Share this post with Digg

2. AK Parti hükümetindeki Çevre ve Orman Bakanlığı?nın, görev tanımındaki çevreye karşı olan ilgisizliği ve husumeti üzerine epey yazmış, dikkat çekmiştik. Bakanlık icraatlarıyla çevreden ziyade enerji bakanlığı gibi çalışırdı. 3. AK Parti hükümetinde bu sorun giderildi ve bakanlık aslına rücu etti.  Bakanlığın adındaki ?çevre?  düştü ve yerine ?su? geldi. Bu dürüstlükten ötürü hükümeti kutlamak gerekiyor. Zira bakanlığın temel yaklaşımı su ve orman rezervlerinin iktisaden nasıl değerlendirileceği üzerine bina edilmiş bir yaklaşımdır. Bu çerçevede öncelik kat?iyen çevre korumada değildir. Pekâlâ, yeni hükümette çevre işleri kimden sorulacak? Yeni kurulan ve genel itibariyle TOKİ bürokrasisinden müteşekkil Çevre ve Şehircilik Bakanlığı?ndan. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak herhalde buna denir. Özünde kırsalı, yeşili, dağ, taş, dereyi çağrıştıran çevre ile beton ve asfaltı çağrıştıran şehrin tek bakanlık çatısı altında toplanması gelişmekte olan ülkelerde görülen bir uygulama. Türkiye gibi bu ülkelerde de amaç doğayı kentsel büyümeye uyarlamak. Dolayısıyla çevre ikincil ve edilgen bir konumda. Nitekim TOKİ?nin bu güne kadar yaptığı inşaatlar bu yaklaşımın açık örnekleri. Çevreden vazgeçtim, kentsel işlevi dahi tartışılır. Gelişmiş ülkelerde 1945 sonrasında kalkınma ve tüketim furyasında denenmiş ve yıllar önce terk edilmiş bir kentleşme modeli. Tecrit edilmiş, işyerlerine uzak, hayata uzak, toplumsallık dışı, içinde oturanların kredilerini ödeyemediği, beşerî ve iktisadî anlamda sürdürülebilir olmayan beton bloklar. Gelişmiş ülkeler, ekonominin toplumun kıyısına mahkûm ettiği insanların üşüştüğü bu banliyöleri yıllardır bombalarla imha ede ede bitiremedi.

Bu çağdışı şehircilik anlayışıyla hareket eden ve son tahlilde sürdürülebilir dahi olmayan bir rant üreten bu bakanlık bir de çevreyi koruyacak, gözetecek. Bu görev tanımına kargalar güler. Nitekim Bakan Bayraktar geçen hafta, habere göre 23 stk ile çevre koruma konusunda istişarede bulunmuş. Saydım, 16 kuruluşun çevreyle filan ilgisi yok ama sanayi ile var. Bakan da konuşmasında ‘korumanın kullanma ile birlikte düşünülmesi gerekiyor’ derken işin rengini zaten açık etmiş. Şunu bilmek önemli hem HES’e hem gürül gürü akan derelere sahip olmak mümkün değil.

Çevre bürokrasisini yakından tanıyanlar ?çevre? dosyasının adı artık Orman ve Su işleri Bakanlığı olan eski bakanlıkta kalacağını söylüyorlar. Adından ?çevre? düşmüş olsa da. Nitekim tipik bir çevre uzmanlığı olan ?Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü?  bakanlığın altında göreve devam ediyor.

Çevre engelinden kurtulmuş bir görev tanımı

Yeni ama eski bakanlığın geçen dönemde temel işlevi olan hidroelektrik santraller (HES) konusunda ?çevre? ipoteğinden kurtulmasıyla birlikte rahatladığını ve artık enerjisini temel işlevine adadığını görüyoruz. Veysel Eroğlu?nun ?ümmî halka? HES?in yararlarını anlatmak için, HES?lerin zararı konusunda farkındalık yaratmak için kolları sıvamış olan Tarkan?dan şarkı istemesine kadar uzanan hummalı bir PR çalışmasına şahit oluyoruz.

E-posta kutularına HES?lerin güzelliği ve yararlarıyla ilgili Bakan ve bakanlık mahreçli bilgilendirme notları düşüyor. ?Her akan suya bir HES? diye özetleyebileceğimiz bu cevvaliyet karşısında durmak öyle kolay değil. Her ne kadar mahkemeler peşi sıra HES projelerini iptal kararları alsa da sesini çıkarana tolerans sıfır. HES?i sorgulayana vatan haini, satılmış, romantik entel muamelesi var. Önemli kot farkına sahip Karadeniz bölgesi akarsularına karşı başlatılan topyekûn taarruza karşı kurulan Derelerin Kardeşliği Platformu üyeleri baskı altında. Hopa, Başbakan?ın şimşeklerine maruz kalan ve Metin Lokumcu?nun ölmesiyle sonuçlanan HES karşıtı gösteriden bu yana durulmuyor. Doğa Derneği Başkanı Güven Eken ve beş çevreciye geçen Eylül?de kendilerini, artık sular altında kalan Allianoi?da iş makinelerine zincirledikleri için izinsiz gösteri ve devlet malına zarar vermek suçlarından açılan davaya başlandı.

Tekrarda yarar var. HES?ler yenilenebilir dolayısıyla sürdürülebilir değil zira ömürleri sınırlı, kullandıkları suyun debisine verdikleri zararı da katınca sürdürülemezliğin boyutları katlanıyor. Kısa ömürleri boyunca civarda yaşayan tüm canlılara verdikleri biyolojik ve ekonomik zarar, astarı yüzden çok pahalıya getiriyor. Temiz olmasına temizler, herhangi bir yakıt yakıp atmosfere sera gazı salımı yapmıyorlar ama inşaat evresinde ve hurdaya çıktıklarında çevreye verdikleri başka zararlar çevresel etkide aynı kapıya çıkıyor.

AK Parti hükümetinin idaresinde Türkiye gelişmiş ülkelerde denenmiş, toplumsal ve çevresel büyük hasarlara sebebiyet verdikten sonra gözden düşmüş kalkınma modellerini gözünü kırpmadan taklit etmekte sakınca görmüyor. Hâlbuki araştırma-geliştirmenin, yeni tekniklerin ve bu coğrafyanın sürdürülebilir enerji kaynaklarının sunduğu olanakları değerlendirerek, yani kolaya kaçmadan, kafa yorarak ve dolayısıyla geleceğimizi düşünerek iş yapmak mümkün.

Bu yazı ilk olarak Vatan gazetesinde 11 Ağustos 2011’de yayınlandı. Yazarın izni ve isteğiyle burada da yayınlanıyor…

Tagged in: , , ,

%d bloggers like this: