Seçim öncesinde içeride ve dışarıda birikmiş olan sorunların çözümünde inisiyatifin neredeyse tamamen 3.AK Parti hükümetinde olacağını söylüyorduk. Bu, Ankara’da kabul görmeyen bir politikanın uygulatılmasının mümkün olmadığı ve eğer istenirse sorunların çözümü konusunda tek taraflı inisiyatiflerin alınabileceği anlamını taşıyordu. Böylesine güçlü bir pozisyon herhalde tarihîdir ve seçim sonrasında artık maharet bu pozisyonu doğru dürüst kullanabilmektedir.

 

İşte bu çerçevede hükümetin ilk inisiyatifi Kıbrıs ile ilgili geldi. 7 Temmuz’da BM ile Kıbrıslı taraflar arasındaki Cenevre Zirvesi’nde Türk tarafı, elbette Ankara’nın onayıyla ‘Toprak konusunu da konuşuruz’ diyerek çok önemli bir hamle yaptı.  Akabinde 9 Temmuz’da ilk yurtdışı ziyaretini KKTC’ye yapan Dışişleri Bakanı Davutoğlu adada ‘bu yılsonuna kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmayı, önümüzdeki yılbaşında da referanduma gidilmesini ümidediyoruz. Böylece Kıbrıs da 1 Temmuz 2012'de AB dönem başkanlığını tüm adayı temsil eden yeni federal bir devlet olarak devralabilir’ dedi.

 

Nitekim Temmuz 2012’de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin altı aylık AB dönem başkanlığı var. Ardından 2013 başında güneyde başkanlık seçimi var. Anlamsızlaşmış müzakerelerin son tarih olmaksızın iyiden iyiye çürüyeceğini epeyidir gözlemleyen BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon ve temsilcisi Downer Cenevre Zirvesi sonrasında BM Kıbrıslı tarafların önüne bir takvim koydu. Ekim’de New York’da Eroğlu ve Hristofiyas tekrar buluştuklarında eğer tüm konularda yeterli yol alınmışsa sorunun kalıcı çözümü için bir uluslararası konferans ve adanın iki bölgesinde eşzamanlı referandum tertip edilecek. Genel Sekreter tarafların halklarını şimdiden referanduma hazırlaması gerektiğinden de bahsediyor. Ama eğer bu takvim sonunda bir sonuç alınamazsa BM’nin adadan ayrılması da dâhil Kıbrıs’taki bütün faaliyetlerini gözden geçirmesi söz konusu olacak.

 

Siyasi eşitliğe mukabil toprak

Adadaki bölünmüşlüğü bitirmenin konuya vakıf olanlarca formülü ‘siyasî eşitliğe karşı toprak’tır. Son dönem müzakereler, Yönetim ve Güç Paylaşımı, Mülkiyet, AB, Ekonomik Konular, Toprak ile Güvenlik ve Garantiler başlıkları altında cereyan ediyor. Müzakerelerin Talat-Hristofiyas evresinde AB, Ekonomik Konular ile Yönetim ve Güç Paylaşımı başlıklarında epeyi yol alınmış ancak diğer üç başlıkta ciddî hiçbir ilerleme olmamıştı.  Bugüne kadar yapılan müzakerelerde Türk tarafını tatmin edecek şekilde özellikle Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığında ilerleme oldu. İlerleme sağlanamayan başlıklar ise Rum tarafı için hayatî olan Toprak ve Mülkiyet idi. Nüfus ve mülk yoğunluğunun kuzeyde Kıbrıslıtürkler güneyde Kıbrıslırumlar lehinde olması ilkesi, mülkiyetin kuzeyde Rumlar lehinde olması nedeniyle Türk tarafını tatmin edecek şekilde uygulanamaz haldeydi. Türk tarafı kurulacak mülk komisyonlarına başvuracak her mülk sahibinin iade, takas veya tazminat formüllerinden birini tercih etmesini teklif ederken Rum tarafı mülkün çoğunluğuna sahip olmanın verdiği avantajla bu formüle yanaşmıyordu. ‘Toprağı da konuşuruz’ çıkışı Mülkiyet başlığındaki tıkanıklığı gidermiş görünüyor.

 

Ankara’nın Kıbrıs hamlesiyle adada siyaset üzerindeki ölü toprağını atmış durumda. Kuzeyde Annan Planı referandumu öncesi olumlu havanın geri gelmekte olduğu yorumları yapılıyor. İktidar ve muhalefet istişare halinde. Güneyde radikal partiler Ankara’nın hamlesine soğuk olsa da Hristofiyas’ın partisi AKEL ve Mayıs’ta yapılan Temsilciler Meclisi seçimlerinden ilk çıkan liberal DİSİ partisi olumlu. 

 

Ankara’nın hamlesi Kıbrıs’ta çözümle birlikte başka düğümleri de çözme potansiyeli taşıyor. Çözümün Türkiye’nin AB müzakerelerinin önünü açacağı aşikâr. Artık Doğrudan Ticaret Tüzüğü, liman açma gibi arayollara ihtiyaç kalmayacak. KKTC-Türkiye arasındaki gergin ilişkiler de (Türkiye’ye yansımasa da artık hergün bir protesto var KKTC’de) düzelebilir. Keza kalıcı çözüm sonucu yurda dönecek olan 40.000 asker Türkiye’de siyasetin askersizleşmesine büyük katkı sağlayacaktır. Yeni dönemde hatırda tutulması gereken altın kural ise Kissinger’in mantıklı tespitiyle, kalıcı anlaşmaların tarafların masadan eşit derecede gayrimemnun ayrıldığı anlaşmalar olduğudur.

 

Ahmet Davutoğlu Kıbrıs sorununun çözümü için ölçek büyütmekten bahsederdi. Bunun uygulaması sanki yeni Kıbrıs hamlesiyle somutlaşıyor. Zira ‘milliyetçiliklerin esiri bölünmüş bir Kıbrıs mı yoksa birleşmiş bir Kıbrıs mı Türkiye’nin ve bölgenin lehine olur’ sorusunun cevabı açıktır.

 

Ümidedelim ki Kıbrıs inisiyatifi Başbakan tarafından 20 Temmuz’da adada bir kez daha vurgulansın, diğer tıkanmış iç ve dış konularda yapılacak girişimlerin habercisi olsun, darısı Ermenistan, Yunanistan ilişkilerinin başına olsun, aksine yeni bir Şark kurnazlığı olmasın.    Dışişleri Bakanı’nın 9 Temmuz beyanındaki ‘yeni devlet’ vurgusu Türkiye’nin yıllar önce dile getirdiği kendi çözüm formülü olan federasyon anlamına geliyor ve ümitli olmak için hayatî bir işaret niteliğinde.  

Tagged in:

%d bloggers like this: