Gezi Direnişi süresi boyunca 28 Şubat hatırlatmaları da sıkça yapıldı. 28 Şubat’ı kendi çapında bizzat yaşamış biri olarak sonraki dönemlerde ilginç bir mitleştirme ve mağduriyet efsanesi yaratıldığına şahit oluyorum. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki mağdur olmuş birinin başkalarını da mağdur etme hakkı zaten yoktur. Size adaletli davranılmadı diye siz de başkalarına mı adaletsizlik yapacaksınız? AKPci rövanşizmde biraz bu vurgu var. Komplo teorileriyle bezenmiş söylemler Gezi Direnişçilerini Kemalizmle özdeşleştirmede gecikmedi ve direnişi bir tür 28 Şubat’çı ayaklanma olarak kodladı.

Direnişçilerin kimliğiyle ilgili birşeyler daha önce söyledim. Zaten çıkış noktası itibarıyla yanlış bir argümantasyonla karşı karşıyayız. Gezi Direnişinin kalbinde olan isimlerin çoğu başörtüsü yasağı başta olmak üzere 28 Şubat dayatmalarına da büyük ölçüde karşı çıkmış kimliklere sahiptir. Eminim ki geçen yıllar boyunca bazı Kemalistlerin bile bu konuda yumuşadığı düşünülebilir. Bazı diyorum ama…

Bu arada bir mitleştirme süreci devam ediyor. 28 Şubat’ta ne kadar mağduriyet oldu? O süreçte kim ne yaptı, sorgulanması gerekiyor artık. İslami Hareket 28 Şubat’a kadar olan sürede mağduriyet kaynağını bulmakta zorlanıyordu. 12 Eylül sürecinde birkaç şehit dışında ta Cumhuriyet’in ilk dönemlerine başvurmak ya da başka ülkelerdeki İslami Hareketlerin şehitlerinden faydalanmak gerekiyordu. 28 Şubat haklı olarak yeni bir başlangıç noktası oldu. Ancak bu mağduriyet kaynağının ne kadarı kurgu ne kadarı gerçektir?

İnkar edilemeyecek gerçekler var: Üniversitelerde başörtüsü yasağı, İstanbul Üniversitesi’ndeki meşum ikna odaları gibi. Erkek İslamcı öğrenciler neredeyse hiçbir mağduriyete uğramadı. Sakalını kesip devam etti. Yasak kadınları etkiledi. Büyük cemaatlerin çoğu bu konuda açılma fetvası verdi. Bazı kız öğrenciler yurtdışına gitti, kendi çabalarıyla ya da sponsorlarla. Bu berbat yasağın doğrudan mağdurları onbinlerce değildi ama belki de en samimi ve gerçekten en mağduru bir grup kadın üniversiteliydi. Tabi ki başka mağduriyetler de sıralanabilir. Ama Türkiye tarihinin bütününe bakıldığında daha nesnel bir değerlendirme mümkün olacaktır.

Elbette başka mağduriyetler, başta sosyal psikolojik olmak üzere baskılar vardı. Ancak bunun altını çizelim: Parti kapatmanın ötesinde AKP’yi doğuracak İslamcı/muhafazakar siyasal toplumsal ağlar neredeyse hiç zedelenmedi. Bugün yeşil sermaye diye adlandırılan sermaye grupları bu dönemde de büyümeyi sürdürdü. Müdahale edilen bazı şirketlerin zaten Almancı diye tabi edilen vatandaşları sömürmekten dolayı sorunlu oldukları görüldü. AKP’nin entelektüel gücünü oluşturacak kesimler çalışmalarını, akademik kariyerlerini devam ettirdiler. İstedikleri yerlere ulaşamama daha çok bildik akademik rekabetler yüzündendi. Bugün her fırsatta 28 Şubat’tan bahsedenlerin bir kısmının yanından bile geçmedi 28 baskıları, diğerleri için bu daha çok endişe seviyesinde kaldı. Bu arada polis güçlerinin de daha sağcı/muhafazakar bir eğilim taşıdığından İslamcı göstericilere daha yumuşak davrandığını da iddia edilebilir. Bazı itirazla gelebilir. Ama boşuna. Ben bizzat neredeyse her eyleme katıldım. Polis şiddetini de gördüm. Ama oradaki şiddetin, göz altına alındığında yapılanların solculara ya da başka gruplara yapılanlar yanında ne kadar hafif kaldığını söylememe gerek bile yok…

Tıpkı komplo teorisi kullanmak gibi mağduriyet edebiyatı yapmak da Türkiye siyasetinde sıklıkla başvurulan bir unsur. Ama bu konuda AKP apolojistleriyle yarışmak da imkansız gibi. Ne yazık ki onların yüzünden gerçekten mağduriyet yaşayan başörtülü arkadaşlar da başka gruplardan vatandaşlar da dertlerini anlatamaz hale geliyorlar.

Enhanced by Zemanta

Tagged in: , , , , , ,

  • 28 Şubat bahsi açılmışken, Ak Parti ve cevresinin yaptıgı benzetmeye bir de medya acısından bakmak lazım. Ak parti medyası Gezi protestoları süresince tıpkı 28 Şubat medyası gibi, yalana, çarpıtmaya, yönlendirmeye başvurdu. Yetmedi, eyleme destek veren popüler isimler hedef haline getirildi, fişlendi. TRT Haber müdürü ve AA genel müdürü kurumlarını haber yapmak yerine haber yapanlara saldırmak için kullandı, Gezi protetolarina atmadık çamur bırakmadılar. 28 Şubat bin yıl
    sürmedi ama belli ki yöntemleri, teknikleri dimdik ayakta. Ama sopayı tutan el farklı bu sefer.

%d bloggers like this: