Share this post with Digg

Occu ?pie?dan payımızı almak

Küreselleşme,  yabancı ülkede aynı hamburgercide aynı standartta yemek yiyebilme lüksü, hatta Erzurum?da cağ kebap yerine bilmem neli fajitas yeme konforu(!), her yerdeki konfeksiyon mağazasında aynı fiyata aynı ürünü bulabilme kolaylığı ile özdeşleştirilip, süslü paketler içinde bize sunulmaktadır. Duvarların kaldırılması kulağa hoş gelmektedir doğrusu.

Standardizasyon ve kalıba sokma girişimleri ile hayatımızı istediği gibi şekillendiren emperyalizm, bu şekilde kendisine pazar ve müşteri yaratadursun,  zenginliğimiz olan farklılıklarımıza ise ancak kendi çıkarına uygun düştüğünde tahammül edebilmektedir.

11 Eylül 2001?de emperyalizmin ikiz kuleleri, hegemonyasını sağlamlaştırmak için kendisinin ürettiği düşmanı tarafından vuruldu. Sonra o büyük ve makbul akbaba, masasında deniz mahsulleri filan varken mahiyetiyle birlikte kendi yarattığı ?canavar?ın öldürülüşünü izliyordu. Bu bahaneyle işgal ettiği ülkelerse yanına kar kalıyordu. Mazlum milletlerin ahı yerde mi kalacaktı?

Ülkelerindeki otoriter hükümetlerin yanı sıra Batı?ya ve Amerika?ya da bir başkaldırı olarak servis edilen ?Arap Baharı? nın aslında kime hizmet ettiği Amerikan ana akım medyasında bu hareketlerin göklere çıkarılmasından, hatta eylemcilerin karşı oldukları ?Batı? tarafından Nobel Barış Ödülüne aday olarak gösterilmelerinden bellidir. Emperyalizm yine çıkarları doğrultusunda yapacağını yapmıştır. Ne var ki tarihin potansiyel öznesi nesneleştirilmeye karşı duruşunu yine sergilemektedir. Kavram düşse de, özne ayaktadır.

TÜFE sepetine tenis topunu yerleştirdiğinizde sokağın sesini duymaya niyetiniz yok demektir. Sesini duymadığınız sokaklar intikamını tarih boyunca hep almıştır. Huzurun isyanda olduğu er geç fark edilmiştir.

Son günlerde ?o duvarda başka bir tuğla? olmak istemeyen insanlar sokaklara döküldü ve istilacı devletin finansal merkezini, yani kalbini, beynini, her şeyini istila etmek amacıyla yola çıktılar. Polisin en önce korumaya aldığı şey -ne ironiktir ki- tanrılar tanrısı Zeus?un boğa heykeli gibi, tanrısı para olan Wall Street?in girişindeki boğa heykeliydi.  Nüfusun %99?unu temsil eden mutsuz çoğunluk, %1 olan mutlu azınlığa ?artık yeter? dedi. Trajikomik olan ise bu eylemle ilgili olarak yapılan yorumlarda Arap Baharı ve Tahrir Meydanı benzetmelerinin yer almasıydı. Emperyalizm yine kendi silahıyla mı vuruluyordu? ?War? street savaşı, silahı, finansı hayatımızın merkezine oturturken, kapitalizm emrinde çalışan ?konsom?atrisleri borçlandırıp sonra da kendisine mecbur eden pavyon patronu gibi hepimizi tüketime sevk edip köleleştirirken, istilacı devlet istila edilebileceğini düşünememişti. Kapitalizmin sunduğu teknolojik imkanları insanlar meydana pizza göndermek için kullanıyordu. Bir restoranın eylemin adına ithafen ?occu?pie? wall street? pizzası üretmesi bile tüketim toplumun dayatmasının yerine eylemin reklamı olarak algılanıyordu. Reklamın iyisi kötüsü olmazdı! Kapitalizmle onun araçları kullanılarak mücadele edilemezdi elbette, ancak bir yerden başlanmalıydı. Holloway?in dediği gibi çatlaklar yaratarak belki de. Önce pastadan hak ettiğimiz payı almaya çalışarak.

%99?un işgalinin meşruiyeti, çoğunluk olmasından değil, başlangıç noktasından kaynaklanıyordu. Sınıf tanımlaması yoksulluk üzerine kurulduğundan, yetersiz bir tanımlama da olsa başlangıç noktası doğruydu. Sermayenin en iyi yaptığı şey olan ayrıştırmaya bu defa ezilenler prim vermemişti. Amerikan rüyasından uyananlar, ?yok ülke?yi yeniden keşfettiklerinde yoksul olarak öleceklerini anlamışlardı. Ekonomik önlemlerde ?insansız? finans kurumlarının öncelenmesini artık kabul etmiyorlardı. Kapitalizm eşitsizlik yaratıyordu ve onunla mücadele edilmeliydi. Çıkış noktası buydu.

Elbette kapitalizmle mücadele cam çerçeve indirmekle, parkta yatmakla olmaz, sistemi zayıflatmak ancak elindeki argümanları almakla, onun dayattıklarına prim vermemekle olur. Önce insanlar kendilerini daha az tüketime ve daha az kredi kullanımına alıştırmalı. Esaretin bile bir bedeli vardır, özgürlük ise uğruna bedel ödenebilecek yegane amaçtır. Ülkede yiyecek yokken biber gazı alan yönetimi protesto eden ve ABD?den gelen biber gazı kapsüllerini Süveyş Limanında gemilerden indirmeyi reddeden Mısırlı işçilerin bilincine ulaşılıp esas düşman fark edildiğinde Amerikan son baharı dünyanın baharına dönüşebilir.

Ahde vefa ve ülke çıkarlarının gözetilmesi üzerine kurulu olması gereken dış politika, başkalarının baharına tam destek verip, kendi eylemcilerine sürekli polis şiddetini reva görürken başka bir bahara bırakmak istemekteyse de özgürlüklerimizi, o duvarda başka bir tuğla olmayı reddedenler bir bahar daha sabredemeyecektir, ne Wall Street?de, ne Ortadoğu?da, ne de dünyanın başka bir yerinde. Emperyalizmin en büyük pembe yalanı olan duvarların yıkılması hadisesi ezilenler lehine fiilen gerçekleşmiş, insanoğlunun başka bir dünya hayali kör topal da olsa yola çıkmıştır.

Devran dönmektedir. İşgalciler, işgalin ayak seslerini duymaya başlamıştır. Anadolu?daki deyimin hem gerçek hem de mecaz içeriğiyle: istilacı devletler görsünler bakalım Müslümanlar ne çekmiştir şimdiye kadar?


Ayşe ÖZER

Tagged in: ,

%d bloggers like this: