Share this post with Digg

https://i2.wp.com/fotograf.gazetevatan.com//pics/yazarlar/121.jpg

Bölgemizdeki ülkelerin çoğu sömürgeydi, bağımsızlıklarını kazanınca özgürleşemediler, içsömürge haline geldiler. Bugün artık nihayet bağımsızlaşmaya çabalıyorlar. Komşumuz Suriye bunlar arasında bizi ve bölgeyi her anlamda çok yakından ilgilendiriyor. Suriye?de olabilecekler pekçok sonuca gebe.

Başkan Beşar Esad?ın önünde babasından devraldığı devasa bir enkaz duruyor. Çevresinde babasının adamları her şeyi idare ediyor. Dostu Türkiye Başbakanı?nın öğütleri uyarınca reform yapması, toplumun önünü açması gerekiyor ama çevresinin baskı ve terörden başka bildiği bir siyaset yok. Esad?a ?haydi reform yap? diyenlerin talepleri şaka gibi: Tüm siyasî tutukluların serbest bırakılması, gösteri hakkı ve 48 yıllık sıkıyönetimim kaldırılması, milletvekili seçimlerinin anayasal güvenceler gelene kadar ertelenmesi, başta muhalefet olmak üzere tüm siyasî cenahlarla istişarede bulunulması?

Rejim reform kaldıramayacak kadar yanlış kurulmuş. Söz konusu olan, azınlığın azınlığı Nusayrîlerin, Sünnî Araplar başta olmak üzere geriye kalan her Suriyeliyi kuşatan otoriter yönetimi. Bu rejimin baştan aşağıya değişip dönüşmekten başka çaresi yok.

Ayaklanmanın başladığı Deraa Osmanlı?nın Havran Mutasarrıflığı?nın merkezi, Suriye?nin Ürdün ile İsrail sınırına yakın bir şehir. İngiliz casusu Lavrens?in Osmanlı Mutasarrıfı tarafından tecavüze uğradığını iddia ettiği belde. Deraa ayaklanmasının arkası geleceğe benziyor. Hele Esad?ın çarşamba günü mecliste yaptığı berbat konuşmadan sonra. Tehlikenin farkında olmayan, en ufak beklentiyi karşılamaktan aciz bir yönetimin munkabız diline şahit olduk. Gittikçe artan baskıya rağmen Esad?ın ataleti ayaklanmayı daha öngörülür hale getiriyor.

Çünkü Suriye?de ödenmiş ama hesabı verilmemiş çok bedel var. Dünyanın gözü önünde Baba Esad tarafından Şubat 1982?de yapılan Hama katliamı ile irili ufaklı sayısız kıyım ve hak ihlali Suriye Polis Devleti?nin sicilinde kara harflerle yazıyor.

O yıl İhvan-ı Müslümin baskıya karşı ayaklanıp Hama?ya isyan bayrağını asmıştı. Hafız Esad?ın kardeşi Rıfat?ın idaresindeki özel kuvvetler ve tankçı birlikler önce eski şehri tamamen yıktı, şehirden geriye kalan top ateşiyle üç hafta boyunca dövüldü ve sonunda 2 Şubat 1982?de özel kuvvetler şehre girip korkunç bir katliam yaptı. Ölü sayısı Suriye İnsan Hakları Komitesi?ne göre 30,000 ilâ 40,000 arasındaydı.

Esasen Suriye?de gelmekte olan infilâk diğer ülkelerdekinden çok farklı değil. Rejimin ceberutluğu ve acımasızlığına ilâveten işsizlik, hayat pahalılığı, işlemeyen bir kamu, yolsuzluk, el-Muhaberat?ın görünmez eli, ezilmekten dolayı iyice radikalleşmiş bir Müslüman Kardeşler ve vatandaşlığı bile olmayan yüzbinlerce Kürt.

Düşmanlar ise mâlum: Sürgündeki muhalefet, ülkedeki Filistinliler, Kürtler ile ABD, İsrail, Lübnan ve yakın zamana kadar Suudî Arabistan?dan oluşan dış mihraklar. Nitekim Esad konuşmasında iyi bildiğimiz ?dış mihrak? edebiyatını sonuna kadar sömürdü. Bu düşmanlara şimdi basın da eklenmiş bulunuyor, dikkat ederseniz haber karartması mükemmel.

Bugün Suriyeliler için ehven-i şer, vizesiz seyahat dolayısıyla canlarını kurtarmak için Türkiye?ye daha kolay intikal edebilecek olmalarıdır.

 

İdam cezası resmî cinayettir

ABD?de ölüm cezasının kaldırılması için çaba sarfeden baskı grubunun websitesinde bulunan (www.deathpenaltyinfo.org) 2009?da Northwestern Üniversitesi?nde yapılan çalışma, ülkenin önde gelen kriminolojistlerinin %88?inin deneyimlerine dayanarak ölüm cezasının caydırıcılığının bir efsane olduğunu bir kez daha ortaya çıkarıyor. Ölüm cezası müebbet hapisten daha caydırıcı değil. Uzmanların %75?i ana sorunu açıkça tanımlıyor: Politikacıların ölüm cezasını gündemde tutmalarının nedeni suçları nasıl da sert cezalandırdıklarını göstererek kamu vicdanını sömürmeleridir. M. Radelet, T. Lacock, ?Do Executions Lower Homicide Rates? The Views of Leading Criminologists,? 99 Journal of Criminal Law and Criminology 489 (2009).

Ölüm cezasının kaldırıldığı her ülkede geri gelmesini isteyenler olur. Ama bir meclis anayasa komisyonu başkanının, şahsî dahi olsa bu yönde olumlu görüş bildirdiği görülmüş şey değildi, bizde oldu!

Bu yazı ilk defa 3 Nisan 2011’de Vatan gazetesinden yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor.

Tagged in: , ,

%d bloggers like this: