Share this post with Digg

Taksim Meydanı ile Karadeniz Otoyolu

Taksim?de trafiğin alta alınması hedefiyle yola çıkmış projeyi duymuşsunuzdur. Duymadıysanız www.taksimplatformu.org veyawww.akparti.org.tr/site/video/8291/taksim-meydani-projesi kaynaklarına başvurun. Tartışması yeniden başlayan bu konuyla ilgili bilgiye bu iki mecradan başka bir yerden ulaşmak mümkün değil ve sorunun büyük kısmı da burada. Platform, projenin şeffaf bir danışma, düzenleme ve denetleme evrelerinden geçmesi gerektiğini savunan ve bu haliyle projeye itiraz eden bir vatandaş girişimi. Ak Parti?nin websitesinde ise proje tamamlandıktan sonra meydanın nasıl olacağını gösteren temsilî bir kısa film mevcut. Hâsılı resmî sorumlu kurumlar olan Büyükşehir, Beyoğlu, İstanbul II. Koruma Kurulu üzerinden projeyle ilgili bilgiye ulaşmak mümkün değil. Koruma Kurulu?nun oybirliğiyle aldığı karar projenin ?doğru? olduğu anlamına gelmiyor zira bu gibi projelerde uzman görüşü yeterli değil. Dolayısıyla ayrıntılı bilgi olmayınca dedikodu, spekülasyon oluyor ama esas soru soruluyor.

Taksim Platformu?nun soruları basit: Projeyi kim ne zaman yaptı? Yayalaştırma mı yoksa ayrıştırma mı? Esnafı mağdur etmemek için alınan önlemler neler? Topçu Kışlası kim için ve neden yeniden yapılmak isteniyor? Projeden kim kazançlı, kim zararlı çıkacak? İtfaiye, ambulans önlemleri var mı? Semt dernekleri haberdar mı? Kültür sanat kurumları ve uzmanlar haberdar mı? Taksim Gezi Parkı?ndaki ağaçlar neden işaretlendi? Taksim Gezi Parkı afet halinde toplanma yeri değil mi? Büyük şehirlerin merkezlerinde yeraltı tünelleri trafik sorununu çözer mi? Şehir merkezlerinde hâlâ tünel tercih ediliyor mu? Proje bütünlüklü bir yaklaşım içeriyor mu?

Bütün bu sorular ve daha başkaları kamusal alanda yapılması düşünülen veya özel olup kamusal alana etkisi olabilecek tüm projelerden önce yapılan düzenleyici etki analizinin alışılagelmiş soruları. Kabaca söylenecek olursa, kamuyu ilgilendiren kararların, karar ve uygulamadan önce olumlu ve olumsuz muhtemel her çeşit etkisinin incelenmesi, bulguların kamuyla paylaşılması ve karar alıcılara ulaştırılması demek. Bir nevî meşveret, danışma, akıl sorma, ölçme biçme, ders çıkarma, öngörme? Bunlar olmadan yapılan işlerin akıbetini maalesef iyi biliyoruz.

Mâlum Türkiye danışsız, düzensiz, denetsiz ve sonuçta doğal olarak hatalı ve savurgan uygulamalar cennetidir. Şöyle bir hafıza tazelersek: Ankara?nın şehir tünelleri, Haliç metro köprüsü, İstanbul Kongre Merkezi, Eminönü Meydanı, Sütlüce Kongre Merkezi, Feshane, Çeşme Otoyolu ve elbette Karadeniz Otoyolu?

Bu uygulamalar ne sadece bu döneme ait ne de Türkiye?ye mahsus. AK Parti?den önceki merkezî ve mahallî idareler ve bugünkü diğer partilerden mahallî idarelerin iş yapma biçimi farksız. Keza insansız, ruhsuz, doğa düşmanı ve hatalı kamusal uygulama her ülkede gani. Buralarda hayranlık uyandıran Abu Dhabi bunun tipik örneği. Kent aktivisti Jane Jacobs?un 2011?de Metis?ten çıkan ?Büyük Amerikan Şehirlerinin Ölümü ve Yaşamı? başlıklı kitabından :?Burayı inşa ederken kimse bizim ne istediğimizi düşünmedi. Evlerimizi yerle bir edip bizi buraya, dostlarımızı başka yere tıktılar. Bir fincan kahve içip gazete okuyacak ya da üç-beş kuruş borç alacak bir yerimiz yok. Kimse neye ihtiyacımız olduğunu düşünmedi. Buraya gelen büyük adamlar çimenlere bakıp şöyle diyorlar: ?Ne kadar şahane! Artık yoksulların her şeyi var!?

Bir kamusal uygulama faciası

Türkiye?deki hatalı uygulamaların şahikası muhtemelen Doğu Karadeniz Sahil Yolu?dur.   541 kilometrelik Samsun-Sarp arasındaki yolun inşaatının ihale kararı 1993?te alındı. İnşaat kamu kaynaklarından 5 milyar dolar götürdü, 2006?da bitti ama sorunlar bitmedi. ODTÜ Deniz Mühendisliği Araştırma Merkezi?ne kulak verelim: ?Deney ve ekonomik analiz sonuçlarından yola çıkarak, Doğu Karadeniz Sahil Yolu Projesi?nde kullanılan ve bu çalışmada modellenen ilk yapı olan kıyı koruma yapısının yörede oluşabilecek fırtınalara karşı dayanıklı olmadığı ve son derece pahalı bir yapı olduğu söylenebilir.?

Proje tamamlanmadan önce Eylül 2005?te yapılan Ulusal Coğrafya Kongresi?ne sunduğu bildiride İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü?nden Hüseyin Turoğlu ise projenin güzergâh sahası arazi potansiyeline uygun değil demiş. Can ve mal kaybına sebep olacak, sık sık yol tamiratına gerek duyulacak, maliyet artacak,  geri kazanılması mümkün olmayan doğal tahribat olacak diye yazmış. Uzmanlar dışında yöre halkı da yolun deniz kıyısından geçmesinin tehlikesine dikkat çekmiş ve yanıbaşlarındaki Gürcistan?dan örnek alınmasını talep etmişler. Şimdi uzmanlar acı acı gülüyor, halk ise kaderine isyan ediyordur.

Nitekim otoyol fıkra gibi. Yerleşim merkezlerinden 70 santimetre yükseğe inşa edildiği için yağmur sonrası dağlardan gelen suyu baraj gibi tutuyor ve su denize ulaşamadığı için yerleşimleri sel basıyor.  Denizden gelen dalganın şiddetine de dayanıklı değil, Ocak?ta Hopa-Sarp arası yine çöktü.

Taksim?de geri dönüşü olmayan yollara girmeden Karadeniz yolundan ibret alalım.

Tagged in: ,

%d bloggers like this: