Radyoaktif Yumurtalar, Yeni Bakanlıklar ve Siyah Bir Forrest Gump

Forrest Gump, kafası çok çalışmasa da saflığı  ve  iyi kalpliliğiyle okuyanların, izleyenlerin  gönlünde taht kurmayı başarmıştı. Amerika, iyi niyetli oldukları sürece, kafası çok çalışmayanlar için bile bir fırsatlar ve mutluluklar ülkesi olabilirdi, öyle değil mi?

Film güzeldi ama Amerika?nın fırsatlarının ne kadar sütten çıkmış ak kaşık oldukları ile ilgili şüphelerim var. Forrest Gump da hayali bir roman (ve film) kahramanı sonuçta.

Hayal kahramanı deyip geçmemek gerek ama. Amerika?nın içerilerine doğru yaptığım bir ?road trip?te,  muhalif ve özgür sesiyle meşhur NPR radyosunda[i], Forrest Gump?ın saf değil ama iyi kalpli olanına rastgeldim. Huzurlarınızda John Francis[ii]. Namı diğer Planetwalker.

1971?te, San Fransisko körfezinde iki petrol tankeri çarpıştığında[iii] o sırada 25 yaşındaki John, Marin isimli küçük bir kasabada ?protest? yaşayan bir gençmiş. Çarpışma sonucu oluşan çevre kirliliğinden o kadar kötü etkilenmiş ki motorlu taşıt kullanmamaya karar vermiş. 22 yıl boyunca Amerika kıtasını yürüyerek, bisikletle arşınlamış. Yürürken de hem banjo çalmayı öğrenmiş hem de gördüğü yerlerin resimlerini çizmeye başlamış. Doktora bile yapmaya fırsat bulmuş bu sırada. 1973?ten başlayarak da 17 sene boyunca konuşmamış. Yazıyla çiziyle haberleşmiş çevresiyle.  Neden konuşmamaya karar verdiği sorulduğunda ise insanlar konuşurken daha kolay yalan söylüyorlar dediğini söylüyor.

Fırsatlar ülkesi Amerika?nın devleti, doğaya gönül vermiş bu adama 1991 yılında petrol sızıntılarını önleme amaçlı yasal düzenlemelerde çalışmak üzere bir iş teklifinde bulunmuş. O sıralarda batı kıyısında olan John Francis, telefonda ne zaman işe başlayabileceğini soran görevliye, ?yolda oyalanmazsam, bisikletle bir buçuk ayda gelebilirim Washington?a? cevabını verdiğini söylüyor anılarını yazdığı ?PlanetWalker? isimli kitabında. Cevap ise ?bekliyoruz? olmuş.

PlanetWalker kurduğu bir dernekle, insanoğlunun doğaya hükmetmeye çalışmadan  doğayla barışık yaşaması için çalışıyor.[iv] Bizim hükümet ise doğaya hükmetmeye kararlı. Geçenlerde okudum ki Çevre ve Orman  Bakanlığının ismini Orman ve Su İşleri Bakanlığı yapıp,  Bayındırlık ve İskan Bakanlığının adını da  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yapıvermişler.

Biliyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar da Oğuz Atay da haklı olarak isim filan değiştirmekle bu işler olmaz, modernleşeceğiz, ilerleyeceğiz diye kurumlar icat edip  kendimizi kandırmayalım dediler.  Dediler de isim gene de önemli. Çevre zaten hastalıklı bir tanımlama.  Merkeze insanoğlunu koyup çevresindeki binaların arasında kendine yer bulmaya uğraşan  doğa parçacıklarını ima ediyor. Bir de sen bunu doğadan ayırıp şehirciliğin yanına koyarsan vay halimize demektir. Başkentimizde bolca örneğini gördüğümüz beton bloklar arasına sıkışmış çim alanlara çevre deyip yürüyüp gitmesin bu adamlar. Doğaya, dünyaya ve insanoğluğuna verdikleri zararın farkında olmadan…

Sonra biz de Çernobil?e kaçak giren motorsikletli gibi[v], Mersin?e , Sinop?a, radyoaktif kirlenmeye maruz kalmış şehirlerimize kaçak girip terkedilmiş  evlerin, hurda arabaların, radyoaktif yumurtaların resimlerini çekmek zorunda kalmayalım.

Tagged in: , , ,

%d bloggers like this: