Share this post with Digg

?Tarihi yenmek?                                        

 

Savaş diline aşinayız. Doğu Akdeniz?e yönelik tehditler savaş dilinin tonunu ve dozunu yükseltiyor. Bölgesel gücün ?gazabı şiddetli ve kahredici?. Altyapı hazır, nitekim içerde savaş sürüyor. Çoğu ruhsatsız bireysel silahlarla işlenen cinayetleri de bilançoya ekleyince şiddetle yatıp şiddetle kalkan toplumsal halimiz faş oluyor. Savaş dili gurur okşuyor, göğüs kabartıyor, göz nemlendiriyor. Siyaset, basın umumiyetle bunu pek seviyor. Oysa gurur ve özgüven patlamasıyla yönetilebilecek krizler değil bunlar. Zira ikide birde onu bunu silahla tehdit etmek yani çıtayı son derece yükseğe koymak, siyaset zaafı demek. Vazgeçtim, savaşın Türkiye ayarındaki bir ülkenin çatışmalarını çözmedeki işlevselliği ne olabilir?

 

Bakalım savaşkan iştahı açan Suriye konusuna. Baas rejimi, sultasını muhafaza etmek için kendi halkını yok etmeye hazır, pervasız bir idare. Ama düşürülen uçağı ?casus belli? yani savaş nedeni sayarak silahlı müdahaleye yeltenmek ne kadar mâkul? Askerî açıdan, TSK, Amerikan, Fransız, İngiliz hatta Rus askerinin dış müdahale tecrübesine sahip bir ordu değil. ABD liderliğindeki Kore savaşını ve muazzam zayiat verildiği anlaşılan Kıbrıs müdahalesini bir kenara koyarsak herhalde çok uzun zamandır ?dışarıda? savaşmıyor. Uzmanlar dış müdahalede hayatî olanın zapt ettiğini muhafaza etmek olduğunu söyler.

 

Siyasî açıdan mesele Suriye?de daha ?medenî? bir rejim mi acaba? Zira halkına zulmetme konusunda Esad?ın, hükümetin sıkı dostu Ömer El-Beşir?den farkı yok. Ya da keşif uçağının düşürülmesinin açtığı kapıyı da kullanarak Suriye?nin kuzeydoğusunda oluşan PKK idaresine kalıcı darbe indirmek mi? 1998 Adana Mutabakatı öncesinde Suriye?deki PKK varlığı Türkiye?nin müdahale tehdidine yol açmıştı. Mutabakatla Suriye, toprağında Türkiye?nin güvenliğini tehdit eden faaliyetlere artık izin vermeyeceğini taahhüt etmiş ve bunu büyük ölçüde yerine getirmişti. Ama bugün baktığımızda bu savaş tehdidinin Kürt çatışmasının çözümünde hiçbir kalıcı sonuç vermediğini görüyoruz. Dolayısıyla meselenin özü siyaset üretebilme becerisi.

 

Eski ihtilaflara hızla yenilerinin eklendiği, Kürt çatışmasının giderek ulusötesi bir boyut kazandığı bir dönemde iç ve dış çatışmaların çözümünde savaş mantığına neden bu kadar kolay itibar edilir? Soru günlük kavgalarımız için de geçerli. Nedeni yüz yıl önce uluslaşma uğruna girişilen savaş ve katliamların yarattığı ağır adaletsizliklerin oldukları yerde durmaları olmasın sakın? Coğrafyamızda, içeride ve dışarıda bir biçimde süregelen sorun ve çatışmalara yakından bakınca bunların en şedîd ve ağırlarının ortak savaş tarihimizin bakiyeleri olduğu açık değil mi?

 

?Milliyetçilik savaştır?

 

Savaşların tarihi, Avrupalıların birbirlerine reva gördükleri zulüm, Avrupalı talebenin tarih bilgisinin temel direğidir. Ülkesine göre, nüanslarla. Alman Nazilerin işledikleri suçları ezbere bilirken, Frenk Nazilerle işbirliği yapan vatandaşlarını tam bilmez. Ama sonuçta Avrupa Birliği?nde cisimlenen, ?savaş, bir daha asla? şiarıyla söylenen birlikte varolma iddiası, ?birbirini yoketmeden zıtlaşabilme sanatı? onyıllardır sürdürülüyor. İnsanoğlunun savaşçı güdülerine inat!

 

?Sizlere daha önce Fransa?nın tarihte Avrupa kıtasında Danimarka dışındaki bütün ülkelerle savaştığını söyleme vesilem olmuştu. (?) Sizlerden neredeyse imkânsızı istiyorum: Tarihimizi yenmemiz gerekiyor! Ve eğer yenemezsek şu kuralın kendini dayatacağını bilelim hanımefendiler, beyefendiler: Milliyetçilik savaştır!? Sözler eski Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand?nın 17 ocak 1995?te Avrupa Parlamentosu?nda yaptığı konuşmadan.

 

Son büyük savaşın üzerinden yetmiş yıla yakın süre geçti. Bu süre zarfında hafıza çalışması kıta çapında yapıldı. Buna rağmen bugün kıtada iki tehlike baş vermiş durumda. Savaş yüzü görmemiş yeni nesilleri tarih ve hafıza ile heyecanlandırmak artık mümkün değil; sayısı çığ gibi artan eski nesiller ise hastalıklarının nedenlerini ötekinin ?bulaşıcı? kimliğinde aramakla heyecanlanabiliyorlar ancak.

 

Boşluğu her daim olduğu gibi milliyetçilik doldurmaya çalışıyor. Ulusdevletler, ağırlıkları kalmasa da, hükümranlıklarını geri istiyorlar. Bunu ancak birbirleriyle savaşarak elde edebileceklerini ama o savaşta savaşacak nefer bulamayacaklarını bile bile. Ya da farkında olmayarak. Ulussonrası, melez Avrupa?da ve üstelik küresel dünyada, ulusal çare ve çözümlerden medet uman Avrupa vatandaşının içe dönük, kavruk ruh halini sömürerek.

 

Kıtanın bu tehlikelere karşı kendisini koruyabilmesi, milliyetçilik tarihini yenme becerisini, şekillendirdiği, bulaştığı diğer coğrafyalara açmasından geçiyor. Kolonyal, postkolonyal, oryantal adlarla batı Hıristiyanlığı dışına konuşlandırdıklarıyla olan ortak tarihine doğru? Bir nevî yüzleşmenin küreselleşmesi? Bu, Batı?dan bulaşan milliyetçiliğe yakalananları da yakından ilgilendiriyor.

 

Bu yazı ilk olarak Taraf gazetesinde yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor…

Tagged in: ,

%d bloggers like this: