Cengiz Aktar: Yerkürenin intihar süreci

Posted by on November 30th, 2012
Stored in Cengiz Aktar, Contributors, TURKISH

Share this post with Digg

Yerkürenin intihar süreci

20 yıl önce Rio?da BM İklim Değişikliği Sözleşmesi adı altında, ?intihar sürecini nasıl durdururuz? arayışının ilk toplantısı yapıldı. Bugün Doha?da dünya devletleri geleceği kurtarmada kolektif bir acz içerisinde debeleniyorlar. Küresel ısınmayla ilgili kâbus senaryolarını okuyorsunuz.

 

Pazartesi başlayan toplantıdan kimse iklim değişikliğini durdurmaya yönelik ciddî bir karar beklemiyor. Zaten veri ve bilgiler yoruma yer bırakmıyor. Toplantının yapıldığı Katar dünyayı en çok kirleten memleketlerin başında. Sözleşmeye taraf 194 ülkenin 100?ü önlem babında hiçbir taahhütte bulunmadı. En başta dünyayı en çok kirleten, lambaların 24 saat yandığı müsrif ABD! Petrol zengini Suudlar, kalkınma derdinde olan Filipinler ve Tayland da bu kategoride. Türkiye ise mış gibi yapıyor ama herkes şark kurnazlığının farkında. Salı, çevresevmezliğe atfen ?Günün Fosili? ya da dinozoru ödülü beton ve asfalt cenneti memleketimize gitti.

 

Bu defa dikkat çeken yenilik, Dünya Bankası?nın Kore asıllı ABD vatandaşı başkanı Jim Yong Kim?in kurum adına iklim değişikliği ile mücadelede daha sert önlemler istemesiydi. İlginç ve tuhaf! Esasen bu küresel acizlik yerkürenin artık ekonomik ve demografik büyümeyi kaldıramayacağı demek.  

 

 

Gelişmekte olanların standartları

Çapı küreyle belirlenen iklim değişikliğinden şimdiden en fazla zarar gören ve ilerde en fazla zarar görecek olanlar, kalkınmışlara öykünenler. Gelişmekte olan ülkeler tabir edilen bu coğrafyalar düşük standartlarla yaşamak durumunda. Kabaca: ?Gelişirken insan hakkına, doğa hakkına bakılmaz; demokrasi ayak bağıdır. Esas olan büyümek, kalkınmak, kazanmak ve tüketmektir.? Bu hedef doğrultusunda her türlü ihlâl mubah.

 

Gelişmişlerle gelişmekte olanlar arasındaki standart makası kapanmıyor, bilâkis açılıyor. Alalım nükleer enerjiyi. Bilginin azamî yaygınlaştığı demokrasilerde nükleer enerjinin hiçbir geleceği yok. Nükleer lobinin yaptığı özendirme çalışmasındaki iddiaların aksine nükleerin gelecek için olduğu kadar Fukuşima?da görüldüğü gibi bugün için de ölümcül tehlike arzettiği, katiyen temiz bir enerji olmadığı ve yine katiyen, ucuz olmadığı biliniyor. Buna rağmen nükleer, demokrasi fakiri ülkelerin hayali. Muhtemelen yakın bir gelecekte nükleer endüstrisi sadece gelişmekte olanlarda iş bulabilecek.

 

Başka örnekler: Gelişmiş ülkelerin ağır sanayilerini gelişmekte olanlara taşıdıklarını ya da terk ettiklerini, herkesin de bundan pek memnun olduğunu biliyoruz. Gelişmişlerin çöp/atık adalarının yoksul ülkelere bahşedildiğini de. Sadece ucuz işgücüyle açıklanamayacak bir eğilim bu. Gelişmiş kendini koruyor, demokrasi fakiri ona benzemek için çırpınırken her türlü istismara maruz.

 

Canlı Dostları Ağı

Dünyanın bir yerinde olup bitenin etkisi o yerle sınırlı değil. Misâlen nükleer, misâlen seragazı salımı. Sistemin taarruzu da sade kent veya sade kırsalla sınırlı değil, bütünü hedef alan bir taarruz. ?Sadece hayvanları, sadece ormanları, sadece toprakları erozyona karşı ve sadece insanları kadınları, çocukları, haksızlığa uğrayanları, azınlıkları koruyamazsınız. Eğer bunlardan sadece birini korumaya yönelirseniz bütünlük gerçeğini gözden kaçırırsınız. CDA-Canlı Dostları Ağı, işte bu bütünlüğü kaybetmek istemeyenlerin ağıdır. Hayvan haklarıyla uğraşanlar, eşit düzeyde, insanların, ormanların, canlı ve cansız tüm varlıkların, yani bütünün haklarını unutmamak zorundadırlar. Bu ise ancak ve yalnız bir şekilde mümkündür: Bütün olduğumuzu daima hissederek! Bu bütünün her bir parçası şereflidir. İnsana atfedilen şeref, olsa olsa onun sadece sorumluluklar açısından daha üst konumda olduğuna işaret edebilir. Biz üstün değiliz, sadece farklıyız, aynen hayvanlar gibi? der CDAcılar.

 

İnsan kibrini dengeleyen ve denetleyen akidelerin hepsi alçakgönüllülüğe çağrıda bulunur. Bu unutulmuş bilgeliği daima hatırlatmakta fayda var.

 

Haftanın darbımeseli 

?Cami mimarisinde Müslüman olmayanların o ruhu yakalaması zor?! Hayatı Beşiktaş ile Fındıklı arasında, İslâm halifelerinin 19. yüzyılın gözde mimarî ekolü Ermeni Balyan atölyesine inşa ettirdiği saray ve camiler arasında geçen tekadamdan

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor.

Tagged in: ,

%d bloggers like this: