Share this post with Digg

 

POYRAZALTI

ADA?DA UZUN YAŞAMAK ÜZERİNE

Bozcaada hakkındaki hemen tüm turistik broşürlerde şöyle bir cümleye rastlarsınız:  ?Tanrı Bozcaada?yı insanlar uzun ömürlü olsun diye yaratmış.?

Bozcaada?da yaşayanlar  ve ziyaret edenler,  Tarih?in babası sayılan Halikarnaslı sakallının böyle bir şey söyleyip söylemediğini araştırmayı gerekli görmezler.  Öyle ya, havası güzel, balığı bol, denizi berrak, insanlar burada uzun ömür sürmeyecek de nerede sürecek!

Ama yazarınız, gazetecilik damarı kabarıp,  araştırdı, Heredot?un günümüze ulaşmış tüm eserlerini arama motorlarıyla taradı, başka kaynakları sorguladı ve Heredot?un böyle bir şey söylediğine dair en ufak bir iz bulamadı.

Vardığı sonuç: Büyük bir ihtimal ile turistik amaçlı bir uydurmadır.  Hayır değildir diyen varsa, kaynağı bana bildirmesini rica ediyorum.

Dahası,  Heredot hangi Tanrı?dan söz ediyor burada?  Zeus?tan mı?  Ki öyle olması gerekir.  Onun sözü hala geçiyor mu?  ?Uzun ömür? derken kastı ne?   O zamanki gibi 50-60 yıl mı, yoksa şimdiki gibi 80-90 yıl mı?

Heredot?un tarih kitaplarında Bozcaada ya da o zamanki adıyla Tenedos?tan bir kaç yerde söz edilir.  Üstadın Tenedos ile ilgili verdiği en önemli bilgi, Pers?lerin adayı aldıklarında elele tutuşarak bir uçtan ötekine yürüdükleri ve karşılarına çıkan her canlıyı öldürdükleri bilgisidir.  (6. Kitap)

Hayal edecek olursanız, müthiş bir görüntüdür.  Ada tepelerinde dolaşırken bazen Pers cengaverlerinin karşıdan geldiklerini görür gibi olurum!

Zaten bu ada o türden hayaller kurmak isteyenlerin cennetidir.

Sırf ömrünü uzatmak için adada yaşamayı düşünenlere şunu hatırlatayım:  Önemli olan ne kadar uzun değil ne kadar iyi yaşadığımızdır.  Bozcaada?da iyi yaşanabilir.

Tanrı Bozcaada?yı sahip olduklarının değerini bilen insanlar iyi yaşasınlar diye yaratmış olabilir.

*

Adalıların ortak korkusu fırtınalı bir günde kalp krizi ya da ağır kaza geçirmektir.  Çünkü adanın sağlık ocağı, cansiperane çalışan doktorlarıyla personeline rağmen ağır tıbbi vak?alarla başa çıkacak donanıma sahip değildir.

Böyle bir şey olduğunda, Kaymakam?ın özel izniyle arabavapuru kaldırılır, vapur hemen hastanın bulunduğu ambulansı alıp karşıya geçer, adanın en şık insanı Mehmet gibi mahir şoförlerin yönetimindeki ambulans hoplaya zıplaya Çanakkale Devlet Hastanesi?ne doğru koşturur.

Ada?adan Geyikli iskelesine 35 dakika süren bu yolculuk dünyanın en uzun yolculuğudur.
Biliyorum, çünkü bir seferinde ambulansın içindeydim.  Kaza geçirmiş olan eşimi hastaneye götürüyordum. Öyle bir yolculukta ömrünüzden birkaç yıleksildiğini hissedersiniz.

Fırtınalı günlerde vapur çalışmaya bilir.  Özellikle kışın sert esen lodos fırtınalarında vapurlar Geyikli iskelesine yanaşamazlar.  Mendirek olmadığından iskeleye ?kapak vurur?lar. Seferler iptal edilir.  İşte o zaman ve en acil durumlarda Çanakkale?den helikopter istenir.

Ne var ki, rahmetli lokantacı Faik?in öldüğü gün gibi, bazen fırtına o kadar şiddetlidir ki, helikopteri bile kuru yaprak gibi savurur, inmesine izin vermez.

Çaresizliğinizi düşünün.  İşte öyle günlerde de saatler çok uzun görünebilir.

Rüzgarı ve özellikle poyrazı severiz.  Böyle günlerde her sevginin bir de bedeli olduğunu hatırlarız..

*

Bu yazılardan birinde her ada bir mini-evrendir (mikro kozmos) demiştim.  Bu özellikle vapurların çalışmadığı fırtınalı günler için doğrudur. Ada o zaman kendi başına var olan, evrenin sonsuzluğunda yol alan  bir yaşam birimi haline gelir.  Kaçmış ya da bırakılmış.  Düşmüş ya da yakalanmış.

Öyle günlerde derin bir tutsaklık duygusuyla mutlu bir  özgürlük duygusunun, içinde rom bulunan tropik bir kokteyl gibi,  başınızı döndürdüğünü, içinizi korku ve sevinçle doldurduğunu hissedersiniz.  Buraya mahkumsunuz, gidecek hiçbir yeriniz yok.  Ama alabildiğine özgürsünüz çünkü burası size ait ve  ?o? dünyadan kopuk!

İnsanlari ?ilomanik? (islomaniac) yani ada tutkunu yapan şeylerin başında bu karmaşık duygu gelir:  Bağlı ve özgür olmak. Yapayalnız ve hep birlikte.

Herkese göre değildir bu duygu:  Kimileri adalara asla gelemezler, gelseler bile kalamazlar.  Ada, monotonluk, darlık ve cansıkıntısı demektir onlar için.  Fiziksel anlamda özgürlüğe o kadar düşkündürler k, adalara sığamazlar.  Ada?da yaşama fikri bile onların içini bunaltır.

Bunlardan biri hep şöyle derdi:

?Arkadaş, ben istediğim zaman gaza basıp gitmek isterim, bağlasalar duramam.?

Ben de ona:

?Nereye gideceksin? Hepsi burada var!? derdim.

Beni anlamadığına eminim. Belki ben de onu tam anlayamam..  Belki de adasever olup olmamak Marslı ya da Venüs?lü olmak gidir.

 

Tagged in: , , , ,

%d bloggers like this: