Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu

 

 

Türkiye ?hakikat ve adalet? çalışmalarına daha yeni başladı. Bu bağlamda kayda değer bir faaliyet geçen yıl meclis çatısı altında gerçekleştirildi. Tam adıyla ?Ülkemizde demokrasiye müdahale eden tüm darbe ve muhtıralar ile demokrasiyi işlevsiz kılan diğer bütün girişim ve süreçlerin tüm boyutları ile araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu? BDP ve AKP?li vekillerin önergeleri sonucunda geçen 2 mayısta kuruldu. 27 mayıs, 12 mart, 12 eylül, 28 şubat ve 27 nisan darbe ve muhtıralarını araştırdı. 1 mayıs 1977, Maraş, Çorum, Malatya, Sivas katliamlarını, Abdi İpekçi, Gün Sazak ve daha birçok siyasî cinayeti inceledi. Komisyon?un 1420 sayfalık raporu aralık ayında Meclis Başkanı?na sunuldu.  İki cilt halindeki çalışmaya www.tbmm.gov.tr/arastirma_komisyonlari/darbe_muhtiraadresinden ulaşılabilir. Raporda, gazetelere günlerce manşet olabilecek, Wikileaks ayarında bir dolu bilgi mevcut. Ama nedense basında lâyık olduğu yeri daha tam bulamadı. Bu memlekete ne eziyetler çektirildiğini, ne adaletsizliklerin reva görüldüğünü bilmek isteyen ve gelecek için sorumluluk duyan herkesin okuması, didiklemesi gereken bir çalışma.

 

 

 

AK Parti milletvekili Millî Eğitim eski Bakanı Nimet Baş Komisyon?un başkanıydı. Yazdığı uzun önsöz, resmî belgelerin kuru dilinden farklı, araştırılan eylemlerin vahametiyle müsemma kritik tespitler içeren bir metin. Misâlen: ?Hiçbir darbe millî değildir ve bütün darbeler millî olarak isimlendirilmiş kurumlar eliyle gerçekleşmiştir. Darbeciler, millete rağmen ama millet için, halka rağmen halk için darbe yaptıklarından ?Millî Birlik Komitesi?, ?Millî Güvenlik Konseyi?, ?Millî Güvenlik Kurulu? gibi millete ve devlete vasilik yapacak kurumlar ihdas etmişlerdir.? (s.16)

 

 

 

?Darbeler, sadece askerlerin kazan kaldırdığı, Silahlı Kuvvetlerin topluma dayak attığı yahut eli beli silahlı insanların yönetimi belli bir süre için gasp ettikleri arızî ara rejimlerden ibaret değildir. Aksine, darbeler sistematik bir kurgunun ve projenin ürünü olarak ara rejimlerini vesayet kurumları üzerinden sürekli ve daimi kılmak istemişlerdir.? (s.16)

 

 

 

Ve şu canalıcı tespit: ?Demokrasi ve parlamento tarihimizden daha eski bir darbe geleneğimiz olduğuna göre demokrasimizin bağışıklık düzeni sadece darbeciler eliyle bozulmuyor. Devlet eksenli ekonomik düzenimiz, devletten nemalanan sermaye ve iş dünyamız, devlete bağlı entelektüel, akademisyen ve yazarımız ile devletten özerkleşmeyen medyamız, doğru zamanda yanlışa yanlış diyecek aydından, iş adamından, bağımsız medyadan Türkiye?yi mahrum bırakıyor.? (s.29)

 

 

 

Herşeye ulaşamadık

 

 

 

Raporda yok yok. Bilgisine başvurulan kişilerin anlattıkları tüyler ürpertici olaylara ilâveten darbelerin ekonomiye bedeli ile paşaların ?ekonomik? faaliyetleri ibretlik. Komisyon?un bilgi/belge talebine hangi resmî kurum ve kuruluşların cevap vermediği ve gerekçeleri mânidar. Raporun tabiriyle ?darbe ve darbe girişimleri ile ilgili mutlak surette araştırılması gereken ama ne yazık ki yeterince araştırılmamış olan konular? özellikle ilginç.

 

 

 

Tavsiyeler arasında psikolojik harekât müptelası MGK?nın tamamen kaldırılması, darbe mağdurlarına iade-i itibar, darbe dönemleri yargılamalarının yeniden görülmesi gibi demokratik işleyiş için hayatî güvenceler mevcut.

 

 

 

Bugünlerde nihayet konuşulmaya başlanan ve MİT?in, kamuoyunda Özel Harp Dairesi olarak bilinen Seferberlik Tetkik Kurulu hakkında Komisyon?a gönderdiği kritik bilgileri içeren 200 sayfalık rapor fevkalade önemli. Her kesimden 100.000 sivilden oluşan Siyah, Beyaz, Turuncu ve Yeşil paramiliter kuvvetler, sağa sola gömülü silâh ve mühimmat -ki bunların yerlerini bilen asker emeklilerince çalındığı haberlerini okuyoruz-, Hrant Dink, Rahip Santaro, üç Protestan misyoner cinayetleriyle bağlantı, bütün bunlar Komisyon sayesinde aralanmış perdeler.

 

 

 

Rapordan edindiğim en rahatsız edici izlenim Komisyon?un da belirttiği gibi, herşeye ulaşılamamış olması. Komisyon devlet sırrı dışında kalan bütün belgelere ulaşıldığını ama devlet sırrı mantığı gözden geçirilmeden tam aydınlığın mümkün olamayacağını itiraf ediyor. Nitekim bu işler, daha haziranda kabul edilen ve Başbakan başkanlığında 4 bakandan (yani siyasî iktidardan) oluşan bir kurulun kararı sonucunda devlet sırrı olan bilgi, belge ve kaydın 50 yıl devlet sırrı olarak korunacağını emreden Devlet Sırrı Kanunu ile olacak işler değil.

 

 

 

Türkiye bağırsaklarını yeni yeni temizliyor, demilitarizasyon ve enva-i çeşit vesayetten kurtulmaya yeni yeni başlıyor. Ama aynı zamanda, bu faaliyetleri lâyıkıyla sürdürmek ve geri dönüşsüz hale getirmek için gereken adımları atamıyor, atmıyor.

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor.

Tagged in: , ,

%d bloggers like this: