Batılı ?Gavurların? Becerdikleri, Bizim Beceremediklerimiz ve Fransız Kalma -Kalamama Sorunu -2

https://i2.wp.com/www.worldculturepictorial.com/images/content_2/french-revolution_painting.jpg

via

Bu aralar bahar rehavetine kapılmış olacağım ki canım hiç yazmak istemedi. İşimize gelince doğuya özgü mevsimsel, sosyal ve kültürel rehavetlerden birine kendimizi kaptırmayı seven bir toplumuz sonuçta. Ondan sonra gel keyfim gel. Örneğin çalıştığım iş yerinde günde iki kez çay molası yapılıyor. Saat onda  ve öğleden sonra  üçte. Eski üretim bandı günlerinden kalma bir alışkanlık sanırım. İşçiler canı isteyince çaya çıkmasın da her şey toplu bir düzen içerisinde yapılsın diye. Sonradan tüm iş yerine,  yani işçi olmayanlara da yayılmış bu çay molası alışkanlığı. Gel gelelim bu çay molaları pratik olarak çalışma zamanını, çay molaları arasına indirgiyor. Yani özellikle birlikte bir iş tamamlanacaksa  meşhur ?çaydan sonra? nidası yükseliyor işi yapacaklardan. Geçenlerde yurtdışından bir iş için gelen yabancı bir konuğumuz acil bir toplantı için zamanı, bıyık altından gülerek ?after çay? diye belirleyince kafama dank etti bu çay saati rehavetimiz.

 

Canım yazmak istemedi demiştim ya; dün gözüme çarpan bir haber[1] yazma hevesimi arttırdı yeniden. Bu yazının ilk kısmı olarak düşünülebilecek bir önceki yazıda,[2] Amerika?da bir havalanında, uçağın yanaşacağı park yeri olmadığı için saatlerce uçakta beklediğimi, aynı olay bizim sahiplendiğimiz topraklarda  yaşansa, bizi otobüslerle taşıyacaklarını söylemiştim. Sonra da aman canım bu sadece bir varsayım; nereden belli öyle olacağı deyip kendimi spekülasyon yapmamak konusunda uyarmıştım. Ama işte dün tam da böyle olmuş. New York?tan İstanbul?a gelen bir uçak yer olmadığı için bir saat havalanında bir yerlerde  beklemiş. Sonra da yolcular otobüslerle tahliye edilmiş. Bir saat beklemeleri bile mucize bence. Tebrikler!

https://i2.wp.com/galeri.uludagsozluk.com/27/tofa%C5%9F-ser%C3%A7e_24184.jpg

via

İtiraf etmeliyim ki  bu yazıları yazmaya başlarken amacım Batılı ?Gavurların? becerip bizim beceremediğimiz şeyleri yazmaktı. Mevzuya direk böyle girmek yerine önce becerdiklerimizi yazayım dedim. Böylece konuya her iki açıdan da bakmış olacaktım. İlk yazıya başlamadan önce, becerdiğimiz birbirinden bağımsız şeylerin bir bütün oluşturduğunu, bu bütünün beceremediklerimizle de bir bağlantısı olduğunu bilmiyordum ama. Örnekler üst üste bindikçe aslında becerdiğimizin, adil bir otorite ve birlikte yaşamak konusunda uzlaşma eksikliği yüzünden, yaşamı sürdürmenin tek yolu olan orman kanunlarıyla hareket etmemiz olduğunu farkettim.

 

Aslında örnekler çoğaltılabilir. Kriz dönemlerinde orada burada sahte parfümcülerin açılarak markalı ve pahalı parfümlerin ?muadillerinin? üç kuruşa satılması örneğin. İçlerinde ne var ne yok, sağlığa zararlı mıdır değil midir kontrol edilmeden satılıyorlar. Kimsenin bunlarla ilgilendiği de yok zaten. Önemli olan bu kriz durumuna adapte olmak çünkü. Para yokken bile paralıymış gibi kokmak. Başka bir örnek de dolmuşlar. Belediye yani otorite,  suyu,elektriği yolu  filan götürüp (hepsinin birden olması da şart değil) toplu taşımayı unutunca,  kontrolsüz ve güvensiz dolmuşlar devreye giriyor. Ekonominin ?kayıt dışı? hanesine vergisiz olarak yazılıveriliyorlar. Güzel para kazanıyorlar. Ama yolcu kapma telaşıyla trafiğin içine edebiliyorlar. Olsun ulaşım sorunu çözülüyor ya. Al sana adaptasyon. Trafik demişken kurallara uymayıp rüşvet marifetiyle yolları Formula pistine çevirmemiz de talihsiz adaptasyonlarımızdan biri.

Bu sitede ?Anne Andlauer? ?kardeşimiz?(bu da politikacı ağzı oldu ya neyse) ?Fransız Kaldım? başlığıyla  tam da bu konulara parmak basan çok hoş yazılar yazıyor son zamanlarda.[3] Bizim politikacılardan ünlü bir tanesi de geçenlerde bir Fransız diplomata ?Fransız kalmış o bizim işlere? mealinde takılınca aklıma ?bizim? Fransız Anne Andlauer geldi. Gelince de Fransız?ın kalakalarak düştüğü ?acıklı? duruma sevinip gevrek gevrek gülmek yerine, başımdan aşağıya kaynar sular boşanıverdi. Bu Fransız adamlar (ve kadınlar) bizim yediğimiz bu naneleri anlamadıklarından fransız kalıyor olabilirlerdi. Sonuçta tehlikeli ve karışık bir ortamda yasal kurumlara da güvenimiz günden güne azalırken ?mikro? düzeyde var olma mücadelesi veriyorduk. Şu an göçmenlerden kaynaklanan ciddi sorunlar yaşasalar da en azından bir zamanlar toplum olabilmiş Fransızlar, hareketlerimize pekala da anlam veremeyebilirlerdi.

 

?Fransız kalmak? deyimi ne zaman nasıl ortaya çıkmıştır bilmiyorum. Ama 1789 devrimi ile  günümüzdeki dünyaya büyük ölçüde yön vermiş, bilim teknoloji, sanat, felsefe, politika ve şarap konusunda bizden ve dünyanın bir çok ülkesinden  fersah fersah ileride bir toplumu ?bir konuyu anlamamak? ile suçlayan bir deyime alet etmek iğneyi önce kendimize batırmayı gerektiriyor. Kaldı ki kendimizi ?modern? yaparken feyzi bu Fransız kardeşlerimizden almışız. Tanzimat, ıslahat, meşrutiyet, cumhuriyet vesaire. Yani yabancılardan bir halk bizi anlayacaksa, bu halk  örnek aldığımız, benzemeye uğraştığımız Fransızlar olmalı. Onlar da anlamıyorsa durup düşünmek gerek.

 

Fransa da biz de laikiz. Merkezi bir devlet yapısı var iki devletin de. Yani devlet kendini korumak için topluma değerlerini dikte ettirmekten çekinmiyor gerektiğinde. Benim anladığım bu. Geçenlerde peçe yasağıyla ve göçmen trenleri konusundaki çıkışla bu gücü bir kez daha gösterdiler. Aslında böyle güçlü bir devlet aynı zamanda güvenilir, adil, saygın  olmalı.  Yönettiği (ya da hizmet etmek için kurulduğu) toplum ve coğrafyanın farklı kesimleri arasında fark gözetmemeli. Kimseye ayrıcalık yapmamalı. Kendini korumak için uyguladığı güce ancak toplumun tümünün yararını gözettiği düşünülerek göz yumulabilir çünkü. Bizde durum böyle midir? Devlet ve devletin kurumları adil midir? Kimseye ayrıcalık yapmamakta mıdır? Halk, devletin, kendi gündelik hayatıyla  ilgili çıkarlarını koruduğunu düşünmekte midir? Yoksa bizdeki güçlü devlet sadece kendini mi korumak üzere kurulmuştur? Bu sorular üzerinde düşünülebilir. Düşünürken de fransız kalınabilir. Fransız kalınamıyorsa da kişisel macera bir psikiyatri kliniği, hapis ya da tahtalıköyde sonlanabilir.(intihar?) Bu yüzden  fransız kalanlarla dalga gecmek yerine onları anlamaya çalışmak fransız kalamayanlara da destek olmak  daha mantıklı olabilir.

 

Tagged in: , ,

%d bloggers like this: