Share this post with Digg

Margaret Thatcher

Cover of Margaret Thatcher

  Tekadamlardan medet ummak

 

 

Liderin, güçlü iktidarın cazibesi ne buraya mahsus ne de basit bir doğu-batı farkıyla açıklanabilecek bir şey. Doğu?da tekadamlardan geçilmezken Batı?nın yakın zamana kadar diktatöründen seçilmiş tekadamlarına kadar güçlü liderleri vardı. Franko 1975?te öldü, Hitler çok eski değil, de Gaulle ve Thatcher daha dündü.

 

Tekadamdan gözünüzü alamayınca onun yaptığı hataları, kaş yaparken çıkardığı gözleri, ifrat ile tefrit arasındaki geliş-gidişlerini, Pirüs zaferlerini göremezsiniz. Kendinize ve yaşadığınız topluma olan güvensizlik karşılığında ait olduğunuz cemaate duyduğunuz aşırı güven o seviyededir ki tek bir adamdan ve onun sınırsız iktidarından medet ummaktan başka çareniz yoktur. O cemaat, ait olduğunuzu düşündüğünüz millet de olabilir.

 

28 Mayıs Gezi sürecinin darbe teşebbüsü olduğu, hatta Başbakan?ın devrilmesine yönelik olduğu, başta Kürt çatışmasının çözümü olmak üzere iktidarın elini kolunu her konuda bağlamak hedefiyle düzenlendiği aylardır tahlil adı altında ortalıkta üfürülüyor. Tahlillerde hükümetin Kürt çatışmasının çözümü konusunda 28 Mayıs?tan önce dişe dokunur hiçbir adım atmadığı ne hikmetse hep unutuluyor. 28 Mayıs sonrasında ise Başbakan?ın   ?terör? edebiyatına rücu ettiği es geçiliyor. Reformlar konusunda ise ?madem öyle işte böyle? dercesine demokratikleşme ve Kürt çatışmasının kalıcı çözümü için gereken sayısız düzenlemeyi yapmayacağını çatır çatır meydanlarda dile getirmesi daima gözardı ediliyor. Biat hâleti ruhiyesi işte böyle bir şeydir, farzettiğinizi hakikat zannedersiniz.

 

Diğer taraftan, lider tapınması, tekadam kültü, güçlü iktidar saplantısı, bütün bunlar gayet mümkün, hatta çoğunlukçu bir siyaset anlayışında meşru kabûl edilebilir. Ama çoğunlukçuluktan dem vurup bir sonraki cümlede ?demokrasi? gibi büyük lâflar etmeyelim. Farklılıkları, azınlıkları gayrimeşru ve ?gayri eşit? ilân ederek veya addederek çoğunluk adına ve çoğunluğa hizmet aşkına alınan kararlardan demokrasinin neşet etmeyeceğini bilelim. Ve ikinci kümeye razı olalım.

 

Barış görüşmeleri başladığı sıralarda 12 martta yazmışım: ?Denen mealen şu: ?hele önce savaş bitsin, savaşı bitirecek iradelerin ve çözümün içeriğinin demokratik olup olmadığına ilerde bakarız?. Memlekette öyle bir hava esiyor ki, Kürtlerin ne isteyip ne istemedikleri, Türklerin ne verip ne vermeyecekleri bile o kadar önemli değil, yeter ki silâh sussun. Demokrasi açısından taşıdığı riskleri geçtim, bu istikbal, kurulacak barışı tehdit eden mahiyette. Biri başkan diğeri önderlik, iki âdemin dört dudağı arasından çıkacak olan ve dolayısıyla kurumlara dayanmayan barış nasıl kalıcı olabilir?? Olmadı ve olmayacak.

 

Cemil Bayık?ın demeci açık: ?Bu görüşme ve müzakerelerde üçüncü tarafların da yer alması gerekir. Bunlar üçüncü tarafı bırakmıyorlar, yaptıkları görüşmeleri kâğıtlara döküp, mühürleyip, imzalamıyorlar. Bu olmadığı için sonra Türkiye her şeyi inkâr ediyor. Görüşmelere şahitlik yapan üçüncü taraf yok, imzalanıp yazılan belgeler yok. Başkan Apo?nun yanında konuşup tartışabileceği arkadaşları yok… Devlet olarak sadece Başkan Apo ile konuşuyorlar. Sorunlar böyle çözülmez?…?

 

Kuruma dayanmayan, yolu yordamı, gözlemcisi, planı programı, yol haritası takvimi olmayan bir barışın kalıcı olamayacağını, barışın da ateşkesten ibaret olamayacağını yazanlara nasıl hakaret edildiğini hatırlayın. Dayandı mı bugün yumurta kapıya? Doğurdu mu dağ gibi iktidar fare kadar bir paket daha? Tekadamlarla bu kadar?

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor… 

Enhanced by Zemanta

Tagged in: , , , , , , , , , , ,

%d bloggers like this: