Cumhur B. : Bir Ankara Yürüyüşü

Sahiplendiğimiz toprakların kaçıncı Cumhuriyet?i yaşadığı ile ilgili bir tartışma zaman zaman alevlenir. Resmi olarak bir kez Cumhuriyet ilan edilmiş olsa da  darbeler, cuntalar arası dönemleri numaralandırırken türlü hakarete maruz kalmamak herhalde günümüzün köşe yazarlarına değil bizden çok  sonra yaşayan  tarihçilere nasip olacak.

Benim derdim başka.  Ankara?daki beş yıllık ikametim artık sonuna yaklaşırken Cumhuriyetin değil Cumhur?un Meclisi?nin kaçıncısında olduğumuzu anlamak için bir zamanlar ismi Zafer Meydanı olan Ulustan başlayan bir yürüyüş yapacağım.

https://i0.wp.com/mw2.google.com/mw-panoramio/photos/medium/40020872.jpg

-restorasyondan sonra genclik parki

Ulus, adından da anlaşılabileceği gibi çok eski zamanlarda ?Millet? değil ?Ulus? olma heyecanı içerisinde olduğumuz günlerden kalma bir isim. Devlet, halk ve  medya, zaman içerisinde elbirliğiyle Ulus?un yerine ?tekrar- Millet?i koydu. Küçüklüğümde Milli Takımın,  Ulusal Takım, Milli Bayramların da Ulusal Bayramlar olduğu günleri hatırlarım. Şimdilerde 23 Nisan için hala bir kafa karışıklığı var. Ulusal Egemenlik mi, yoksa Milli Egemenlik mi? Cumhur?un Başkanı?nın sitesi referans alınırsa bu konuda da karara varılmış gibi.[1]

Adını artık vazgeçilmiş Ulus?tan alan  meydanda,  Atatürk heykelinin altında durup etrafımıza bakalım. Heykel demişken bir zamanlar bu heykelin altında iki bozkurt heykeli de yer alırmış. Sonra heykelin yeri değiştirilirken Orta Asya kökenimizi çağrıştıran bu kurt heykelleri kaldırılmış. Ulus Meydanı, ülkenin kalbi olarak planlanmış. Hemen altındaki Ankara Garı?yla demir ağlarla ördüğü vatan topraklarına bağlanıyor. Yeni devletin ilk bankası olan İş Bankası?nın binası ve Cumhuriyetin ilk yıllarında sanayi ve üretime öncülük eden Sümerbank?ın binası hemen yan tarafta. Karşıda kurtuluş mücadelesine yön veren Cumhuriyetimizin ilk meclisi görülüyor. Biraz altında Cumhuriyetin ilk yıllarında dans gecelerinin düzenlendiği, Yakup Kadri?nin Ankara isimli kitabında da bolca ismi geçen  Ankara Palas var.  Kurtuluş mücadelesini yapan meclise, binası dar gelmiş olmalı ki savaş biter bitmez hemen altında, Ankara Palas?ın karşısında yer alan ikinci meclisin inşaasına başlanmış. 1924?te açılan bu  meclis de 1961?e kadar kullanılmış.

Ulus Meydanı?nındaki diğer binalar sonraki yılların yarı sosyalist anlayışından kalma çirkin, kılıksız, renksiz devlet binaları. Meydandan da görülebilen  Ankara Kalesi?ne doğru yürüdüğünüzde de daha iki yüz metre bile gitmeden Bent deresi isimli gecekondu bölgesi karşınıza çıkıyor. Yakın zamanlara kadar genelevleriyle ünlüydü burası. Sarp yamaçlara yapılmış derme çatma evlere, arka plandaki heybetli kale görüntüsü de eklenince Cumhuriyetin ilk yıllarından, Milattan önceki yıllara doğru zamanda yolculuk etmiş gibi oluyorsunuz bir anda. Ülkenin temellerinin atıldığı Ulus Meydanı kaleye, kalenin altındaki gecekondulara çoktan sırtını dönmüş. Artık ileriye Kızılay?a, ya da unutulan ismiyle Yenişehir?e bakıyor.

https://i2.wp.com/mw2.google.com/mw-panoramio/photos/medium/52606808.jpg

Su heykeli

Biz de Cumhuriyet?i kuranların yeni yaşamları için inşa ettikleri bu yeni şehire doğru yürüyelim. Yakup Kadri Ankara romanında, Ulus?un izbe evlerinden, Yaban?daki gibi yabancısı olduğu insanların arasından, bu yeni şehire kapağı atan Cumhuriyet bürokratlarını pek güzel anlatır.  Atatürk Bulvarı?ından yeni şehire doğru yürürken sağda gene eski zamanlardan Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü binası ve solda Ulus Endüstri Meslek Lisesi etraflarındaki  kılıksız, çirkin mimari içerisinde  Cumhuriyetin ilk yıllarına özgü karakterleriyle  öne çıkıyor. Hemen yanı başlarındaki PTT binası için ancak görüntüyü bozuyor denebilir. Bu Lise Kurtuluş Savaşı sırasında bakanlıktan yatakhaneye, atölyeden, yemekhaneye kadar bir çok farklı amaç için kullanılmış.

Ziraat Bankası Binası?nı geçince sağ tarafta Gençlik Parkı?nı görebilirsiniz. Bir zamanlar güzel bir korusu olan, korusunun içinde küçük bir gezi treninin turladığı hoş bir parktı burası. 1980?lerin ortalarında Babam?la bir Ankara ziyaretimizde  artık ömrünün sonuna yaklaşan  trenin seferlerinden birine katılışım hala aklımda. Sonraları bir batakhaneye döndüğünü duydum bu parkın. Şehrin acar belediye Başkanı?da kendi tarzıyla bu parkı restore ediverdi. Bu restorasyon, gözden ırak, kuytu alan kalmaması için ağaçların neredeyse tümünün kesilmesi, parkın betonlaşması ve ahlaka mugayir bir hareket olmasını önlemek için  coplu güvenlik görevlilerinin ortalıkta gezinmesi anlamına geliyor.

Parkın bitişiğinde Opera binası, Opera binasının  hemen çaprazında,  kaldırımda, ayak üstü diye tanımlanabilecek bir konumda Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev?in bir heykeli var. Nazarbayev Kazakistan?da bir Atatürk heykeli açmaya karar verince biz de bu zatın heykelini Ankara?nın göbeğine koymaya karar vermişiz sanırım.

Biraz daha yürüdüğümde artık Sıhhiye?ye varıyorum. Sağ tarafta heybetli, çirkin, korkutucu ve hiç güven vermeyen bir ?Adalet Sarayı? binası  var. Umalım ki sarayda yaşayan kralın dağıttığı adalet, ?demokratik hukuk? devletimizle çelişmesin. Sıhhıye?nin hemen sonrasında artık yeni şehir başlıyor. Bitişik nizam inşa edilmiş çirkin apartmanlar buradan Kızılay Meydanı?na kadar sağlı sollu güneşi kapatıp, şehri gri havasına ayrı bir kasvet katıyor.

Ulus?u bırakıp kaçan Cumhuriyet yöneticileri son zamanlarda yeni şehiri de Ulus?a olmasa da Millet?e terkedip Çankaya tepelerine doğru çekildiler. Bir kaç on yılda bile gözlenen değişim şaşırtıcı. Ankara?nın mazbut memurlarının sosyalleştiği Sakarya, halk kitlelerinin işgali altında artık. Bir nevi halk plaja akın ediyor, vatandaş denize giremiyor durumu söz konusu. Bir zamanlar, ?rock bar?larını ziyaret ettiğimiz SSK işhanı, liselilerin doldurduğu,  pop çalan ?halk? barlarının etkisine girmişti yıkılmak üzere boşaltılıncaya kadar.

Millet?le yöneten arasındaki kovalamaca, Atatürk bulvarı üzerinden çizilecek hayali bir doğru boyunca Cumhuriyet kurulduğundan beri devam etmiş. Yeni şehirden Çankaya sırtlarına doğru rampaya vurduğumda Güven Parkın bitiminde herhalde yirmi yıldır kapatılmayan  bir metro çukurunun yanından geçiyorum. Sonu ?tay? ile biten muhtelif binalar, Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı sağ tarafımda yerlerini alıyorlar.  Ana Muhalefetcilerimizle İktidarcılarımızı birbirine düşüren, olasıdır ki dünyanın en absürd meydan uygulaması yarışmasında birinciliği kimseye kaptırmayacak olan Akay Yokuşuna vardığımda, sağımda su marifetiyle inşa edilmiş bir anıt, sularla oynayan bir sokak köpeği ve arkasında Cumhur?un şu anki meclisini görüyorum. Bu üçüncüsü. Duygulanıyorum, gözlerim doluyor. Ulus?la bağını koparmış Millet kovalamaya, yönetenler kaçmaya, Milletleşememiş Ulus da  küsüp ?Bana  ne! Bana ne! Oynamayacağım ben? demeye  devam ediyor.

 



[1] http://www.tccb.gov.tr/haberler/170/79600/23-nisan-milli-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-coskusu.html

 

Tagged in:

%d bloggers like this: