Share this post with Digg

2012 tükenmenin miladı olmasın

Uludere katliamı ve hükümetin katliam karşısındaki tavrı epeyidir biriken huzursuzluğun açığa çıkmasına vesile oldu. Memleketin üzerinde biriken kara bulutların, daralan demokrasi ve siyaset alanının herkes farkında ama bu gidişat nasıl terse çevrilecek belli değil. Aksine varolan, tuhaf bir kadere boyun eğmişlik, yılgın bir ruh ve şuur hali. 2011 ve öncesi doğal olarak 2012?nin habercisi ve altyapısıydı.

Bir yıl önce 2011 için şunları kaydetmişim: ?Türkiye için zor bir yıldı 2010. Kadim sorunlarımız daha görünür, tabularımız daha kırılgan oldular ve çözümleri o denli güçleşti. Ve bütün bunlar yıl içinde birer birer 2011 seçimi sonrasına havale edildi. Yeni anayasa, daha açık bir toplum, genel hak ve özgürlükler, Kürt meselesi, askersizleşme, Ermenistan, Kıbrıs, Yunanistan, AB ile müzakere, hepsi beklemede. Ezelî sorunların yanında hükümetin tercihleri ve uluslararası konjonktür sonucunda yeni sorunlar peydahlandı. İran ve Arap dünyası ile kurulan veya pekiştirilen ilişkilerle İsrail ve Batı dünyası ittifaklarını bir arada tutma ve dengelemede yaşanan zorluklar, beklemedeki sorunların hallini kolaylaştırmadı.?

Adı edilen sorunların üzerine seçim sonrasında gidilmedi, hepsi yerinde duruyor ve kangrenleşiyor. AK Parti?nin seçim zaferi, sorunların çözümünü maalesef kolaylaştırmadı, aksine sanki derinleştirdi. Üstelik bu sorunlara dışarıdan ithal yenileri eklendi: Başlıca ihracat pazarımız Avrupa?nın yavaşlaması ve güney komşularımızı kuşatan çok ciddî istikrarsızlık. Irak ve Suriye?deki kaos, İran ve İsrail?in bölgeye müdahaleleri ve aralarındaki husumetle şekillenen, tüm bölgeyi yangın yerine çevirebilecek bir istikrarsızlık.

Bu sorunları, yerine göre yönetebilmek, yerine göre çözebilmek için büyük beceri ve ustalık gerekiyor. Hükümetin sorunlara yaklaşımının ve bu yaklaşımla belirlenen icraatının beceri ve ustalık konusunda yeterli olduğunu söylemek ise maalesef mümkün değil. Bu yaklaşımda iki temel özellik öne çıkıyor: sorun çözme becerisi eksikliği ve kibir. 

Sorun çözme konusunda, sorunlardan çok sorunların sonuçları üzerinde yoğunlaşan ve sorunla sonucunu birbirine karıştıran bu özelliğin en çarpıcı örneği Kürt çatışması. Sorunla sonuçları ısrarla aynı addediliyor ve icraat sürekli akim kalıyor. Ama can alıyor, can yakıyor, sorunu düğümlüyor. Çıraklık döneminde AK Parti sorun çözmede ezber bozardı. Bugün sorunlar karşısındaki beceriksizlik ve atalet partinin devletleşmesi ve böylece devletin ezelî reflekslerine rücu etmesiyle yakından ilgili.

Diğer özellik kibir ve aşırı özgüven. Son on yılda Türkiye?nin geldiği nokta ve kaydettiği ilerlemenin önemi artık en şüpheci ülkelerde dahi kabul görüyor. Arap uyanışının ilham kaynağı, ABD?nin bölgede tutunacak tek dalı, uluslararası yatırımcının gözbebeklerinden biri artık Türkiye. Bu durumun yarattığı özgüven hükümetin içeride ve dışarıdaki sorunlara yaklaşımına uçsuz bucaksız bir kibir olarak yansıyor. Hükümet her konuda şunu der gibi: ?Benim kadar kudretli bir ülkeye nasıl böyle davranabilir, nasıl benden bir şey talep edebilirsin? Ben, istersem bahşederim, istemezsem yüzüne bile bakmam!?

Eski ya da yeni sorunlar söz konusu olduğunda verilen ayarların, koyulan postaların, savrulan tehditlerin, uçuk ve hakaretamiz beyanların ardında fena halde sırıtıyor bu kibir. Cumhuriyetin kuruluşuna dayanan Ermeni, Kürt, Rum/Yunan sorunlarında, daha taze Fransa, İsrail sorunlarında ve ekonomi politikalarında kendinden fevkalade emin bir Türkiye var artık.  Ama sonuç şimdilik kocaman bir sıfır! Hacı Bayram Veli?nin dediği gibi ?kibir bele bağlanan taş gibidir, onunla ne yüzülür ne de uçulur?!

Kibir ve sorun çözme beceriksizliğinin birlikte mükemmelce kuşattığı saha ekonomi. Tüketim sarhoşluğunun ve büyüme hırsının bizi getirdiği noktada mâlum artık ihracat yapabilmek için hayli ithalat yapmamız gerekiyor. Buna basit ama uygulaması imkânsız bir çözüm öneriliyor: ithal yerine burada üretmek. Yalın söyleyecek olursak, ihracat için gereken ara mal ithalatının nedeni buradaki yetersiz eğitim, araştırma, geliştirme, vasıf ve üretkenlik. İthalatı üretimle ikame etmek için sistemin yapısal çözümlere ihtiyacı var. Emirle araba üretmek mümkün değil.

Bu zihniyetle 2012 ve sonrasının idame edebilmesi de mümkün değil. Çünkü bir sonuç vermediği gibi Türkiye?yi sürekli kavga eden bir ülke konumuna getirerek biz farkında olmadan tecrit ediyor. Böylelikle AB, AİHM, BM hatta UEFA ilkelerinden uzaklaşırken adına on yıl önce ?Ankara Kriterleri? dediğim, kendinden ve haklılığından daima emin bir taşralılık hayata hâkim oluyor. Sorunların da bu kriterlerle çözümü ve yönetimi mümkün değil.

AK Parti yönetiminde Türkiye son on yılda yakın tarihinde görülmemiş itibar kazandı. Hükümet içeride ve dışarıda hâlâ hatırı sayılır bir krediye sahip ama artık hazır yediği için eldeki avuçtaki hızla tükeniyor. Temennim 2012?nin yıpranma ve itibarsızlaşmanın başladığı yıl yerine hızla ve ciddiyetle toparlanacağımız yıl olması.

 

Bu yazı ilk olarak Vatan gazetesinde yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor…

Tagged in: ,

%d bloggers like this: