16 Aralık 2010 tarihinde Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi?nin yanında bulunan büyük salonda başlayan ve Türkiye tarihinin en önemli siyasi davalarından biri olan Balyoz Davası 9 Ekim 2013’de açıklanan Yargıtay kararı ile şimdilik sona erdi. 361 sanıktan 237’sinin mahkumiyet kararı Yargıtay tarafından düzeltilerek onandı.

Keyboard-mangnify.jpg
Davanın gözden kaçmaması gereken önemli bir yönü Bilgi İletişim Teknolojilerinin (BİT) en önemli delil yapısını oluşturması. Bir bavul içinde bir gazeteciye teslim edilen bir CD, davanın en temel dayanaklarından birini oluşturuyor. CD’nin içinde hükümeti devirmek amacıyla oluşturulduğu iddia edilen bir darbe planı yer alıyor. Ancak bu ve diğer elektronik “deliller” aynı zamanda davanın en zayıf tarafını oluşturuyor. Zira şimdiye kadar yazılan bilirkişi raporlarının çok büyük çoğunluğu sanıklara yapılan suçlamaların teknik yönden doğru olamayacağını kanıtlar nitelikte. Türkiye’de ve yurtdışında saygın, tarafsız kişi ve kurumlarca hazırlanan yirmiden fazla teknik bilirkişi raporuna rağmen inanılması güç bir şekilde mahkemeden sonra Yargıtay’ın da kararı onaması, Türkiye’de hukukun BİT ile imtihanı kaybettiğini gösteriyor.
Sahte olduğu düpedüz açık olan “deliller” arasında ilk defa MS Word 2007 sürümü ile ortaya çıkan fontlarla yazılan ve 2003 tarihli olduğu iddia edilen MS Word dokümanları ve 2003 Ekim’inde imal edilmiş bir hard-diskte 2003 Ağustos’ta yazıldığı iddia edilen belge yer alıyor. Teknik olmayan “delillerin” inandırıcılık düzeyi de teknik “delillerin” düzeyini aratmıyor. Bunlar arasında 2003 senesinde yazıldığı iddia edilen belgelerde bazı hastane ve şirketlerin bu tarihten çok sonra değişmiş yeni isimleri bulunuyor.
Mesele böyle olmakla birlikte hukuki açıdan bakıldığında;
Hukuk sistemimizin ?bildiğinden şaşmaz? ilk kuralı; usulün esastan önce gelmesi meselesidir ki usuli eksiklikler giderilmeden yargılamaya başlanamayacaktır. Delillerin kanuna uygun toplanması da usuli işlemlerin en önemlisidir. Klasik delillerle birlikte elektronik delillerin de temini, korunması, yargılama sürecine yansımaları, delilin ispat aracı olabilmesi için delil zincirinin (delilin dış etkilerden korunması) ?güvenliği? gibi pek çok şekli kural mevcuttur. Kald ki; hukuk sistemimizde klasik deliller, elektronik delillerden üstün tutulmaktadır. Ancak karara tam alsi bir bakış açısı yansımıştır. Bu nedenle adil yargılama normlarının daha ilk adımda çiğnendiği, ne yazık ki hukuk dünyasının vardığı birincil kanaat olmuştur.
Bilgi İletişim Teknolojileri konusunda Dünya?nın en önde gelen ülkesi ABD?de elektronik deliller başka delil bulunamadığı hallerde, ancak yan delil olarak değerlendirmeye alınabiliyor. Tarihi, adı, düzenlenen IP adresinin değiştirilebilir olması, Dünya?daki trendin de elektronik delillere itibar etmemesini doğuruyor. Nitekim her ne kadar bahsi geçen davada Temyiz Mercii elektronik delillere dayalı olarak hüküm vermişse de aynı mercii başka iş ve işlemler için elektronik delile dayalı karar verilmemesi, maddi vakıa araştırması yapılması gereğinden bahsetmektedir.
Maddi vakıanın sübutunda şüphe varsa evrensel hukuka göre elbette ?şüpheden sanık yararlanmalıdır.? Türkiye?de ise delil zinciri meselesi klasik delil anlamında bile tıkalı. Örneğin Adli Tıp Kurumundan edinilen rapor kesin delil teşkil ediyor ancak kurum Adalet Bakanlığı?na bağlı. Devlete bağlı olarak çalışan bir Kurum?un, yine devletin başka bir sacayağına hizmet etmesi ne yazık ki çok adil ve hakkaniyetli değildir. Zira Dünya?da da ?devlet? olgusu bu tarz kurumları işletmenin çok uzağında. Hukuka hizmet eden Kurumlar, Dünya?da bağımsız olarak hizmet vermektedir.
Bu örnekten sonra; Balyoz Davası?nda hükme esas teşkil eden elektronik donanımların içerisinde birebir yapılması gereken bir imaj alma işlemi bulunmalı, alınan bu imajların bütünlüğünün korunması için hash değerleri hesaplanmış olmalıdır. Bu işleme aykırı elde edilen delil, hukuka aykırı delil olacak, hükme esas teşkil edemeyecektir. CMK?nın 134 maddesi ile usulen kanuna aykırı yargılamanın hükmü de kanuna aykırılığını sürdürmektedir.
Dijital çağın diyalektiğine yenik düşen Balyoz Kararı da, henüz elektronik anlamda Dünya standardına gelememiş bir ülkenin, kendince elektronik delil olarak addettiği belgelerle adil yargılanma hakkını hiçe sayan bir ?dava? olmuştur.
Bu dava ülke tarihinde birçok yönden büyük öneme sahiptir. Askeri vesayetin, demokrasi ve hukukun gerekliliklerinin eksiksiz yerine getirilerek son bulması, başka vesayetlere ve mağduriyetlere sebep olmaması için elzemdir. Türkiye’nin böylesi süreçlerden demokrasi kültürünü geliştirerek çıkabilmesinin temel şartı da budur.
Dijital delliler ve adil yargılama hakkında yukarıda ifade ettiğimiz görüşlerimizin, sadece Balyoz davası değil, kamuoyu vicdanını yaralayan tüm önemli davalar ve yurttaşlarımızı mağdur eden tüm yargı süreçleri için de geçerli olduğunun altını çizmek isteriz. Balyoz davasından önce karşımıza çıkan ve halen sürmekte olan, muhalif siyasi ve sosyal örgütlenmelere, sokak aktivizmine yönelik açılan davalarda giderek bir alışkanlık hale gelen hukuka aykırı elektronik delil kullanımı “hukuk devleti” ilkesini geçersiz kılmaktadır.
Siyasi, idari, askeri vb. hiçbir menfaat, yargı bağımsızlığı ve hatta yargının kanuna uygunluğu zaruretinin önüne geçmemelidir. Adil yargılama her kim olursa olsun herkesin hakkıdır. Dijital delillerin kanunlarda da öngörüldüğü gibi hukuki süreçlerin sağlıklı bir parçası olması, yargılamaların adil olabilmesi için zorunluluktur. Hukuk sistemimizin BİT ile imtihanı kazanabilmesinin yolu, BİT’i hakettiğince kullanabilmesinden geçmektedir.
11 EKİM 2013

Alternatif Bilişim Derneği

Tagged in: , , , ,

%d bloggers like this: