Share this post with Digg

http://profile.ak.fbcdn.net/hprofile-ak-snc4/174860_141333885940010_5133698_n.jpg

AKP?nin sloganını fark etmişsinizdir: ?İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün? ve kente uyarlanmış haliyle ?İstikrar sürsün İstanbul büyüsün?! İktisap haddini çoktan aşmış o zavallı azman İstanbul?a reva görülen, daha büyümek. Slogan tesadüf değil. Tüketimle yeni tanışan kitlelerin açgözlülüğünü ve hırsını iyi özetliyor. Ne demiş Gandi: ?Dünya her insanın ihtiyacını doyuracak kadar verir, ama her insanın açgözlülüğünü doyuracak kadar veremez?!

***

Büyüklük saplantısı üniversite yıllarının en ilginç kitaplarından birisini, Alman asıllı İngiliz iktisatçı Fritz Schumacher?in ?Small is Beautiful?, ?Küçük Güzeldir? adlı iktisat sosyolojisi denemesini hatırlattı. 1973 tarihli kitap, çevre bilincinin avangard ve kült kitaplarından biridir.  Alalım şu paragrafı: ?bir modern iktisatçı için hayat standardı yıllık tüketimle ölçülür, zira her durumda daha fazla tüketenin daha az tüketenden evlâ olduğu farzedilir. Bir Budist iktisatçı bu yaklaşımı tamamen akıldışı bulacaktır zira tüketim, insanın esenliği için basit bir araçtır; amaç asgarî bir tüketim ile azamî bir esenlik olmalıdır. Modern iktisatçı içinse bunu anlamak çok güçtür. O yaşam düzeyini yıllık tüketim miktarlarıyla ölçmeye alışkındır; daha çok tüketen insanın daha az tüketenden daha iyi durumda olduğunu varsayar.?

***

Bakıyorum, İstanbul?un kalan bir gıdım canına okumaya hazır olanların topu, iflâh olmaz birer İstanbul aşığı. Aşk-nefret ilişkisinin İstanbullusu böyle oluyor herhalde. Nerede bir gudubet bina, köprü, tünel şimdi kanal inşası, İstanbul sevdalıları orada. Steinbeck?in ?Fareler ve İnsanlar? başeserinde kızcağızı severken boğan Lennie misali bir sevda?

Bir sergi hatırlıyorum: Sanatçı, büyükler için ama çocukların gözüyle bir ev odası tasarlamış. Yani tırmanmanız gereken sandalyeler, daima uzanmanız gereken ve bazen erişemeyeceğiniz bir dolu ev eşyası. Çocuk gözüyle ürkütücü bir ortam? Giderek hayatımızı hapseden büyük İstanbul, büyük şu ya da bu hep bu sergiyi hatırlatıyor.

***

Çılgın Kanal haberi hiçbir olasılık rezervi kullanılmadan siyasetçinin fermanı, geri dönüşü olmayan bir karar biçiminde veriliyor. ?12 Haziran sonrasında kazma vurulacak? yollu girizgâhlardan sonra konuyla ilgili yan projeler üreten, arsa, inşaat, avm, finans konuşan bir dolu adam ortaya çıkmış konuşuyor. Ortada ne fol var ne yumurta, Türkiye büyük çılgın projesini olmuş bitmiş farzediyor.

Çevrecilerden vazgeçtim, su mühendisleri dahi bu projenin vahim sonuçları olacağını açıkça söylüyor hâlbuki. Karadeniz?in kimyasını ve ekosistemini, Karadeniz?e açılan Tuna, Dinyeper, Dinyester, Don, Kızılırmak, vs? bütün ırmakların debisini ve dolayısıyla ekosistemini değiştireceği hesap kitapla tahmin ediliyor. Bunun kayıt altına alınması için Türkiye?nin finanse edeceği bağımsız uzmanlarca yapılacak ve yıllar alacak çok kapsamlı ve çok uluslu bir çevre etki değerlendirme gerekiyor. Eğer kazma bu rapor olmadan vurulursa bu raporun sonuç ve tavsiyeleri uyarınca Türkiye?nin muazzam tazminat ödemesi sözkonusu. Karadeniz?e sahildar olan ülkeler ve bunlardan ikisinin AB üyesi olduğu hatırlanacak olursa Türkiye?nin karşısındaki taraflar belli.

İşin bu veçhesinden bahseden yok, zira paranın her şeye çare olduğu ve parayla herşeyin satın alınabileceği ve en beteri doğanın bedava olduğu kanısı tek doğru olarak bellenmiş. Tam bu nedenlerden Montrö Sözleşmesi?nde gemilerin bedelsiz geçiş hakkı biricik tartışma konusu. Rusları nasıl olsa bir şekilde parayla ikna ederiz!

***

Herşeyin küçüğü daha güzelken neden insanın onulmaz kibri daima aksi yönde gelişir acaba?  Küçük Güzeldir?den bir alıntı daha: ?Açgözlülük ve kıskançlığı etkisizleştirmeye başlamak bile zor olacak. Belki önce kendimiz daha az açgözlü ve kıskanç olarak; belki lüksün bir gereksinim halini almasına karşı koyarak; belki de tüm gereksinimlerimizi inceden inceye gözden geçirip basitleştirmeye ve azaltmaya çalışarak yapabiliriz bunu.?

Tagged in: ,

  • Benim favorilerimden biri size Gandi alıntı gibi …

%d bloggers like this: