Ayşe Özer: AYNI DİLİ KONUŞMAK

Posted by on July 29th, 2012
Stored in Ayşe Özer, Contributors, TURKISH

Share this post with Digg

AYNI DİLİ KONUŞMAK

Aradığında sesi titriyordu: ?İçeride Yunanca konuşuyorlar? dedi. Ortak bir çalışma için Yunanistan?a gitmiş olan arkadaşım laboratuarda tartıştığı arkadaşıyla hocasının içeride meseleyi kendi dillerinde tartışmalarına içerlemişti. Hocayla asistanı bir süre meseleyi İngilizce konuşmuşlar, sonra onun anlamaması için kendi dillerine dönmüşlerdi. Türkçe konuşmalarını beklemiyordu elbette, ama ortak dil de ortadan kalkınca iletişim anında çatışmaya dönüşmüştü.

İnsan kendisini en iyi anadilinde ifade edebilir, karşıdaki anlamıyorsa bir ortak dil kullanılır. Yabancı dil nankördür. Ana diliniz gibi olmaz. ?My heart aches? cümlesi aşk acısını anlatamaz. Bu ülkedeki yabancı dil öğretimi öğrenciyi öyle bir sistematikle eğitir ki, genellikle ?anlayan ama konuşamayan? bir hale getirir. Oysa insan, grameri hakkında çok az fikir sahibi olduğu dili daha rahat konuşur. Kafasını gözünü yarmaktan korkmaz. Gramer, kalıba sokar insanı. ?Present perfect tense, geçmişte olan ve hala devam eden bir olayı, past perfect ise geçmişte olan ve orada bitmiş olan bir olayı anlatır.? Kafa karışır, Mr. and Mrs. Brown?un sahile inme meselesine ifrit olunur. Ana dilini konuşamayınca dili şişer insanın. Yurtdışından dönerken havaalanında ilk gördüğü yurttaşını alnından öpmek ister. İnsani bir ihtiyaçtır ana dilde konuşmak, karşıdakinin de aynı dili konuşmasını ister insan, ya da bir ortak dil olmasını. Bu ihtiyaç kimileri tarafından tüm ötekilerin budanması ve dikensiz gül bahçesi yaratmak için suiistimal edilir, organizasyonlar yapılır ki herkes aynı dili konuşsun.

Geçen ay Türkçe Olimpiyatları yapıldı. Bu yıl onuncu kez, yabancı ülkelerde bulunan cemaat okullarından gelen öğrenciler Türkçe şarkılar söylediler, şiirler okudular. ?Güneşi İçenlerin Türküsü?nü, ?Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine? takip etti. Makedon temsilci, okuduğu Fethullah Gülen şiiriyle ödül aldı. ?Kar buz aynı kalamaz, cemre düştükten sonra.?

Sıla hasreti çekenlere ?gel de gör buraların kralı kimmiş? diye mesaj gönderildi. Pakistan temsilcisi, kendi dilinde şarkılar söylemek istediğinden kafasına çatal atılan Ahmet KAYA?nın Giderim isimli şarkısını seslendirdi. Bayramobayramola hashtag?i ile yayınlandı Twitter?da etkinlikler. Türkçe konuştuklarından sevimli olan çocuklar ?yeni bir dünya?, ?insanlık elele? sloganlarıyla coşturdular tribünleri. Okullarda kendilerine sunulan imkânlar karşılığında sadece Türkçe konuşmaları isteniyordu. Daha ne olsundu? Çocuklardan birisi artık rüyalarının bile Türkçe olduğunu söylüyordu. Bir çocuğun rüyaları kendisine yabancılaşıyordu. Türkleştirme, Türkçeleştirme operasyonu muhteşem bir organizasyonla devam ediyordu. Biz, onları anlamak zorunda değildik, öyleyse tüm ötekiler aynı hizaya sokulmalıydı. Tek dil bir ülkeye sığamıyordu.

?İki dil bir bavul? isimli belgesel filmde yönetmen kadrajları hep kapıların dışına kurar. Taraf olmadan bakmak ister. Sadece olguyu ortaya koymaya çalışır. Anlattığını övünecek ya da yerinecek bir mesele haline getirmez. İki dilin bir bavula sığdırılmaya çalışılması çok yaşanan bir süreçtir bu ülkenin doğu ve güneydoğusunda. Çoğu kez de bir bavula sığmayan iki dilden resmi olanı alınıp, diğeri atılır. Ne de olsa milletin tutkalı devlettir. Devlet babanın dili, ana dile tahammül edemez. Dil, konuşuldukça kullanıldıkça yaşayabilir. Yaşayan diller, diğer dillerin nefes almasına izin vermez. Cezaevinde yatan oğlunu ziyarete gelen annenin açık görüşte oğluna söylediklerini anlamayınca kendisine verilen eğitimin gereğini yerine getirir cezaevi görevlisi: ?Türkçe ağla!?

İnsan bilmediği bir dilde ağlayamaz. Ortak dil olan insanlık bir türlü öğrenilemez. Çocukların yabancı bir dilde rüya görmeleri gazetelere manşet olur, alkışlanır. Beraber ağlayıp, beraber gülmekle başlayacak bayram, bir spor salonundaki ışık ve ses gösterilerinin arasında kaybolur. Herkes aynı dili konuşur, hiç kimse karşısındakini anlamaz.

Tagged in: ,

%d bloggers like this: