Share this post with Digg

Avrupa?nın kıymet-i harbiyesi 

 

Avrupa Türkiye?nin, Türkiye de Avrupa?nın umuru değil epeyidir. Kıtanın batısında hüküm süren varoluşsal kaosta Türkiye olumsuzu cisimleştiriyor. Çoktan melezleşmiş olmasına rağmen ve tam da bu yüzden ?kimlik? saplantısıyla malul batı Avrupa?nın kendisinden farklı ilân ettiği başta İslâm dini olmak üzere her dine ve kültüre karşı geliştirdiği savunmacı ruh hali. Türkiye?nin yerleştirildiği yer burası. Oysa Avrupa?nın İslâm?la olan zor ilişkisini normalleştirmesinin yolu Türkiye?den geçiyor. Hele Arap uyanışıyla başlayan ?post-neo-kolonyal? dönemde. Kıtanın batısı, önce doğuya genişlemenin değerini kavrayamadı şimdi güneyle olan ilişkisinde ne yeni bir dil ne de politika üretebiliyor.

Bu yakada ise umursamazlık artık ?Avrupaalaycılık? tadında cereyan ediyor. Birikmiş olan sorunlarını çözemediği gibi bunlara yenilerini eklemek üzere kolları sıvamış bir Türkiye?nin, benzer sorunları çoktan geride bırakmış bir Avrupa ile alay etmesi. Gelişmiş yani doygun ekonomilerle gelişmekte olan, tüketimi yeni keşfeden bir ekonomiyi biteviye karşılaştırarak şişinmek. Burun kıvrılan Avrupa?nın norm, standart ve prensiplerinin buradaki değişim azmiyle birleşerek 2002-2005 arasındaki daracık zaman diliminde nasıl buraları dönüştürdüğünü unutan aymazlık hali.

Sanırım soru şu: Türkiye?nin değişimi, dönüşümü ve bölgenin istikrarı için AB kıstaslarının herhangi anlam ve önemi kaldı mı? Mâlum,?AB ile ekonomik ilişkiyi sürdürelim ama daha fazlasına gerek yok? diyen pek çok kişi var. Bu görüş, artık neredeyse her konuda hükümeti ve toplumun bir bölümünü kuşatan aşırı özgüvenin sonucu. Oysa AB tekniklerine olan ihtiyaç her gün kendini daha fazla hissettiriyor. Kimse darılmasın: AB ülkelerinin en zayıfı ve en zorda olanı ile yapılacak bir karşılaştırma buradaki sorunların o ülkeninkilerin nitel ve nicel ne kadar fevkinde olduğunu bir bakışta gösterecektir.

Avrupa?da şiddetle bu kadar yatıp kalkan, doğaya böylesine saldıran, vatandaşı böylesine hırpalayan bir memleket, hükümetin tüm geçmiş icraatına rağmen, yok. Ne anayasa yapma biçimi, ne Kürt çatışmasını çözme biçimi, ne yargının işleyişi, ne temsil adaleti, ne demilitarizasyon, ne adil yargılama, ne âdem-i merkeziyet ve iyi yönetim, ne basın ve ifade özgürlüğü, ne doğa koruma, ne insan ve hayvan sağlığı, ne çalışma hukuku, ne kent yönetimi, ne atık yönetimi tatminkâr bu memlekette.

Değişik bir uygulama: ?Pozitif gündem?

Gelelim işin teknik yanına. Türkiye?nin üyeliği batı Avrupa?da o kadar gündemden düştü ki daha önceki seçimlerde bu argümanı tepe tepe kullanan Sarkozi dahi, son cumhurbaşkanlığı seçimi esnasında ilk kez Türkiye?den dem vurmadı.

Keza Temmuz?da başlayacak Kıbrıs Cumhuriyeti dönem başkanlığının yarattığı huzursuzluk ilişkilerin dondurucudan derin dondurucuya sevki demek.

Müzakereler AB Bakanlığı?nın tüm çabasına rağmen yürümüyor. Temel nedeni, hükümetin gönülsüzlüğünden önce Türkiye?nin önünde berrak bir perspektif olmaması. ?AB uyumu sizin hayrınızadır, gerekeni yapın? demek yetmiyor. Sarkozi ile gördüğümüz gibi sürekli dışlanan bir Türkiye?nin uyuma dört elle sarılması mümkün değil. Kaldı ki uyum zahmetli ve pahalı. Ayrıca Sarkozi gider başka bir Türkiye hasmı gelir, işler yine tıkanır.

İşte böylesine olumsuz bir ortama rağmen Avrupa Komisyonu yakında cesur bir hamle yaptı. Komisyon?da genişlemeden sorumlu üyeStefan Füle bu olumsuzluklar karşısında ekibi ve Türkiye tarafındaki mutad kanallara ilâveten sivil toplum temsilcileriyle ?olumsuz ortamı düzeltmek ve güveni yeniden tesis etmek için ne yapılabilir? sorusuna cevap aradı.

Pozitif gündem genişleme politikası teknikleri açısından pek duyulmadık bir uygulama. Kurulan sekiz çalışma grubunda Komisyon yetkilileri ile bizim bürokratlar birlikte çalışacak. Toplantılar dönemsel olarak Ankara ve Brüksel?de yapılacak ve Kıbrıs dönem başkanlığı boyunca da faaliyet kesilmeyecek! Açıkçası bunlar Helsinki?de 1999?da yeniden başlayan üyelik süreci boyunca pek görmeye alışık olmadığımız bir iradeye karşılık geliyor.

Çalışma grupları sekiz müzakere faslını kapsıyor. Amaç müzakerelerin yerini almak değil, bunları Komisyon?un birebir katılımıyla kolaylaştırmak. Belirlenen fasıllar şunlar: İş Kurma Hakkı ve Hizmet Sunma Serbestîsi ki Aralık 2006?dan bu yana Kıbrıs bağlantılı olarak vetolu. Beş fasıl müzakere halinde: Şirketler Hukuku, Bilgi Toplumu ve Medya, İstatistikler, Tüketici ve Sağlığın Korunması ileMali Kontrol. Bunlar Tüketici ve Sağlığın Korunması faslı dışında hızla ilerleme sağlanabilecek fasıllar. Canalıcı olan iki fasıl Yargı ve Temel Haklar ile Adalet, Özgürlük ve Güvenlik. Bunlar Kıbrıs?ın Aralık 2009?da tektaraflı olarak bloke etme kararı aldığı ve adı üstünde, demokratikleşme açısından iki ciddî fasıl.

Türkiye ile AB?nin bütünleşmesinin değerinin farkında olanlar, ilişkinin içine düştüğü durumdan hoşnut değil. İlişkinin daha fazla zayıflamasını temenni etmeyenlerin sayısı sanki artıyor. Ne var ki olumsuzlukların derinleştiği, kasırgalar öncesi sert bir dönemdeyiz. Ve muhtemelen kavga yeni (den) başlıyor. Orada ve burada.

Bu yazı ilk olarak Taraf gazetesinde yayınlandı, yazarın izniyle burada da yayınlanıyor. 

%d bloggers like this: