Share this post with Digg

 Avrupa?nın barışı

 

Türkiye?nin diplomasi kitabında yazmayan ?diğer ülkelerin içişlerine müdahale sorumluluğu? siyasetinin usul usul oluşturulmasına tanığız. Sözkonusu kendi içişleri olunca burnundan kıl aldırmayan, diğer taraftan hiçbir dış müdahale tecrübesi olmayan ?yeni zengin? Türkiye artık kabına sığmıyor, bölgesel jandarmalığa heves ediyor. Allah akıl fikir versin. Bugün niyetim Türkiye?nin savaşını yazmaktı. Nobel Komitesi?nin bu yılki barış ödülünü AB?ye vermesi ve bu karara memleketten verilen tepkileri işitince Avrupa?nın barışını hatırlatmanın daha yerinde olacağını düşündüm.

 

Olumsuz tepkiler iki çeşitti. Bir kısmı birkaç AB ülkesinin Birliğin kuruluşundan bu yana kıta dışında nasıl savaşmaya devam ettiğini hatırlatıp tıpkı Obama?nın barış ödülünde olduğu gibi kararla alay etti. Bir kısmı da Nobel kararı gerekçesinde zikredilen ?geçen 10 yılda Türkiye?nin üyelik olasılığı, ülkedeki demokrasi ve insan haklarının gelişimine katkıda bulunmuştur? ifadesine takıldı.

 

AB dinamiğinin, hükümetlerin iradesi ve toplumun değişim azmiyle harmanlanarak 2000?den itibaren Türkiye?yi siyaseten nasıl dönüştürdüğünü görmemek için kötü niyetin doruklarında dolaşmak lâzım. Geçelim. Diğer eleştiri haksız değil ama işin özünü kaçırmakla malul.

 

AB?nin inşa edilmeye başlandığı dönem aynı zamanda dekolonizasyon dönemiydi. Savaş sonrasında dünyada esen özgürlükçü rüzgâr Avrupa?nın kolonyalist ülkeleri Belçika, Fransa, Hollanda ve İngiltere?yi de etkisi altına aldı. İspanya ile Portekiz dışında Avrupa kolonilerinin çoğu o dönem bağımsızlıklarını kazandıysa da bazı bağımsızlık talepleri (Cezayir, Vietnam) çok kanlı oldu.  Sonrasında ve günümüze kadar eski efendileri o ülkelere karışmaya devam ettiler. Özellikle Fransa?nın Afrika?daki askerî müdahaleleri mâlum. İngiltere?nin Malvinas müdahalesi, Irak savaşları, Afganistan ve Libya?da başta Fransa ile İngiltere olmak üzere birkaç AB üyesi ülkenin savaşçı âdetleri sürüyor. Ancak bu gözlemi yapmak AB projesini topyekûn çöpe atmak için yetmez. AB bütün eksiklerine rağmen beşeriyetin kanıtlanmış barış projesi. Avrupa?nın kendisine lâyık gördüğünü diğerlerinden esirgemesi onun savaş karşıtı arayışlarının haksızlığına değil onun kibrine işaret eder ancak.

 

Askerî zihniyet ve ulus-devlete karşı barış

 

Herşeyden önce, barış projesi Avrupa?nın temelinde askerî zihniyetin bir daha kıtada söz sahibi olmasını engelleme arayışı yatar. 9 Mayıs 1950?de açıklanan ve Jean Monnet başkanlığında bir heyetin kaleme aldığı ana metin Schuman Bildirisi?ne bakalım. ?Fransa, Almanya ve katılacak diğer ülkeleri bağlayıcı nitelikte kararlar alacak olan Yüksek Otorite?nin kurumlaşması ve temel ürünlerin (kömür ve çelik) üretimindeki ortaklık sayesinde bu girişim barışın korunması için gereken olmazsa olmaz bir Avrupa Federasyonu?nun somut temellerini atacaktır? paragrafı bu arayışın erken ifadesidir. Kömür ve çeliğin silah üretiminin temel girdileri olduğunu hatırlarsak, bu ürünleri ulusal mercilerden bağımsız olarak denetleyecek olan ulusüstü yapı, artık savaşmama iradesinin ilk somut uygulamasıdır. Bugünkü Avrupa Komisyonu?nun ağababası olan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu işte bu arayış sonucu kuruldu.       

 

Savaşmama ve bunu sağlama almak için kalıcı karşılıklı bağımlılık? Avrupa arayışında esas olan, savaşların sorumlusu ulus devletlerin çıkarları değil birey ve toplumların barış, esenlik, istikrar ve güvenliğidir. 1945 sonrası Avrupalı siyaset ve düşün adamları, bu hedefe ancak karşılıklı bağımlılık ve dayanışma ortamında ulaşılabileceğini gördüler. Bu amaçla ulus devletlerin egemenlik alanlarını ulusüstü ve ulusaltı/yerel zeminlerde paylaşmalarını öngördüler. Nitekim AB modern zamanlarda ilk kez egemen devletlerin gönüllü olarak temel egemenlik haklarından vazgeçtikleri bir yapıdır. 

 

Dayanışmayı esas alarak kurulan bu ortaklıklar askerî zihniyeti reddetmekle kalmaz, ancak bu zihniyet olmadıkça var olabilirler. Çünkü askerî faaliyet üretmeden tüketir. O yüzden AB bütünleşmiş bir ekonomi ağırlıklıdır. O yüzden Avrupalı için zor kullanmak ve savaşmak en son ve en kötü çaredir. O yüzden Avrupa?da güvenlik ve savunma politikaları askere bırakılmaz.

 

Nobel Komitesi kararı her hal ve kârda savaş tamtamlarının susmadığı dünyada gayet yerinde bir hatırlatmaydı. Savaş yüzü görmemiş Avrupa gençliği bugün barışın değerini bilmez.   Dağılması zor olsa da birliğini nasıl sürdüreceğini bilemeyen bir kıta var önümüzde. Savaşı pek yaşamamış, ya da ne olduğunu unutmuş ya da savaş hafızası devletçe dumura uğratılmış Türkiye ise barışın değerini bilmekten çok uzak. Bölgede, süren savaşlara barışçı çözümler kat?iyen gündemde olmadığı gibi süren çatışmalara, İran-İsrail çatışması başta olmak üzere yenilerinin eklenmesi olası. İşte böyle berbat bir ortamda Avrupalıların birbirini yok etmekten yorgun düşüp, ?savaş, bir daha asla? şiarıyla hayata geçirmeye çalıştıkları ve 1945?ten bu yana -Yugoslav savaşları dışında- kıtadan savaşı silmiş olan biricik projenin hatırlatılması, alay kaldırmayacak kadar hayatî bir karardır.

 

Bir barış arayışı olan EDP ile Yeşillerin birleşmesi çalışmalarına destek kampanyası sürüyor: http://yenisiyaset.biz/

 

Bu yazı ilk olarak Taraf gazetesinde yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor…

Tagged in: , , , , ,

%d bloggers like this: