Yazın getirdiği istirahat dalgası sonucu bu yazıya başlamakla bitirmek arasına bir aydan fazla bir zaman girdi. Yazıya başlarken Gilles Deleuze?ü idolüm diye takdim ediyordum. Yazıyı bitirdiğim şu saatlerde/günlerde Deleuze hala çok önem verdiğim, sevdiğim bir felsefeci ama idolüm değil. Öyle sıra dışı bir şey yok, yalnızca Deleuze?ün idollüğü beklediğimden uzun sürmüştü. Sık sık idol değiştiren birisi için Deleuze kalbimde zaten olması gerekenden fazla yer işgal etmişti. Neyse, sonunda hazmedildi, genel felsefe tarihindeki yerine oturdu. Artık ona daha nesnel bir şekilde yaklaşılabilir. Yine de bu yazıda Deleuze?ü pek eleştirmeyeceğim. Deleuze hala anlaşılmış, hak ettiği yeri alabilmiş değil buralarda? Onun çok kısa da olsa, kısmi de olsa reklamını yapmaktan çekinmiyorum.

http://istirahat.files.wordpress.com/2006/09/300px-deleuze.thumbnail.jpg?w=128&h=91

Bundan iki yıl önce Nietzsche okumaya başladığımda, Deleuze?e bu kadar sevgi duyacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Deleuze?ün ?Nietzsche and Philosophy? kitabı bu bağlamda dönüm noktası olmuştur. Belli başlı Nietzsche eserlerini okuduktan sonra, Nietzsche hakkında yazılmış eserlere bakmaya başlamıştım. Benden daha ciddi Nietzsche okurları bu büyük literatürün farkındadır. Ben Allen D. Schrift?in bir derlemesiyle (Why Nietzsche Still?: Reflections on Drama, Culture, and Politics) başladım. Bataille?ın On Nietzsche?si de bu arada elime geçti. Bataille?ı keşfetmem de Nietzsche okumalarına dayanır. Ancak Bataille?den hala pek faydalandığımı söyleyemem. Nietzsche?nin beni en çok etkileyen On the Genealogy of Morals?ını yeni bitirmişken sıcağı sıcağına Deleuze?ün kitabına başladım ve hayatım değişti! Köle-Efendi analojisini Genealogy?den öğrenmiştim ama bunun hayatımı yönlendirecek bir hal almasını Deleuze?ün kitabına borçluyum. ?Bad Conscience? ve ?Ressentiment? ya da ?Affirmation of life? gibi Nietzsche vurgularının da kafama işlemesi Deleuze sayesindedir. Bu gelişmelerden önceki Deleuze izlenimim pek de iç açıcı değildir.

Deleuze?ü anlaşılmaz, anlaşılmazca yazdığı için de gıcık olduğum bir felsefeci olarak tanıdım. Aslında ?Deleuze and Guattari? desem daha doğru olur. Akademik dünyanın en güzel ortak çalışmalarından birini yapan bu iki adam tek bir adama dönüştü kafalarda. Deleuze?ü tek başına bir felsefeci olarak tanımak çok sonraları olacaktı. Zor yazım ustalarından Pierre Bourdiue benim için daha çok gündemde oldu. Belki Türkiye?de ona daha çok ilgi gösterilmesinden, belki de daha solcu bir yerden hayata bakışından dolayı. Bourdiue?nün çok şey vaat edip vermeyen, çok bilmiş tarzını kafamın uzak bir kenarında Deleuze?e de
atfetmiştim. Şimdi geriye dönüp baktığımda Deleuze?ün bu kadar ayağa düşmemiş olmasına seviniyorum da? Sanırım Deleuze?ü anlamak o kadar uzak ki çok bilmiş entel-akademisyen taifesi bile Bourdieu?yü kullandığı gibi onu kullanmaya cesaret edemiyor.

Deleuze?ün ?Nietzsche? kitabıyla başlayan ilgimin devamı için itiraf edeyim ki bir ikincil kaynak gerekecekti: Ronald Bogue?un Deleuze and Guattari adlı kitabı çok sade, kolay bir dille bu yazarları okuyucuya tanıtır. Ebru bu kitabı okurken benle çok dalga geçmişti ama bir yerden başlamak lazım, değil mi? Hem bu kitap bana Stephen Tyler?ın tavsiyesidir. Teke tek yaptığımız hermenötik okumalarının Deleuze and Guattari?ye nasıl kıvrıldığını sormayın artık, oluyor işte?

Bu yazı beni yoruyor sayın okuyucu. Sadık ve bir miktar kendini bilgili sanan bir Deleuze okuyucusuyum/takipçisiyim. Ama aşağıdaki listeleme gayet özneldir ve yanlışlanmaya açık tarafları olabilir. Bu yazı son tahlilde bir deneme denemesidir. Yine de bu haliyle bile faydalı olabileceğine inanıyorum:

1. G. Deleuze, kendini iki önemli halkası Nietzsche ve Spinoza olan felsefi bir çizgiye bağlar. Bu çizgi inandırıcı bir çizgidir. [bu çizgiye bir yerlerinden Bergson ve Foucault da eklenebilir. Başka bir bağlamda bu bana Heraklit?ten beri gelen değişkenliği merkeze alan felsefi çizgiyi hatırlatıyor]. Anti Hegelyendir. Negasyon fikri reddedilir, yenilik (fikir ya da eylem) kuvvetlerin olası birleşmelerinden doğar. Bütün bu yaklaşım özcülük (essentialism) söylemlerini yerle bir eder; sosyalliğin kurgusallığını öne çıkarır. Dolayısıyla aşkıncılığa reddiyedir. Fiziki dünya istikrarsızdır, sürekli bir akışkanlık içinde kuvvetlerin savaş alanıdır. Bu durumda bireyin omuzlarına daha çok yük biner ama birey kaderinin de efendisidir.

2. Michel de Certeau?dan sonra karşılaştığım en iyimser teorisyendir kendisi. Dialogues?ta bundan bahseder. O soğuk yüzlü, hayata düşman, her birşeyi eleştiren, kendini dünyanın efendisi sayan onca teorisyenden sonra insanın içi aydınlanır bunları okurken. Tabi böyle bir adamın intihar etmiş olduğunu öğrenmem beni biraz zorlamıştı ama adamın çok uzun süredir ağır hasta oluşu hafifletici sebep olabilir.

3. İkinci Dünya Savaşı sonrası Fransız entelektüel dünyasını ve oradan da kıta Avrupasını saran komünizm, fenomenoloji ve yapısalcılıkla flört etmemiş, okuyuculara bu hakim yaklaşımlar dışında da eleştirel akıl yürütmenin mümkün olduğunu göstermiştir. Bu durumda gündemdeki bazı vurgular değerini yitirir: Bilinç gibi. Ya da dil?e atfedilen merkezilik gibi? Anlamını yitiren bir ötekilik değil, indirgenemez bir farklılığı vurgular Deleuze. Bir temsil ya da kimlik felsefesi değil farklılık felsefesi yapılır. Ötekileri temsil etmek niyetiyle ya da bir öteki kimliği üzerinden kendini tanımlamaya çalışan felsefi yaklaşımlara karşı a priori bir farklılık savunusu vardır. Temsil felsefesinin reddi tüm signifier-signified ilişkisinin de reddi demektir?

4. Birinci maddede hernekadar birey vurgusu yaptıysam da, GD?ün bireyi akışkandır, değişkendir. İktidar mücadelesinde altta kalmamak etkileyici olmak kadar, etkilenmeyi de gerektirir! GD?ün kuvvetler savaşının ortasında kalan bireyi, fethedilemez bir kale değildir; kalenin bizzat içinde savaş devam etmektedir.

5. Birey analiz birimi olmaktan çıkmaktadır. Deleuze, Guattari ile birlikte psikanaliz yerine ?şizo-analiz? önerir. Birey-altı oluşumlarla birey üstü toplumsal oluşumların etkileşmelerine bakılır. Arzu en temel güdü haline gelmiştir ama bunu da dar anlamıyla almamak gerekir. Deleuze?ün özellikle vurguladığı şöyle bir nokta vardır: Batı düşüncesi arzuyla bir eksiklik konsepti çerçevesinde algılamaktadır, oysa arzu insanı hareket ettirici güçtür, insanın gideceği yolun haritasını çizer, onu bir sahip olamama hali olarak düşünmemek gerekir.

6. Bu bağlamda GD yeni bir fail teorisi sunar. Bireylerin merkezde olmadığı bu teoride bireyin yanında her türlü cisim (yüksük, çatal, sabun vb.), her türlü cisim olmayan (kaygı, ümit, hayat, demiryolu senedi, simülasyonlar ? bunlar GD?ün kendi verdiği örnekler) değerlerle etkileşim içinde faillik oluşturmaktadır.

 

[Bu kısacık yazı yazılıp, gözden geçirilirken Erkan, Football Manager 2005 oynayıp, oynayıp sıkıldı ve www.simcountry.com ve www.ogame.com.tr?deki online multiplayer strateji oyunlarına sardı. Wikipedia?dan Boby Fischer?ın hayatı ve satranca katkısı üzerine bir makaleden kısımlar okudu. Kurosawa?dan bir filmi yarıladı. Sabahın beşinde Fashion TV izledi. Ekşi sözlük?te entry oyladı. Hayatına dair önemli kararlar aldı]

 

Bu yazı ilk defa 5 Eylül 2006’da online olarak yayınlandı. Milli İstirahat’in 5. Sayısı için hazırlanmıştı.

 


Daha önce gelen yorumlar:

 

 

  1. Hocam Selam,

    Internette Deleuze diye arattirinca blog?una denk geldim. Ben de Deleuze uzerine bir calışma yapmayı planlıyorum. Şu anda binyayla.net adlı bir site çıkarıyorum, kişisel bir site değil de, deleuze?ün rhizomatik yapıları gibi yatay yayılan bir site hayal ediyorum..İlgilenirsen site açık..Daha doğrusu ilgilenirseniz demeliymişim..Görüyorum ki haliz hazırda bir fanzin çıkarıyormuşsunuz..Ne bilim eğer daha kapsamlı bir iletişim platformuna ve teknik altyapıya ihtiyaç duyarsanız site emrinize amade..Ne amaçlandığını yorum satırlarında dile getirmek zor..4-5 aydır bu site ile uğraşıyorum ve wordpress, wiki, forum, müzik/film/kitap eleştirileri, ilanlar, rehber gibi bölümleriyle tam bir portal sitesi gibi oldu..Altyapısı Joomla denen bir sistem..Pekçok uygulamaya izin veriyor..

    Neyse burdaki yazılarınızı kaynak göstererek yayınlayabilir miyim, Bin Yayla?da?

    Yorum tarafından onder | Mart 30, 2007 |

  2. Merhabalar..

    Deleuze?ü akademik kaygılardan çok, oldukça kişisel bir amaçla, rahatlama, dinlenme ve okurken neşelenme gibi amaçlarla okuyan biri olarak bir kaç söz söyleme gereği hissettim.. Doğrusu oldukça uzun bir zamandır Deleuze okumadım.. Araya askerlik de girince bu süre daha da uzadı.. Deleuze benim için devasa bir arzu, onun kitaplarını kitapçılarda görmek bile içimi gülümsetiyor, o esnada tam da Spinoza?nın bahsettiği varolma kudretimde artış olduğunu hissediyorum, üstelik onu orjinal dilinden okumamış olmama rağmen? Evet, buna rağmen mesela Deleuze?un fransızca bir metni ile karşılaştığımda da benzer bir duygulanış içerisine girmekteyim? Deleuze aslında düşüncesi ve felsefedeki çizgisiyle sürekli bir akım gibi geliyor bana.. bitmeyen bir akım gibi.. zaman zman daraldığınızda sizee nefes sağlıyor sanki.. İtiraf etmeliyim ki deleuze?ü bu amaçla da kullandım ben; nefes alamak için, oksijen olarak yanibir nevi.. bi çok kitabını okudum.. ilk okudugum kitabı parnet ile birlikte yazmış olduğu ?diyaloglar? kitabıydı.. çok sevdim ve hiç de karmaşık falan gelemdi.. 99 yılıydı ve o kitabı okuduğum ginlerde -kimbilir belki de onun enerjisiyle- aşık olmuştum? deleuzze okumak da tıpkı aşık olmak igib insanı tüy gibi hafif yapıyor.. proust?u çok severim, deleuze de onu çok severmiş.. onun hakkındaki kitabını türkçe çevrisinden okumaya çalıştım.. o kitapla bir bağ kuramadım ve lakin proustu da deleuze de hala çok sevmekteyim.. eğer deleuze ilk kez okuyarsınız ben ?muzakereler? kitabından başlayın derim.. deleuze u her yönüyle tanırsınız ve gerçekten onun felsefesine nereden bir giriş yapabileceğinizi de hissedebilirsiniz gibi geliyor.. ya da benim gibi yapın diyaloglar?ı okuyun kimbilir belki de aşık olursunuz?

    selamlar

    Sidar.

    Yorum tarafından Sidar | Haziran 4, 2007

Tagged in: , ,

%d bloggers like this: