Share this post with Digg

WINDS OF CHANGE VE YELKENLERİ AYARLAMAK

William Arthur Ward?un ?kötümser, rüzgardan şikayet eder; iyimser, rüzgarın değişmesini ümit eder; gerçekçi ise yelkenleri ayarlar? sözü, uluslararası ilişkilerde tutulacak yolu net olarak gösterir. Ve bugün, yaşadığımız zamanda, bu sözün haklılığı bir kez daha anlaşılıyor. 21. Yüzyıla yelken açtığımız o göreceli sakin sular artık yok. Küresel sistemin atmosferinde oluşan ve gittikçe kararan bulutlar, sert bir fırtınanın yaklaştığının habercisi; sular dalgalanıyor. Dev dalgaların, anaforların oluşacağı, kutuplardan kopup gelen buz dağlarının, görünmez tehditler içerdiği yeni bir döneme giriyoruz. I. Dünya Savaşı Sona eriyor. Onun neticesinde evrimleşerek gelişen uluslararası sistem de değişiyor, değişmek zorunda. 20. Yüzyıla damgasını vuran Anglo-Sakson sistem ve onun savunduğu değerler, zorlu ve yıpratıcı bir sınavdan geçiyor. Demir Perde?ye ve Sovyetler?e karşı bir refah adası, özgürlükler ülkesi olarak dizayn edilen Avrupa Birliği de bu sınavdan kendi payını alıyor. Asya?da, Çin Denizinde, Hint Okyanusunda, Pasifiğin güney batısında sular ısınıyor.

Şöyle ayrıntıya girmeden son bir yıl içinde olup bitene baktığımızda, uluslararası sistemdeki fırtınayı daha net görebiliriz. Bunlardan ilki Aralık 2010?da Tunus?ta başlayan, Ocak 2011?de Mısır?da kaynama noktasına ulaşan ve Libya?da dönüşen Arap Devrimleri süreci. Artık bütün Kuzey Afrika ve Ortadoğu Coğrafyası bu devrim hareketinden az çok payını alıyor. Eski sistemin sürdürülemez unsurları temizlenirken, birlikte yola devam edileceklerde de ince ?demokrasi? ayarları yapılmak isteniyor. İkinci olarak Avrupa Birliği?nin kendi içinde yaşadığı dönüşüm bulunmakta. Bir rol model olarak kurgulanan Avrupa Birliği?nin Soğuk Savaş?taki işleviyle yola devam etmesi, ekonomik gerçekliklerle bağdaşmadığı için yeni bir dönüşüm sürecine girildi. Görünen o ki artık Avrupa, merkez, çevre ve ortaklar olarak yeniden yapılanacak. Merkezi oluşturan Almanya-Fransa bloku karşısında çıkarlarını koruyamayacağına inanan İngiltere (Büyük Britanya) kendi oyun planını kurmaya başladı bile. Fransa, Almanya?nın Avrupa?daki güçlü ekonomik ve siyasi üstünlüğü karşısında, kendisine hayat alanı olarak Kuzey Afrika ve Ortadoğu?yu seçmiş durumda ama ekonomik gücünü Almanyasız koruyamayacağının da farkında! Rusya, Mart?ta başlayacak II. Putin dönemine hazırlık yapıyor. Pepe Escobar?ın deyişiyle ?light bir SSCB? oluşturmak, yeni Putin döneminin öncelikli hedeflerinden. Amaç, Çin?i Asya?da dengelerken, ABD/NATO karşısında kaybedilen stratejik üstünlüğün yeniden kazanılması hiç olmazsa dengelenmesi.

Diğer tarafta ise ABD, dış politikasının ağırlık noktasını Asya?ya kaydırma derdinde. Bunu yaparken de, Ortadoğu?yu başını ağrıtmayacak bir formata sokma derdine de düşmüş durumda. Bunu da bölgedeki müttefikleriyle birlikte hayata geçirmek gibi yeni bir politikaya dönüştürmüş durumda. İran?a yönelik ABD baskısı artarken, sünni kimliği ağır basan bir Ortadoğu oluşturma ya da mevcut gerçekliği kendine yontma olarak ifade edebileceğimiz bir stratejiyi de uygulama yolunda adımlar atıyor.  ABD?nin İran?ı doğudan kuşatma stratejisini oluşturan AfPak bölümü ise çökmek üzere. Bunun neticesi olarak, ABD Afganistan?da Taliban?ı muhatap alırken, Pakistan?da diplomasinin tıkandığı noktada, bir darbenin dahi söz konusu olabileceği senaryosu ısıtılıyor. Tunus?tan başlayarak, Irak kıyılarına kadar ulaşan ?Sünni? dalganın yükselişi elbette kendi dinamikleri kadar bu stratejiyle de ilgili. Kısaca, İran dönüştürülene (kontrol edilene) kadar, engellenmeli planının önemli bir parçası. Bu planın başarıya ulaşıp ulaşamayacağının test alanı ise Suriye ve Irak. Son olarak Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi etrafında şekillenen krizi de böyle okumakta fayda var. Tabii İran da boş durmuyor. Bir yandan rejim kendi içinde konsolidasyonu sağlamaya çalışırken, diğer yandan Çin ve Rusya ile bağlarını derinleştiriyor. Irak?taki etkinliğini ise ABD?nin bu ay itibariyle ülkeden çekilmesiyle artırma derdinde.  Son olarak Hürmüz Boğazında başlattığı ve 10 gün süreceğini ilan ettiği deniz tatbikatı ise tüm dünyaya sembolik bir mesaj; ?ateşle yaklaşmayın!?

Kabaca özetini yaptığımız ve enerji satrancına dahi değinmediğimiz bu uluslar arası ortamın dinamiklerinin tamamen realizmin dinamiklerine uygun bir ortam oluşturduğu görülüyor. İrili ufaklı pek çok oyuncuyu barındıran bu ortamda, yeni oyuncular olarak bireyler ve onların oluşturduğu ret cephesi de sistemin özüne ilişkin sorgulaması ile rol çalma uğraşında. Bu rolün ne kadar belirleyici olacağı ise Mısır?daki bile güreşinin sonucuna bağlı.

Bu kaba çerçeve içinde dahi, Türkiye?nin yaklaşık 8 yıldır yürütmekte olduğu, dış politikası için rüzgarın riskli estiği görülüyor. Tüm kartların yeni baştan dağıtıldığı, mikro fay hatlarının derinleştiği, safların iç içe geçtiği bir ortamda, mevcut politikaların yürütülemeyeceği hissediliyor. Bu durumda, Türkiye?nin son 8 yılda kendine özgü oluşturduğu dış politika duruşunu, rüzgarın yönüne göre ince ayarlarla sürdürmek ile fırtınayı görüp en salim limanı seçmek arasındaki tercih, dış politikadaki yönelimimizi belirleyecektir. Ne var ki, henüz fırtınanın kendisini yaşamadan Türkiye?nin geleneksel reflekslerinin çalıştığını ve üçüncü yol olma alternatifini zora sokacak tercihlerde bulunduğunu görmekteyiz. Türkiye?nin övünerek ifade ettiğimiz oyun kurucu rolü ne yazık ki bugün minimum seviyeye inmiş durumda. Irak ve Suriye özelinde taraf olmaktan kurtulamayan bir Türkiye görüntüsü ile karşı karşıyayız. Türk dış politikası geleneğine çok aykırı düşecek şekilde Suriye?de Türkiye?nin rolü ile ilgili ciddi iddialar, havada asılı kalıyor. Şu an İsrail?i de dahil edecek olursak, tüm Doğu Akdeniz kıyısıyla sorunlu ilişkilere sahip bir Türkiye profili gelecek için iyi sinyaller vermiyor! Evet güzel sözler gönüllerimizi okşuyor, ne var ki rüzgarın gücü, gönüllerdeki sıcaklığa çok da izin vermiyor. Velhasılı ?winds of change? eşliğinde yelkenleri ayarlamanın zamanı geldi hatta geçiyor.

 

Sernur Yassıkaya

Dış Politika Uzmanı

Tagged in:

%d bloggers like this: