Share this post with Digg

Kaçak kurban yakalandı merkez!


?Her insan biraz ölüdür
Gömdüm hepsini, geliyorum
Bütün ölülerimi gömdüm, geliyorum.
İnsan yaşıyorken özgürdür
Yaklaştım iyice, geliyorum.?

İftiraya uğrayıp da aklanınca, ilk doğacak oğlunu Allah?a kurban eder Erzincanlı Müslüm Koca. Adak filmi bu olayın üzerine kurulmuştur. Ömer Lütfi Akad?ın üçlemesinin ikinci filmi Gelin?de ise kalbi delik oğlunu Kurban Bayramında kaybedince ?Biri daha karnımda büyümekte, onu da büyütüp yoluna kurban edeceğim? der Gelin, hırstan gözü dönmüş kayın pederine. Yıkarlar, alırlar, getirirler vatan uğruna ?şehit? olunca bir çocuk, kimsenin kendisini tanımadığı, yok hükmünde olduğu memleketinin en büyük, en görkemli camisinde koyarlar musalla taşına, alkışlarla uğurlarlar. Çocuklarımız operasyon kazalarında yiter, eğitim zayiatı olur. Onları alkışlamamız için ölmeleri gerekir.

Bir çocuk, daha 17 yaşındayken yaşı büyütülür, asılır, son bakışındaki o gözler bizim aklımızda kalmıştır sadece, acısına bile sahip çıkmamıza izin vermezler, timsah gözyaşları ile sulanır, ?yetmez ama evet? olur tepemizde sallanır. Düşünürüz ne kadar çok ölmekteyizdir yaşamak için, sonunda yaşayan ölüler oluruz.

Dünyanın en bereketli topraklarındandır Mezopotamya. Binlerce yıl önce bu ovada bir deniz olduğuna inanılır. Eski Mardin?den ovaya baktığınızda gece vakti, ışıklar gemi gibi görünür, Mezopotamya denizinde. Bu ovada sevdiğinizi söylerseniz birine, bütün medeniyetler tanıklık eder size. Issızlığı, çapkın bir adamın yalnızlığı sanar buraları görmeyen, 25 yaşında bulgurla tanıştığını kent soyluluğuna delil olsun diye gururla söyleyen ?aydın?lar. Okyanusa düşmüş bir kibrit çöpü gibi olmak nedir bilmezler.

Askeriyede, adliyede en çok kaçak çay tüketilir o bölgede, çayın kaçak olduğunu söylemenin de kendilerini ele vermek olacağını düşündüklerinden olsa gerek, gülüşmeler eşliğinde ?ithal çay getir oğlum bize? der savcı ya da karakol komutanı. Acıdır hafif tadı, ?Türk çayı demleyelim size isterseniz? derler dışarıdan gelene, alışınca başka çaydan tat alınmaz lakin. Çayın kırmızılığının domuz kanıyla kurutulmasından ileri geldiğini iddia eder bazıları.

?Bin ?yiğit? feda olsun? da bu yolda, yeter ki istikrarımız bozulmasın?.  ?Onlar da bunu göze alsınlar kardeşim?, Kaçakçılık suçtur? lafları edilir vicdan aklama çabalarında. Bunları söyleyenlerin hemen hepsi de o bölgeye gittiğinde mutlaka kaçakçılar çarşısına uğramıştır. Tüketim onların en doğal hakkıdır. Yoksulluk ise kişisel başarısızlıktan kaynaklanır. Kayıtdışı işçi çalıştıran, vergi kaçıran iş adamlarından saygın yatırımcılar olarak bahsederler. Hayatta kalmak televizyonda izledikleri, tropik bir adada çekilmiş popüler bir yarışmadır onların zihninde. Elli lira için yollara düşmek şöyle dursun, yere düşse eğilip almayacakları bir tutardır. İki yüzlü ahlak, çocukları ölürken bile kendini korumaya teşnedir. Bir ?keşke?ye bile muhtaç kalırız. 33 kurşun katliamını yapan askerin adını kışladan sildirirken, benim katliamım iyidir, seninki kötüdür denir. Biz yapalım, ?böyle bir literatür varsa? ilerde gelecek nesiller hesaplaşır nasılsa. Böyle bir literatür yok, biz cinayeti gördük.

Kurban Bayramlarında kaçak kurban görüntüleri verir ana haber bültenleri ve bu kurbanların nasıl yakalandığı anlatılır. Bizler de biraz tebessüm ederek izleriz kurbanın başına gelenleri, içten içe biraz vicdanımız sızlar o kadar. Kaçak çay kanla kurutulur, kaçak kurban yakalanır. Şark oturup beklemenin yeridir. Doğum günü olmayan, İsa ile aynı gün doğmuş çocuklar tokat atana diğer yanaklarını dönmekten yorulurlar. Gökten koç inmez, tanrılar kurban istemiştir, kaçarken yakalanır, kurban edilirler. Tavsiyelere uyup, üç çocuk doğurur ana, birini dağda, birini ?sehven?, birini askerde yitirir.

Mezopotamya?da sabah olur, gemiler gider.


Ayşe ÖZER

Tagged in: , ,

%d bloggers like this: