Share this post with Digg

30. İstanbul Film Festivali Notları (2)

https://i0.wp.com/www.moviescoremedia.com/betterworld.jpg

In a Better World

Oscar?ların pek sevdiği yönetmen Susanne Bier, 2007 yılında After the Wedding (2006) ile en iyi yabancı film dalında Oscar?a aday olmuştu. Ölüm döşeğinde olan ve bu durumla yüzleştiğİ yürek parçalayıcı bir  sahneyi de ihtiva eden film daha ziyade kişiler arası ilişkiler ve insan varoluşuna dair sorunsallarla ilgileniyordu. 2011 en iyi yabancı film oscarlarının galibi In a Better World?de ise sadece bir futbol topu ile dahi mutlu olabilen Afrikalı çocuklar ile herşeye sahip ama sorunlu/mutsuz zengin beyaz Danimarkalı çocukların paralel hikayesi ekseninde şiddet (iyi bir amaç uğruna kullanılsa dahi kendini yeniden üretmekten başka bir işe yaramadığını da vurgulayarak), ötekilik gibi kavramların alıştığımızdan biraz daha farklı bir biçimde altını çizerek daha toplumsal meselelere el atmış. Afrika?da bir mülteci kampında  görev yapan isveçli ama Danimarka?da yaşayan idealist bir doktor ve sorun yaşadığı çekirdek ailesi ile  annesini kaybetmenin acısıyla başetmeye çalışan ergenlik çağıdaki bir çocuk etrafında şekilleniyor. Film, dünyanın en zengin ve tırnak içinde medeni ülkelerinden biri olan Danimarka?da ötekileştirme meselenin nasıl işlediğine farklı de bir bakış atıyor. Çünkü bu sefer ayrımcılığa uğrayan kişi bir üçüncü dünya ülkesinden değil, yanıbaşlarında en az kendileri kadar zengin ve beyaz olan bir başka ülke?den, İsveç?ten geliyor.

Filmin renkleri, görselliği ve harikulade çekimleri, film boyunca yaşanan şiddet, savaş, mutsuzluk umutsuzluk gibi temalara bir tezat oluştururcasına, sanki böylesi güzel bir gezegende nasıl bu hale gelebildiğimize dikkat çekmek istercesine, abartılmış.

 

The Killer inside me

Gone Baby Gone (2007), The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford (2007) gibi nitelikli filmlerden tanıdığımız Cassey Affleck?in rolüne cuk oturduğu, psikopat bir seri katilin izlemesi oldukça zorlu sahnelerle yüklü Western/Country müzik tadında akan, bir parça kara film sosuna batırılmış, bir seri katil/polisiye filmi.

Bu filmi, 24 Hours Party People, A Mighty Heart, Code 46, 9 Songs gibi çok farklı kulvarlarda film çeken yönetmen Michael Winterbottom için seçip izlediğimi söyleyebilirm. Açıkçası katilin motivasyonu ve iç dünyasına dair çok da derinlikliı ve nitelikli bir tahlil sunamasa da Casey?nin donuk, psikopat oyunculuğu ve katarsizm?den uzak ilginç hikaye anlatımı için izlemeye değebilir. Bu anlatım tarzı da Winterbottom farkı olsa gerek.

Another Year

Usta yönetmen Mike Leigh?in, modern insanın sıradan  hayatına dair ne varsa içine kattığı  bol konuşmalı filmi dört mevsim üzerinden anlatılmış.

Sanki yalnızlığımız ve çarsizliğimizin Mary, mutluluk ve huzurun Tom ve Gerry, gençlik ve keyifli anların Joe ve kız arkadaşı, ölüm ve depresyonun ise Ken üzerinden anlatıldığı ve tüm bunların nasıl bir araya geldiği ve bazen de gelemediğini resmediyor gibi film. Ama elbette filmin merkezinde yalnızlığı ve çaresizliği ile ne hayattan keyif alabilen ne mutlu/huzurlu olabilen ne de ölümü seçmeye cesaret edebilen, hiçbir yere, hiçbir duruma  uyamayan/eklemlenemeyen haliyle/halimizle Mary var.

 

Tagged in: , , ,

%d bloggers like this: