Share this post with Digg

Halka ve hukuka rağmen halk için

Başbakanın acelesi var? Halka hizmet götürmekte acelesi var, 1923-2002 arasındaki siyasi zihniyetin tahribatını izale etmek için acelesi var, muasır medeniyet öyle yakalanmaz böyle yakalanırı ibraz etmek için acelesi var, payitaht İstanbul başta olmak üzere memleketini muasır medeniyetin doruğuna çıkarmak için acelesi var.

Ama kendisinden önceki idareden yol yordam açısından pek farkı yok. Kemalistlerin ?zorla güzellik? misyonu ile bugünün ihya etme misyonu birbirine çok benziyor. Cumhuriyet ve öncesindeki dönemin laik ulus şantiyesi ile bugün memleket çapındaki şantiyenin arasındaki fark ilkinin önünde hiçbir hukukî ve beşerî engel olmaması. Bugün ise, misyonu hayata geçirmek için gereken rey ahaliden alınmış olsa da ve bu teveccüh, beklenmedik bir gelişme dışında önümüzdeki senelerde devam edecek olsa da sürat kesen engeller az buz değil. Bir kere 2002?den evvelki toplum mühendisliğinin iyi-kötü oluşturduğu bir dolu kurum var. Keza ilk AK Parti hükümeti döneminde oluşturulan modern kurumlar var. Bunlara ilâveten mühendisliklerin ?yan ürünleri?, ?ayrık otları? olarak toplumlaşan bireyler var. Dolayısıyla bugünkü toplum mühendisliğinin vazifelerinden biri de, misyonun süratini kesen bütün bu mânilerin nötralize edilmesi. Halka ve hukuka rağmen halk için. Başbakan ve teşkilâtı aşağı yukarı 2005?ten bu yana kuvvet, sabır ve inatla dikensiz gül bahçesine doğru ilerliyor.

Manzara-i umumiye şöyle.

İdarî açıdan, düzenleyici ve denetleyici işlevleri olan RTÜK, Telekomünikasyon Kurumu, SPK, BDDK, EPDK, KİK, Rekabet Kurumu, TAPDK gibi üst kurul tabir edilen bağımsız idarî otoritelerin 2011?de özerkliklerinin kaldırılması. Ağustos 2010?da bir haber kanalında Başbakan ?…özerkleştirilen kurumlardan ne çektiysek çekiyoruz. Ben özerk kurumlardan memnun değilim. İyi olursa onlar kahraman oluyor. Olumsuz olursa netice, fatura hükümetin. Bunun faturasını ben ödeyeceksem niçin orası özerk olsun? diyerek emri veriyor. Tam bir yıl sonra bütün bu kurumların özerklikleri tartışılmadan lağvediliyor.

Malî açıdan, bu kurumlar arasında Kamu İhale Kurumu (KİK)?in tabi olduğu kanunun onlarca kez değiştirilerek ihale sisteminin tamamen gayrişeffaf bir hale getirilmesi ve son olarak 2013 bütçe görüşmelerinde ayyuka çıkan, Sayıştay?ın dolaylı yollarla tamamen işlevsizleştirilmesi.

Mülkî açıdan, müzmin adem-i merkezileşme ihtiyacının aksine, Büyükşehir Kanunu?nda yeni yapılan değişiklikle zaten merkezin malî-idarî anlamda kulu durumunda olan belediyelerin bundan sonra merkezin gücüne güç katacak olması.

Hukuk, adalet ve asayiş açısından, tam biat etmeye zaten hazır olan kurum ve kuruluşların günlük icraatları ayan beyan ortada.

Ve siyasî açıdan son hamle olarak başkanlık sistemi dayatması ve kuvvetler ayrılığı ilkesine karşı girişim.

Başbakan ve yakın adamlarının aklında yatan bütün erklerin tek merkezde toplandığı danışsız, dengesiz, denetsiz ve düzensiz bir rejimin temel taşları işte bunlar.

Son mesaj açık: ?Biz içerikle ilgili sıkıntılarımızı dile getirdik. Ben Başbakan olarak ülkem adına konuşuyorum. Kuvvetler ayrılığı dediğimiz yasama, yürütme, yargının hareket alanı vardır. Birbirlerinin alanına giremezler. Hepsinin alanı bellidir.? Sanki bu erkler birbirine hiç değmeden kendiliğinden devinen, birbiriyle ilişki halinde olmadan yetki icra ederler. Sanki başta ABD olmak üzere Batı demokrasilerine mahsus juridicism yani aşırı hukukîcilikten mustarip bir memleket imişiz gibi?

Nitekim kuvvetler ayrılığı tartışması başkanlık sistemi arzusuyla birebir alakalı. Konunun hamisi Burhan Kuzu?nun ?Her Yönüyle Başkanlık Sistemi? başlıklı derlemesine bakmak öğretici. Konuya olan teveccühü epeyi eski olan Kuzu?nun 1997?de çıkan kitabının hızla elden geçirilmiş halinden alıntılar.

Sayfa 127: ?Dünyadaki genel eğilim iktidarın kişiselleşmesi (kişisel iktidar değil) yönündedir. Vatandaşların bu tür iktidar anlayışına sempati duyduğu gözlemlenmektedir. Bunun da nedeni bu tür bir iktidarla işlerin daha iyi yürüyeceğine ve sorumlunun daha iyi belirleneceğine inanılmış olmasıdır. Nitekim uygulamada bütün hükümet şekillerinde Başkanlık sistemine doğru bir kayma gözlemlenmektedir. Rusya bile (!) bu sisteme yönelmiştir.?

Sayfa 14: ?Hemen belirtelim ki, Federal ya da eyalet yapılanması Başkanlık modelinin olmazsa olmazı değildir.?

Sayfa 139: ?Bu modelde Fransız sisteminin üniter yapısıyla ABD?deki başkanın yetkileri buluşturuluyor? diyen Kuzu, hiç çekinmeden mutlakıyeti tarif ediyor.

Başbakanın, başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığının güçlendiği iddiasına gelince, on yıldır yasama ile yargı erklerinin yürütmenin çekim alanından çıkmaları için hiçbir ciddî çabası olmayan hükümetin, bu işi ancak başkanlık sistemiyle yapmaya razı olması insan aklına hakarettir.

 Başbakan total otoriteye doğru son hamlesini yaptı. Bakalım bu resti görülecek mi?

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor.

Tagged in: ,

%d bloggers like this: