Share this post with Digg

https://i2.wp.com/www.aktifhaber.com/abd-kibriz-savas-gemisi-girit-kktc-216972h.jpg

Doğu Akdeniz?in gazı ve petrolü

Yaz yavaşça sona eriyor. Akdeniz?in suyu, kumu, güneşinden sonra sonbaharda petrolü, gazı gündeme gelecek gibi. Doğu Akdeniz?de petrol ve gaz arama konusu yeni değil. Ama Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından Mavi Marmara katliamının sorumlularını belirlemek üzere kurulan Palmer heyetinin raporunun hükümette yarattığı öfkeyle yeniden gündemin tepesine tırmandı. Konuya Türkiye?nin penceresinden bakmaya çalışalım.

Hükümet, bürokrasi ve basının tavrı genel itibariyle şöyle: Kıbrıs Cumhuriyeti?nin (KC) kendi başına veya üçüncü bir ülkeyle birlikte Münhasır Ekonomik Bölgesinde (MEB) arama yapması durumunda ne Türkiye ile KC ne de KKTC ile KC arasında münhasır alanlar belirlenmediği için arama faaliyetine itiraz ediliyor. İtirazın muhatabı olacak merci konusunda ise kafalar had safhada karışık. Kimi Lahey?deki Birleşmiş Milletler Adalet Divanı diyor, kimi ise Türk donanması!

Konu siyasî, iktisadî ve askerî her anlamda ziyadesiyle karışık görünüyor.  Bir defa MEB nedir? MEB ya da İngilizcesiyle ?Exclusive Economic Zone? 10 Aralık 1982?de 3. Uluslararası Deniz Hukuku Konferansı?nda kabul edilen ve 1994?te yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi?nin (DHS) temel taşlarından birisi. Sahildar devlete, kıyıdan itibaren açığa doğru en fazla 200 mil uzanan bir alanda deniz yatağı ve deniz yatağı altında bazı egemenlik hakları tanıyan bir uluslararası hukuk kavramı. Sahildar devlet bu surette alan üzerinde hak sahibi oluyor. MEB ilân eden devlet, o bölgede deniz yatağı ve deniz yatağı altında bulunan canlı ya da cansız doğal kaynakların aranması, işletilmesi, korunması ve yönetimi konusunda hak elde ediyor. Ayrıca bu bölgede sahildar devlet yapay ada veya tesis kurma ve kullanma, araştırma yapma, deniz çevresini koruma ve gözetme, gümrük, maliye, sağlık ve göçle ilgili düzenlemeler yapma hakkı kazanıyor. MEB elbette tek taraflı ilân edilmiyor ve sahildar devletlerin aralarında anlaşma gerekiyor. İhtilâfların muhatabı ise DHS bünyesindeki Deniz Hukuku Uluslararası Mahkemesi. Bu konularla ilgili mufassal bilgi BM?nin Okyanus İşleri ve Deniz Hukuku Departmanı websitesinde: www.un.org/depts/los/index.htm

Şimdi gelelim zurnanın zart dediği yere. Türkiye ne DHS?ye taraf ne de dolayısıyla sözkonusu mahkemeye. Nitekim geçenlerde Akdeniz?e donanma yollama konusu gündeme geldiğinde Yunanistan Savunma Bakanı Panos Beglitis Türkiye?nin artık DHS?yi onaylaması gerektiğini söyleyiverdi. MEB?in uluslararası bir dayanağı olması için adı geçen sözleşmeye taraf olmanın gerekliliği açık. Üstelik diğer ilgililerin çoğu taraf iken: KC, Lübnan, Mısır ve Avrupa Birliği. Sözleşmeyi bugüne dek 162 ülke onaylamış. İsrail ve Suriye ise Türkiye gibi taraf değil.

Hukuk olmadı donanma verelim

Gelelim sorulara: Uluslararası hukukî dayanağı olmayan hükümetin bu çerçevede KC?nin MEB?inde petrol aramasına itirazı nasıl uluslararası kabul görecek? KC?nin tasarruflarına razı olmasa da bunu, tektaraflı güç kullanımı dışında hangi yolla savunabilir? DHS?ye alelacele taraf olundu diyelim, ihtilâfın diğer tarafını tanımayınca ihtilâf nasıl çözülecek? Öte yandan hukuken Türkiye?nin kendi toprağı ve dolayısıyla kendi denizi olmayan ve hiçbir devlet veya uluslararası kurumun tanımadığı KKTC?nin haklarını savunmak için tektaraflı güç kullanımı dışında, nasıl bir uluslararası yol izlenebilir? Bunun İsrail?in Gazze ilişkisinden farkı var mı?

 

Sanırım bütün bu açmazların farkında olan KC ve Yunanistan günlerdir her uluslararası kurumda Türkiye?nin duruşuna itiraz eden beyanlarda bulunuyor. Yunanistan, Başbakan Papandreu?nun Ankara ziyareti konusunda kararsız, KC ise açıkça AB müzakerelerini topyekûn veto etme tehdidi savuruyor.

Gelişmelerin ilgili tüm ülkeler açısından sıkıntılı olduğu açık. Ege Ordusu?nu lağvetmeyi konuşan, gayrimüslim yurttaşına daha kucaklayıcı davranan Türkiye ile ilişkilerini topyekûn gözden geçirmek ve kalıcı bir barış kurma niyetinde olan Yunanistan diğer taraftan petrol arama konusunda tavır almaktan rahatsız. Keza İsrail-Türkiye ihtilâfından sonra şekillenen İsrail-Yunanistan yakınlaşması iki ülke için de Türkiye?ye alternatif değil.

KC?de Hristofiyas yönetimi askerî üsde patlama sonrasında siyasî ve iktisadî olarak içerde tamamen köşeye sıkışmış durumda. Petrol arama konusunda taviz verme payı yok.

KKTC, KC ile müzakere ediyor ve bu konunun müzakereleri zehirliyor olmasından haklı olarak rahatsız.

İsrail Palmer Raporu sonrasında Türkiye?nin doğu Akdeniz?le ilgili genel tavır değişikliğini bütün sert retoriğe rağmen dikkat ve endişeyle izliyor. Arama işinin ihale edileceği ABD şirketi Noble baskı altında ve ABD bu yeni sürtüşmeden doğal olarak endişeli. Rusya ise gelen haberlere göre KC tarafında.

Petrolü, gazı daha çıkarmadan yangın çıkartabilecek potansiyele sahip bu ihtilâf, Kürt çatışması, İsrail itişmesi, Suriye meselesi ve İran muammasıyla birlikte hükümetin ve dolayısıyla memleketin ?çözüm arayan sorun? kuyruğuna girmiştir.

 

Cengiz Aktar’ın bu yazısı önce Vatan gazetesinde yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor…

Tagged in: , , , , ,

%d bloggers like this: