünden öte bir şey değil ancak doğum metaforunun bütün film boyunca alt metin olarak sunulması ve Stone?un hayata bağlanma serüveninin göbek bağını çağrıştıran halatlarla verilmesi son derece çarpıcı.

Öte yandan 3-D teknolojisinin getirdiği gerçeklik hissi, izleyicinin anlatının bir parçası olma hali filme bambaşka bir boyut katıyor kuşkusuz. Dr. Stone ile birlikte nefessiz kalıyor, onunla birlikte üstünüze doğru gelen uydu parçalarından sıyrılmaya çalışıyor ve dünya kürenin üstten nefes kesici güzelliğini yine birebir paylaşıyorsunuz. Hatta Amerika?da IMAX 3-D teknolojisiyle çok daha büyüleyici olacağını tahmin ettiğim görüntüler bize özel efekt teknolojisinin sinemada ne noktaya geldiğini gösteriyor.

Filmde görsel olarak zihinlere kazınan pek çok şiirsel an var. Havada damlalar olarak uçan gözyaşları ya da Stone?un kaskının ışıklarının uzay boşluğunda süzülürken onu etrafını saran yıldızlardan ayırt edilmez hale getirmesi gibi.

Meksikalı yönetmen Alfonso Cuarón araya mucizelere inanç gibi Hollywood klişeleri serpiştirse de sizleri koltuğunuzda 1,5 saat adeta hipnotize etmeyi başarıyor. Film son sahnesiyle evrimi ve yeniden doğuşu sorgularken, size sadece ayağınızı toprağa basabildiğiniz için yerçekimine şükrederek sinemadan çıkmak kalıyor.

————————————-

Yönetmen:  Alfonso Cuarón

Senaryo: Alfonso Cuarón ve Jonás Cuarón
Oyuncular: Sandra Bullock, George Clooney, Basher Savage , Eric Michels

Orijinal Müzik: Steven Price
Görüntü Yönetimi: Emmanuel Lubezki
Kurgu: Alfonso Cuarón, Mark Sanger
Sanat Yönetimi: Mark Scruton
Yapım Yılı: 2013

Enhanced by Zemanta

Tagged in: , , , , , , ,

%d bloggers like this: