Kimsenin ölmediği bir günün ertesiydi, o gün onlardan kimse ölmemişti ve bu şaşırtıcıydı. O gün bir “böceği” daha temizleyememişlerdi sıradakinin de kendi olacağı korkusuyla yaşamak zorundaydı, yaşamak için de sevişmek zorundaydı.

 sumru yavrucuk 

Sumru Yavrucuk’un transeksüel bir kadını canlandırdığı tiyatro oyununda tek kişilik oyunculuk resitali sunuyor izleyenlere. Annesinin umudunu da görüyoruz sahnede aktivist bir kadını da. Hem çok güldürüyor hem ağlatıyor hem de lanet ettiriyor. Televizyon dizilerinden yüzünü unutmadığımız bu sevimli kadın bambaşka bir vücut buluyor sahnede. Hem oynuyor hem de yönetmenliğini yapıyor. Adeta devleşiyor. Aklıma Kraliçe Lear oyununda sahnede amuda kalkan Yıldız Kenter geliyor, şimdi şurada taklalar atsa hiç şaşırmam diyorum. O kadar canlı o kadar genç ve güzel. Bir topuklu ayakkabılarını çıkarıyor bir kıyafetini değiştiriyor. Elinde içkisiyle beliriyor birden seyircilerden sigara istiyor. Samimiyetinden şüphe ettirmiyor doğallığıyla büyülüyor. Zaman zaman spontane gelişen diyaloglarıyla oyunun aurasından çıkarıyor dünyaya indiriyor. Bakın iyi bakın tüm bunlar gerçek diyor.

 sumru yavrucuk2

Tüm bu üstün yeteneğin dışında oyun, metin olarak hafif ve yüzeysel kalıyor. Hepimizin ordan burdan ya da mecburen bildiği tanıdık transeksüel kadını anlatıyor. Zaten hepimiz onlara başlarından geçenler, hikayeleri aynıymış gibi davranıyoruz. Hepsini tek bir başlık altında topluyoruz. Ya öteki yapıyoruz ya da daha az öteki. Oyunda bu klişeliğin dışına çıkamamış ve neden demek yerine ne olduğunda tıkanıp kalmış. Olan durumu vermekten başka bir şey yapmıyor. Asker çocuğu olan Umut’u eşcinselliği öğrenildiğinde yaşadığı baskılardan, dayaktan hatta tacizden sonra evden kaçtığını “kendi gibi” olanların arasında yaşamaya başladığını anlıyoruz. Eylemler de giriyor hayatına adamlar da. Ama umut “kadın değilim kocam yok, adam değilim karım yok” ikileminde takıldıkça kalıyor. Her gün annesini arayıp tek taraflı konuşuyor, ağlıyor, ağlatıyor. Ben de birinin çocuğuyum benim de annem var diyor, bunu bana nasıl yaparsınız diyor. Bütün iyi aile babalarına sesleniyor, siz de mi diye soruyor. Çok içiyor içmeden nasıl katlanırım bu kadar şeye diyor. Evet doğru söylüyor ama herkes bunu senelerdir zaten bağırıyor. Hali hazırda bildiklerimizden fazlasını veremiyor. Sonunda fazlasıyla dramatik bir müzikle hıçkırarak ağlamamızı sağlıyor, ne gerek var bu kadarına meseleyi anladık işte dedirtiyor. Sahneden duygu sömürüsü akıp gidiyor.

 

Yinede oyun hepsine rağmen göz önünde bulunma bakımından önemli. Sumru Yavrucuk’un inanılmaz oyunculuğuyla da birleşince kaçırılmaması gerek. “Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi” Kumbaracı50 ve Oyun Atölyesi sahnelerinde izlenebilir.

 

Kimsenin ölmediği bir günün ertesiydi, o gün sıra ona gelmişti.

 

http://aysenacar.tumblr.com/

 

 Fotoğgraflar buradan alındı.

Enhanced by Zemanta

Tagged in: , , , ,

%d bloggers like this: