Share this post with Digg

61. Hükümet Programı ve Meali

 
Başbakan Erdoğan Meclis'te yaptığı konuşma ile 61. Hükümet Programı'nı açıkladı. Sayfalarca tutan ve dakikalarca süren konuşmanın özeti bir cümle ile; 'bugüne kadar bunları yaptık, bu dönemde de şunları yapacağız'. Başbakanımız 'millete efendi değil hizmetkar olmaya' devam edeceğini, 'toplumsal sorunlarımıza samimiyetle, daha iyi anlayarak, çok boyutlu bir bakış açısıyla' yaklaşmanın temel ilkesi olduğunu, vatandaşları arasında asla ayrım yapmadığını, bundan sonra da yapmayacağını, 'yıllardan beri demokrasi eksikliği ile büyüyen; dil, din, mezhep, etnik köken gibi konularda çok boyutlu ve kalıcı çözüm arayışlarımız(ın) önümüzdeki dönemde de' süreceğini uzuun uzun anlattı. 'Bütün etnik gruplara, müslim veya gayrimüslim, sünni veya alevi, başörtülü veya başı açık, yoksul veya zengin, kadın veya erkek, engelli veya engelsiz, şu veya bu siyasi görüşten tüm vatandaşlarımıza aynı nazarla bakıyor, her bir bireyin temel hak ve özgürlüğünü en ileri düzeyde hayata geçireceği bir ortamı hedefliyoruz' dedi. Bu lafların gerçekliğini buradan tartışacak değilim, zira seçimden önce Hopa'da olanlarla, filtreyi savunmayanlara 'pornocu' yaftasının yapıştırılmasıyla, her yaştan, cinsiyetten ve ırktan göstericilerin acımasızca dövülmesiyle, gaz bombalarıyla boğulmasıyla, polisin çocuk düşürten tekmeleriyle bu lafların gerçekliğini hep beraber tarttığımız düşüncesindeyim. Beni ilgilendiren taraf da bu nedenle konuşmanın 'yapılanlar' kısmı olmadı. Sonuçta evet, yapılanları hep beraber gördük, ama 'yaptıklarımız yapacaklarımızın garantisidir' tavrıyla hareket eden hükümet yeni dönemde acaba neler planlıyor? Buyrun, hep beraber inceleyelim:
 
1. Antidemokratik mevzuat ve Avrupa Birliği üyeliği
 
Avrupa Birliği'ne girme yoluna hükümet vasıtası ile başkoymuşuz, bu gayeye erişmek için de başbakanımız acil şekilde tüm antidemokratik mevzuatın ayıklanmasına karar verdi. Buna bir itirazı olan çıkmaz kanısındayım. Sonuçta bir cümlenin içine 'aileyi veya çocuğu korumak', 'antidemokratik düzenlemelerin kaldırılması' ve benzeri liberal arkadaşlarımızı can evinden vuran tabirler koyuldu mu, istersen cumhuriyeti kaldıracağız de, kimse karşı çıkamaz. 'Ailenin korunması için interneti komple kapatıyoruz.' Kimse karşı çıkabilir mi? Asla!
Tabi burada başkaca bir konu daha var; şöyle ki, bugün Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu, AB dönem başkanı olarak Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin seçilmesi durumunda ilişkilerin topyekün duracağını söyledi. Ben şimdi tam anlayamıyorum tabi, biz Avrupa Birliği'ne girmek istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Biraz istiyoruz sanırım, küçücük.
 
2. İstinaf mahkemelerinin faaliyete geçirilmesi
 
Bu konudaki çalışmalar yıllaardııır devam ediyor. Yeni Hükümet programından anlaşıldığı üzere yine devam etmeye devam edecek. 
Bildiğiniz gibi istinaf mahkemeleri 'bölge adliye mahkemeleri' adıyla HUMK'ta yapılan bir değişiklik ile hayatımıza girdi. Ama pratiğe bir türlü geçemedi. 2004 yılından beri üzerinde çalışılıyor, ama hala bir sonuç yok. Ben 'devam ediyoruz' laflarından anlıyorum ki bu gidişle bu dönemde de biraz zor görürüz. Amaç yüksek mahkemelerin yükünü hafifletecek bir sistem bulmaktı ve fakat bu sistemle federal devlet eleştirileri başlayınca hükümet ufak ufak vazgeçti sanırım BAMlardan. Fakat anlaşılıyor ki ortalık biraz sakinleşene kadar beklemek gerekecek. Artık 62. döneme kısmetse…
 
3. Arabuluculuk
 
Alternatif çözüm yollarını devreye sokacak Hükümet, işe arabuluculuk yöntemini ithal etmekle başlayacak(mış). Bahsi geçen arabuluculuk müessesesinin ayrıntılarının neler olacağını zaman gösterecektir ve fakat öngörülen sistemin hukuk mahkemelerinin iş yükünü büyük oranda azaltacağı kesin. Sonuçta mantıken tavsiye niteliğinde kararlar verecek arabuluculuk müessesesinin ayrıntılı düzenlemesini sabırla beklemekten başka yapacak bir şey yok şu anda.
Bununla beraber özellikle ceza hukukçuları bu meseleye çok kıl. Bir noktada haklılar üstelik. Hukukçuların büyük çoğunluğu arabuluculuk müessesesine zerre güvenmiyor ve fakat bu sistem gelecekse arabulucuların da mutlak surette hukukçu olması gerektiğini düşünüyor. Somut düzenleme gelmeden eleştirmek zor, ama somut düzenleme gelene kadar da kimse susmayacaktır.
 
4. Ombudsmanlık
 
Alternatif çözüm yollarına feci şekilde takılmış olmalılar ki bir de 'Ombudsmanlık' sistemi öngörüyorlar. Kamu Denetçiliği Kurumu kurulup kamu kurumlarını denetleyecekmiş. Bu konuda fütursuzca atmamak için de düzenlemenin ayrıntılarını sabırla bekliyoruz. 
 
5. 'Yargılama usulleri basitleştirilecek, hukuki süreçler konusunda vatandaşlarımız bilgilendirilecektir.'
 
Böyle söyleyince hukukçu olmayan herkes çok kızıyor, ama hukuk zaten yapısı gereği basitleştirilse dahi sokaktaki vatandaşça anlaşılabilecek bir şey değil malesef. Başka bir deyişle, biz boşuna mı okuduk canım 4 sene?! Mevzuatı Türkçeleştirme çabasını takdirle karşılıyorum, ama yargılama usullerini basitleştirmek acaba nedir nedir? Vatandaşlar tabi ki de hakları konusunda bilgilendirilsin, ona da kimsenin bir lafı olamaz; ama işleyecek hukuki süreç konusunda düz vatandaşı nasıl bir bilgilendirme düşünülüyor onu tam olarak anlayabilmiş değilim. Ayrıca yargılama usulleri mevcut durumda karmaşık bir sistem öngörmüyor ki, gidip dilekçeni veriyorsun, üstelik avukata bile ihtiyacın yok. Gerçekten anlayamadığım için soruyorum: Danışmanlar burada kime seslenmiş?!
 
6. Kamuda 'kağıtsız ofis' devri 
 
Şimdi bir kere, işlerin elektronik ortamda yürütülmesinin idari kurumları çılgın masraflardan kurtaracağı aşikar; bu konuda, kağıt firmaları dışında, itiraz edebilecek hiç kimse olamaz. Hatta bana göre geç kalınmış bir adım. Ancak bilemiyorum acaba Başbakanın veya konuşmasını hazırlayan danışmanların yakın zamanda herhangi bir devlet dairesine gitmişlikleri var mı. Devlet memurları daha bilgisayarda yazı yazmayı yeni söktüler, printer kullanımını tam oturtabilmiş değiller, adliyelerde kullanılan UYAP saçmalatmaca kendileri için adeta rutin bir uygulama haline gelmiş durumda. Bu şartlarda hangi ofisler kağıtsız uygulamaya geçecek? Ya da bu uygulamanın oluru var mıdır? Ha derler ki eğitimi zorunlu tutacağız, başarısız olanları bir şekilde sürece dahil etmeyeceğiz, o zaman tamam. Ama aksi taktirde, bu öngörüyü 'temenniden' saymak zarurettir.
 
7. İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Projesi 
 
İstanbul'un 2023 yılında dünyanın en önemli 10 finans merkezinden biri olması konusunda çalışmalar yapılacak(mış). İstanbul'un öncelikle bölgesel akabinde de küresel bir finans merkezi olması amaçlanıyor. Şahane bir proje. Oluru var mı? Kısmet.
 
8. Kıdem Tazminatı
 
Gelelim kıdem tazminatı meselesine. Bu konu tabi sanki konuşmada başka hiçbir yenilik yokmuşçasına gündeme bomba gibi düştü ve herkes kendince bir şeyler çıkardı konuşmanın bu kısmından. Ne demiş Başbakan tam olarak: 'İşçilerimizin büyük çoğunluğunun alamadığı, işletmelerimizin üzerinde ödeme baskısı oluşturan, çalışma hayatının en önemli sorun alanlarının başında gelen kıdem tazminatı sorununu kazanılmış hakları koruyan ve bütün işçilerin kıdem tazminatlarını garanti altına alan bir fon teşkil etmek suretiyle, sosyal taraflarla istişare içinde çözeceğiz.' 
Başbakan diyor ki, işçiler kıdem tazminatlarını alamıyor, biz bir fon oluşturalım. Ya da Başbakan diyor ki, işveren bu kıdem tazminatı meselesinden oldukça rahatsız, işçiyi öyle istediği gibi işten çıkartamıyor, biz bir fon oluşturalım. Veyahut da Başbakan diyor ki, işverenden aylık olarak alacağımız belirli bir bedeli oluşturacağımız fonda biriktirelim, ortaya çıkan kapitali biz işletelim, faizinden biz faydalanalım, işçi işten çıkarıldığında da bu fondan ağzına bir parmak bal çalalım. Her üç yorum da mümkün. Hiçbiri yanlış değil. Zaten cümlenin yapısı da ona göre şekillenmiş. Bu kıdem tazminatı meselesi belirli bir kesimi çokça kızdıracak, bolca konuşturacaktır. Bu esnada da diğer hiper projeleri kimse algılayamayacağı için hep beraber kıdem tazminatı tartışırız artık. Bir gerçek var ki, her şey yapılacak düzenlemede saklı ve fakat emin olunuz ki bu işten karlı çıkmayacak tek taraf işçi olacaktır. Acı ama gerçek.
 
9. Ulusal istihdam stratejisinin geliştirilmesi ve ulusal meslek standartlarının oluşturulması 
 
İşsizliği kalıcı şekilde çözmeyi amaçlayan ulusal istihdam stratejisi geçen sene Temmuz ayında sessiz sedasız yürürlüğe konulduğundan beri bu konuda ne yapıldığını hepimiz merak ediyorduk ki, Başbakanımız sağolsun açıkladı: '22 adet somut hedef ile 102 politika ve tedbirden oluşan Ulusal İstihdam Stratejisini kararlılıkla uygulayacağız'. Ben bu hedef ve tedbirlerin ne olduğunu araştırmalarıma rağmen bulamadım, bulduğum anda paylaşmayı hedefliyorum. 
Ulusal meslek standartları ise oldukça başarılı bir hedef gibi gözüküyor. Zira daha peynirde dahi belirgin bir standardı oturtamadığımız için her sürümden farklı tatlar çıktığından, hukuken 'coğrafi işaretler' korumasından yararlanamıyoruz. Oysa özellikle Avrupa Birliği bu konuyu seneler önce çözmüş, yemiş yutmuş, bitirmiş. Minimum standart çok şahane bir şeydir. 'Olsa da yesek' adeta…
 
10. Kamu görevlilerine verilen toplu sözleşme hakkını kullanılabilmesi için 4688 sayılı Kanunda gerekli yasal düzenlemelerin yapılması 
 
Bu da şahane hedeflerden biri ve fakat işçilerin bence toplu sözleşmeden ziyade grev ve sendika hakkı esas olmalıdır diyerek bu konuyu kapatmak istiyorum ben naifçe.
 
11. Kadınların çalışma hayatına katılmasını teşvik 
 
Haa işte bu, hakikaten olması gereken, gerçekten çok ihtiyaç duyulan bir düzenleme. Üstelik AKP gibi seçmeni kadınları eve kapatmaktan yana bir partinin bu yönde somut düzenlemeler yapmayı planlaması gerçekten sevindirici bir haber. Kadınların çalışma hayatında daha çok yer bulabilmesi maksadıyla çocuk bakımevi ve kreşler için de teşvik uygulamalarına geçilmesi de oldukça başarılı bir düzenleme. Ama yine işte; ya nasip, el kısmet.
 
12. İşçi sayısı dikkate alınmaksızın bütün işyerlerini kapsayan ayrı bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkarılması
 
Mevcut İş Kanunu'nun 81. maddesi gereğince işverenler, devamlı olarak en az elli işçi çalıştırdıkları taktirde iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili iş güvenliği uzmanları çalıştırmakla yükümlü. Zannedersem Hükümet bu konuyla ilgili bir düzenleme yapacak. Bu da benim şahsen oldukça olumlu bulduğum, işçilerin daha sağlıklı çalışabilmeleri açısından çok faydalı olabilecek bir vaad. 
 
13. 'Nükleer santral kurulmasına ilişkin çalışmalarımızı hızlandıracağız.' 
 
Aferin. 
 
14. Bilişim okuryazarlığının yaygınlaştırılması ve bireylerin e-dönüşümü çeşitli programlarla teşvik edilmesi 
 
Bilişim konusunda bilgilendirmenin yanında çocuklara da ücretsiz e-kitap dağıtılması da vaadediliyor. Çocukların o e-kitapları nasıl (ne ile) okuyacağı sorusu bir yana, bilişim okuryazarlığının yaygınlaştırılması ve vatandaşların bilişim teknolojilerini kullanma konusunda bilgilendirilmesi, şu anda yaşadığımız başta filtre mevzusu olmak üzere bilişime dair diğer konularda yaşanan sorunların en aza inmesi açısından bence çok çok önemli. Bu konuda oluşturulacak bilgilendirme programlarının ileride ortaya çıkması kuvvetle muhtemel sorunları ortadan kaldıracağını düşünüyorum. Tabi bilgilendirme programlarının yalnızca büyükleri değil, en az ortaokul seviyesindeki çocukları da kapsamalı ki hedefe ulaşabilsin.
 
15. Özel sektörün üniversite kurmasının yolunun açılması
 
Bu ne demek? Vakıf üniversitesi diye bir kavram kalmayacak, üniversiteler toptan özelleştirilecek demek. Kötü mü? Bir özel üniversite mezunu olarak düşünürsem iyi, tüm devlet üniversitelerinin özelleştirilmesi gibi bir gizli ajanda bulunduğunu düşündüğüm için kötü. Yani şimdilik.
 
Esasında konuşmadan daha bir bu kadar daha konu çıkar. Ben yalnızca bana göre en önemlilerini cımbızlamaya çalıştım. Bu 15 madde, önümüzdeki 2 yılda kesinleşir; ama o zamana kadar ve büyük ihtimalle o zamandan da sonra Hükümet yeni programı ile de çokça eleştirilecektir. Gerçi, NTV'nin de düşmesiyle ana akım medyada habercilik yapabilen kimse kalmadı, filtre uygulamasının yürürlüğe girmesiyle de kimbilir hangi pakette hangi siteler sansürlenecek… Biraz pozitif düşünmek istiyorum. Sonuçta pozitif düşüncede kazanır. Üzmeyin tatlı canınızı.

Tagged in: ,

%d bloggers like this: