Share this post with Digg

30. İstanbul Film Festivali Notları (1)

https://i0.wp.com/cdn.iksv.org/media/content/images/topgallery/0.jpg?resize=580%2C219

30. İstanbul Film Festivali Notları (1)

30. İstanbul Film Festivali kapsamında izlediğim ve filmlerin sürprizlerini ele vermemek adına kısa ve öz tuttuğum yazılarımın Akbank Seçkilerinden olan  ilk bölümünü aşağıda bulabilirsiniz. Filmlere her nekadar objektif yaklaşmaya çalışsam da, kendime engel olamadığım cümleler mevcuttur.

Son Gece

Başrollerini Keira Knightley (bildiğimiz), Sam Worthington (Avatar), Eva Mendes ve Jeux D?enfants?tan hatırlayacağımız Guillaume Canet?in paylaştığı bu yalın film aslında genç evli bir çiftin hayatından küçük bir kesiti anlatırken onların ve modern kent yaşamında aynı sorunlarla cebelleşen bizlerin de yaşamlarına dair pek çok ayrınıtıyı  başarıyla resmetse de zayıf diyalogları yüzünden sığ ve zaman zaman sıkıcı olmaktan kurtulamıyor. Filmin çekiciliği elbette diyaloglarında ya da sıradan hikayesinde değil, oyunculuların/mekanların albenisi ve estetiğinde yatıyor kanımca?ve belki de en heyacanlı ve sürükleyici kısmıysa hangi cazibeli çiftin önce sevişeceği.

 

Beni Asla Bırakma

1993 yılında James Ivory tarafından ?Remains of the Day? adlı romanı da filme çekilen Kazuo Ishiguro?nun bu ilginç hikayesi bu sefer de Mark Romanek tarafından beyaz perdeye aktarılmış. Okurları tarafından romana oldukça sadık bulunan film, aslında bilim-kurgu kodlarıyla beslenmiş kendini dram olarak kurgulamamış bir dram. Yönetmen, insanın içini parçalayan ama bunu yaparken bir o kadar da mesafeli durabilen hikayeyi görsel ögelerle de harmanlayarak oldukça etkileyici bir hale getirmeyi başarmış görünüyor. Filmin insan varoluşuna dair söyledikleri; soğuk, hafif rüzgarlı bir sonbahar gününde ölümü anlatan bir şiir kadar dokunaklı ya da yalnızlık kokan uçsuz bucaksız kırları resmeden hüzünlü bir tablo kadar lirik…

Garip bir karışım olacak ama konusu itibariyle The Island (2005), görsellik olarak Bright Star (2010), anlatım konusunda Remains of the Day (1993) ve belki herşeyden bir parça olarak da Code 46 (2003) tadı aldığımı söyleyebilirim.

 

Mutluluğun Peşinde

Çocuklarını kaybetmiş bir çiftin acılarıyla başetme ve/veya yüzleşme hikayesini anlatan bir film. Açıkçası evlat acısını işleyen ve bunu çok da başarılı bir şekilde yapan onlarca film varken (Oğul Odası , 2001, Sıradan İnsanlar, 1980, Ay Işığında, 2002 gibi) Mutluluğun Peşinde tatmin edici bir sonuç vaad eder görünmüyor. Film zaten hikayesini ve karakterlerini derinleştirmeyi başaramıyorken bir de özellikle sonu itibariyle Amerikan ailesini kutsayan sinir bozucu ve seyir zevki bile sunamayan tipik bir Hollywood filmi olmaktan öteye gidemiyor ne yazık ki.

 

Tagged in: , , , ,

%d bloggers like this: