Şehrin Tiyatroları: Bir yetmez ama evet meseli

Trafikteki hak arama kültürü başka yerde olsa bu halkın sırtı yere gelmez. ?Sen benim kim olduğumu biliyor musun?? ile başlayan tehditler, daha sonra yaka numarasını görmek için deve kuşu gibi boynun uzatıldığı hareketler eşliğinde ?senin sicilin kaç?? ve en ileri boyutta ?kendine haritadan yer beğen? ile devam eder. Sonuçta trafik polisi devletin memurudur. Kim olduğunun bilinmesi gereken de devletin sahibi olunca istediğini yapar karşıdakine. Sırtını devlete dayarken iyi miydi efendim? Ya devlet başa ya kuzgun leşe geleneği ile yetişmiş nesiller kendini Tanrının dünya üzerindeki gölgesi sanmaya başlamıştır sonradan. Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi vecizesini unuttuklarından doktorları keserler, avukatları savunmanın dışına iterler. Devlet memuru olmak zordur bu ülkede. Siyaset yasaktır, üst düzey bürokratsanız eğer sendika yasaktır, grev yasaktır. Facebook hesabını bile izlerler adamın. Kaygan zeminde ayağınızı kaydırmayı kafalarına koymuş olsunlar yeter ki. Mühür onlardadır, Sülüman onlardır dolayısıyla.

Devletin memuru olmanın dayanılmaz bir hafifliği vardır elbette. Bir kere bu işsizlik ortamında garanti ve masa başı bir iştir. Sabit geliri, sağlık sigortası, lojmanı vardır. Devlet kuşbaşı et satmaz nidaları ile ya Allah özelleştirilen Et ve Balık Kurumu daha sonradan etin kilosu 100 liraya yaklaşınca angus satmaya başlamıştır. Olsun, kahrolsun anguslar!

12 Eylül referandumunun yetmez ama evetçileri, şimdi de ?E be kardeşim devlet tiyatro yapar mı?? çıkışıyla ağızlara çalınan bir parmak balın peşindedir. Arı olmasaydı, kovan mum bile olamazdı oysa ki.

Muhafazakar anarşizm(!) diye bir ideoloji yoktur. Düpedüz şehir tiyatrolarına, devlet tiyatrolarına aktarılan kaynakların yandaşlara aktarılması yoluyla sadece methiyeler düzen yandaş sanatçılara(ne demekse) ulufe dağıtılmasını hedefleyen bir anlayışın yine yetmez ama evetçilere benzer bir yaklaşımla alkışlanması, sırtını devlete dayayan mutlu azınlığın yerini yandaş ve daha mutlu bir azınlığın almasını sağlamaktan başka bir şeye yaramayacaktır. ?İstediğimiz oyunlara sponsor olacağız? demeci ile niyet beyan edilmiştir.  Ve bu kez Ankara Devlet Tiyatrosunun en güzel sahnelerinden biri olan Yeni Sahne yıkılırken toplumsal muhalefete karşı ?daha güzelini yapacağız? sözünü veren de yoktur. Ki o güzelim sahnenin yerinde şu anda emperyalizmin simgesi bir hamburgerci bulunmaktadır. Yani canım efendim, mesele özelleştirme değil, özeleştiri meselesidir. Özeleştiri yaparken muktedirin meşruiyet ekmeğine yağ sürmek en naif deyimle saflıktır. Tiyatronun özgürleşmesini muhafazakar iktidarın yaptığı çıkışlardan beklemek, Führer?den adalet beklemekten farksızdır. Özgür tiyatro, şu anda sadece Ankara Adliyesi sahnesinde 12 Eylül?le ?hesaplaşan? meşhur mahkemede oynanmaktadır.

İnsan, hayata karşı sorumlu davranmadan gerçek bir özgürlüğün sahibi olamaz. Şimdi tiyatromuza, sanatımıza sahip çıkmanın zamanıdır. Bir düşünelim. O müthiş oyunun adını biraz değiştirerek söylersek, ?Önce bir boşluk oldu tiyatro gidince ama şimdi iyi? diyebilecek miyiz?

Yetiştirilmek istenen yeni rasyonel insan tipi, 5 yaşında okula başlayarak saflara daha hızlı katılacaktır. Mazlumun zulmü varsa, halkın ancak tiyatrosu, sineması, sanatı vardır. Bunlarda olmayan bir şeyin; mesela özgürlüğün, mesela toplumsal muhalefetin, mesela kadının, toplumsal hayatta var olduğundan söz edilebilir mi?

?Ve kahreden, yaratan ki onlardır?

Kahretmek, yaratmanın ön koşuludur. Biz bu ülkeyi bu haliyle sevmiyoruz, kahretsin!

Ayşe Özer

Tagged in: ,

%d bloggers like this: