Share this post with Digg

Türk sınav sistemini deşifre etmek

SBS, LYS, YGS, KPSS? Zaten kafam karışıktı. Üstelik kopya skandalı, şifre skandalı da ortaya çıkıyor. Bu kez resmen Fransız kaldım…

Fransa?da orta öğrenimim rahat ve keyifli geçti. Akşamları, hafta sonları derslerim yoktu. Dinlenmek, kitap okumak, spor yapmak, kardeşlerimle kavga etmek sonra ailece kutu oyunları oynamak, bazen de müzeye gitmek vardı. Yüksek öğretim görebilme şansına sahip olmak için annem babam özel dershanelere dünyanın parasını vermedi. Senelerce yarış atı gibi gece gündüz 160 dakika, 160 soru için hazırlanmak söz konusu olmadı.

Evet, bizim ?baccalauréat? vardı. Bir hafta süren, felsefe, yabancı diller, tarih/coğrafya, matematik, kimya, biyoloji gibi bölümleri içeren bir sınav. Sınavı başarılı geçen tüm gençler (2010?un yüzde 84,5 adayları) üniversite öğrencisi olabilir.

İdeal bir sistem olduğunu söylemiyorum. Yine geleceğim, hayatımın bir haftasına bağlıydı. Ama ?baccalauréat? en azından YGS gibi ezberci, cevaplarını A/B/C/D/E arasında seçilecek bir soru formunu içeren, analitik ve sentezci düşünceden uzak bir sınav değil.

Üstelik her sınavda olduğu gibi stres olmasına rağmen, o sınav bir yarışma değil. Sınıflandırma yok. Çalışan herkes istediği üniversitede okuyabilir.

Bu sene YGS?ye giren 1 milyon 700 bin öğrencinin yerine kendimi koymaya çalışıyorum. Sonraki YGS?ye ve sonrakilerine hazırlanan gençleri de düşünüyorum. O sisteme artık nasıl güvenebilirler? Tamamen eşit ve adil olduğuna nasıl inanabilirler?

Sorun sadece YGS değil, şifreli olsa da olmasa da. Yükseköğretim sistemi, yükseköğretimden önceki sistem de çok tartışılıyor. Yükseköğretimden sonraki genç işsizlik oranı da?

Tabii bunlar 160 dakikada çözülecek sorunlar değil…

***

Bu hafta Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu?nda Başbakan Erdoğan, Türkiye?deki dini özgürlükler konusunda soru yönelten bir Fransız vekilline, ?zannederiyorum arkadaşımız Fransız. Ama Türkiye?ye de Fransız? dedi. Fransa ve Fransa Cumhurbaşkanına ne kadar kızgın olsa da, bu söz hiç hoş olmadı. Ama gördüğüm kadarıyla maalesef Türkiye?de birçok insanın ve medyanın hoşuna gitti.

Galiba Başbakan, Fransız vekili ?Fransız kaldınız? sözüne Fransız kalacağını düşündü. Sonradan milletvekili Muriel Marland-Militello, İstanbul Kadıköylü çıktı. Başbakan?ın esprisini gayet iyi anladı. Fransızca?da buna ?sulanan sulayıcı? denir…

Tagged in: , , , , ,

%d bloggers like this: