Share this post with Digg


 HALUK ŞAHİN

 

 

      YANDIM ÇAVUŞ YANDIM SENİN ELİNDEN

 

 

Bundan üç yaz kadar önce arkadaşlar bana Çavuş Çalışma Grubu?na seçildiğimi duyurdular.  Durun hele, Çavuş Çalışma Grubu ne ola ki?  Bir taraftan adında askeri bir rütbe var, öte yandan Batı Çalışma Grubunu anımsatıyor.  Dönem Ergenekon tutuklama dalgalarının en sık ve sert olduğu dönem.  Paşalar manga manga tutuklanıyor.  Sordum soruşturdum, meğer adanın Çavuş üzümlerini kurtarmak için bir grup kurmuşlar, adanın her şeyine meraklı bir maydanoz olarak beni o gruba da koymuşlar.

 

Grubun ilk toplantısında, Çavuş?u kurtarma amacını açıkladıklarında aklıma gelen espiriyi dillendirmeden edemedim:

 

?Paşasını koruyamayanların çavuşunu korumasını beklemek ne kadar gerçekçi??  (Eşim bu türden kötü espri düşkünlüğümü Yengeç burcundan olmama bağlıyor!)

 

Güldüler ama toplantının sonunda ortaya çıktı ki, Çavuş?un işi gerçekten zor.  Bir zamanların kraliçesi Bozcaada Çavuşu?nun son yıllarda  yüzüne bakan pek olmuyor.  Bir zamanlar İstanbul manavlarında ha geldi ha gelecek diye heyecanla beklenen Çavuş?u tanıyan, isteyen yok, alan yok!

 

Çavuş Çalışma Grubu üyelerinden ve Çavuş bağcısı yazar Ferai Tınç?ın deyişiyle ?O Bozcaada Çavuşu ki başka hiçbir çavuşa benzemeyen bir incelik, zerafet,  nezaket ve letafetle arzı endam etmeden İstanbul sofralarında üzüm mevsimi başlamazdı.?

 

Ben de o yaz hala Radikal?de köşe yazarıyım.  15 Ağustos 2010 tarihinde  köşemde şöyle anlatmışım durumu:
?Safranbolu çavuşu ve pembe çavuş gibi başka cinsleri de vardır ama, erbabının bileceği üzere, Bozcaada?nın çavuş üzümü dünyanın en güzel üzümüdür. Sarışındır, iridir, ince kabukludur ve çıtır çekirdeklidir. O kadar kolay çiğnenir ki, fıstıklı üzüm yediğinizi sanırsınız. (Modern tıbbın üzüm çekirdeğini tüm dertlere deva ilan ettiğini ve çekirdek haplarının eczanelerde satıldığını hatırlayım!)
Derler ki, adadan Osmanlı Sarayı?na çavuş üzümü gidermiş!
Bağlarda şu sıralar Çavuş?lar kesiliyor. Artık pek uyulmuyor, ama ada Rumları 6 Ağustos?tan önce Çavuş kesmeyi günah sayar ve ilk kestiklerinde ?Kala bereket? diyerek birbirlerini kutlarlarmış!

?Kala bereket!? Lafın güzelliğine bakın!
Çavuşun sorunu şurada: Narin olan bu üzümün hızla tüketiciye ulaştırılması gerekiyor, çünkü kesildikten 10 gün kadar sonra canlılığını kaybetmeye başlıyor. Ne var ki, yeni kuşaklar çavuş üzümünü tanımıyorlar, üzüm deyince akıllarına çekirdeksiz üzüm geliyor.

Kısa ömürlü Çavuş?lar manavlarda müşteri bekliyor.
Pazarlama sıkıntısı yüzünden son 15-20 yıl içinde pek çok Çavuş bağı köklendi, yerlerine Cabarnet, Merlot, Şiraz gibi şaraplıklar dikildi…

 

Sonunda, Bozcaada çavuşu soyu tükenmekte olan harika yaratıklar kategorisine girdi.

Önce Reşit Soley?in (Corvus) sonra da diğer şarap firmalarının son yıllarda Çavuş?tan güzel beyaz şaraplar yapmaları bir umutttur ama yetmiyor. Ağzının tadını bilenlerin yeniden Bozcaada çavuşunu tanıması, satın alması ve bol bol yemesi gerekiyor.

Talep artsın ki, eski çavuş bağları kurtulsun, yenileri dikilsin!

Güzel şeylerin ömrü az oluyor. Çavuş mevsimini kaçırmayın!?

 

 

*

 

Bu alıntıdan da anlaşılacağı üzere 2010 yılında Çavuş sorununun daha çok tüketim ve pazarlama tarafına odaklanmıştık.  Oysa bu yaz, işin üretim yanıyla ilgili daha da ağır bir kriz söz konusu:

 

Çavuş ?silkme? yaptı, doğru dürüst ürün yok, bağcılar kan ağlıyor!?

 

Ne demek Çavuş silkme yaptı?

 

?Düşük? yaptı demek gibi bir şey.  Tam döllenme dönemindeyken yağan yağmurlar döllenmeyi engelledi ve sonuçta bir ucubeyi andıran salkımlar oluştu:  Birkaç tane normal büyüklükte tanenin yanında çok sayıda minik tane adayı duruyor!

 

Olay şu:  Çavuş kendi kendisini dölleyemeyen üzüm çeşitlerinden.  O yüzden,  Çavuş bağlarına Kuntra, Vasilaki gibi farklı üzüm çubukları da dikilegelmiş..  Ne bileyim, altı sıra Çavuş?a karşı iki sıra Kuntra gibi.  Ki onlar Çavuş?u döllesinler.

 

Çok yağmur yağıp dölleme gerçekleşemeyince de böyle ?silkme? olmuş, eller böğürlerde kalmış.

 

İlk kez olmuyor bu, adanın geçmişinde nice ?silkme? yasları var. O yüzden Çavuş?un nazlı bir gelin gibi olduğundan söz ediliyor.

 

Ve çok nazın aşık usandırdığı savı bir kez daha doğrulanıyor:  Çavuş bağlarını sökenlerin sayısı artmakta?

 

Çavuş?un görece bol olduğu geçen yıl (2011) bile para kazanamayan Çavuş üreticilerinin bu yıl para kazanması hayal.  Onca emek, onca masraf, onca umut ve kocaman bir hayal kırıklığı.

 

Aradan iki yıl geçtikten sonra Çavuş Çalışma Grubu?nun da fazla bir şey yapamadığını itiraf etmek zorundayız. Adaya 150 yıl kadar önce İtalya?dan geldiği sanılan Çavuş?un soyunun tükenmesi artık ciddi bir olasılık.

 

Meğer ki olgulara bütünsel olarak yaklaşan birileri konuyu ciddi olarak ele alsın!

 

Bu, şimdiki hükümet bile olabilir.  Korkmasınlar, Çavuş asıl olarak şaraplık değil sofralıktır.  Sofralıkların şahıdır.

*

 

Tabii tüm bunlar,  adalıların Çavuş?u kurtarmak için üzerlerine düşen her şeyi yaptıkları anlamına gelmiyor.

 

Ada?daki Çavuş bağlarının çoğu yaşlı ve bakımsız.  50-60 yaşında bağlar yaygın, oysa Çavuş?un en iyi yılları 30 ile 40 yaş arasındaymış.  Çavuş iyi bakım istiyor, derin çapa istiyor.  Ada bağlarının efsane isimlerinden rahmetli İrfan Aral, ?Pırpır çıktı, bağlar bozuldu,? dermiş.  Çünkü ?pırpır? çapası derine inmiyor.

Buna bir de son yıllarda bağ işcisi bulmakta yaşanan zorluğu katın. Ada bağcılarının çoğu pansiyoncu ya da garson oldu, Bayramiç?ten bile gündelikçi bulmak zor.

 

Kısır döngü Çavuş?u zorluyor:  Bağlar yaşlı, işci yok, ürün düşüyor, kalite geriliyor ama rakipler çoğalıyor?

 

Pazarlama sorunları var, bir türlü aşılamıyor.

 

Ama pes etmemek gerekiyor.  Çünkü Çavuş adanın simgelerinden birisi.  Bozcaada Çavuş?u deyince  yüzüne bir mutluluk ifadesi gelen insanlar var hala.  Dahası, Bozcaada Çavuş?un çok iyi beyaz sek şarap yapılabileceği de kanıtlandı son 10 yılda.

 

Ada?nın köklü şarap üreticisi ailelerinden gelen Ahmet Talay, ?Çok zor durumdayız ama ben bir Bozcaada?lı olarak Çavuş?tan vazgeçmeyeceğim,? diyor.

 

Çavuş?umuzu kurtarmalıyız!

 

 

NOT:  Çavuş?un güncelliği nedeniyle 5 K 1 N dizisinden Keçiler, Kirpiler, Kumrular ve ötekiler konusu daha sonraya kaldı.  Ama yazılacak, sözüm sözdür.

Tagged in: ,

%d bloggers like this: