Share this post with Digg

https://i0.wp.com/www.euractiv.com.tr/uploads/tx_tmimage/erdogan-davutoglu.jpg

Hükümetin Türkiye için tasarladığı ve uygulamaya koyduğu yeni dış politika Orta Doğu ve Kuzey Afrika (ODKA) ülkelerinde vuku bulan ayaklanmalar sonucu çok ciddi bir testten geçiyor. Mart 2003?teki ?hoş tesadüf? yani hükümet tezkeresinin Meclis?te reddinin ülke ve bölgede kendisine getirdiği itibar ile başlayan dönem artık yol ayrımında. Bölgeye yönelik girişimlerin, üzerinde derin düşünülmüş bir stratejiden kaynaklanmadığından ya da bu stratejinin yetersizliğinden ötürü son haftalarda iyice yalpaladığını görüyoruz. Suriye, İran, Lübnan ve Şii Arapların yaşadığı ülkelerdeki müstakbel gelişmeler, sorunlara cevap üretme konusundaki sıkıntıların artacağına işaret ediyor.

2003?ten itibaren yola çıkan yeni dış politika, yolda düzülen ve belli varsayımlarla yürüyen bir kervan. İlk bakışta, Türkiye?nin veya Türklerin coğrafi, tarihi, dini, ırki yakınlık, komşuluk, akrabalıkları üzerine bina edilen, sonuçta şu veya bu şekilde ?cemaatçi? bir politika olduğunu görüyoruz. İlişki, eğer o diyarlarda sorun yoksa ticari zeminde ilerliyor ama sorun baş gösterdiği andan itibaren yalpalamaya başlıyor. Nitekim yakından bakıldığında, dini ya da kültürü temel alan bir ahlaki iddiadan insanı merkeze alan evrensel ahlaki ilkeye bir türlü geçilemediğini görüyoruz. Evrensel insan hakkı kavramı temel olmayınca başka öğeler belirleyici oluyor. Dil, mütemadiyen cemaatçi öğelerle bezenmiş ve bayat bir üçüncü dünyacı retoriğe savruluyor. Başbakan?dan iki alıntı: ?Müslüman soykırım yapmaz?; ve ?Batılı dostlarımıza, artık doğu ve güneye baktıklarında, aç ve açık çocukları, acı çeken anneleri, şiddet gören kadınları, yoksulluğu görmelerini özellikle tavsiye ediyorum. Buralara baktıklarında sadece petrol, sadece altın madenleri, yeraltı zenginlikleri görenlerin, artık biraz da vicdan gözlüğüyle bu coğrafyalara bakmalarını diliyorum.?

Bu yaklaşımın uzantısı meşruiyetçilik. Zira varsayılan ahlaki üstünlük o ülkelerde eninde sonunda akl-ı selimin galip geleceğinin garantisi. Bizim cemaatten olanların yanlış yapamayacağı, ancak bazı sapmalar olabileceği varsayılınca o ülkelerde yaşanan haksızlıklar kendilerinden çözüme kavuşma potansiyeli taşıyor. Başbakan: ?Bizim hassasiyetimiz Libya?daki dönüşümün sorunsuz yaşanması için.?

Dolayısıyla bu durumda dış müdahale olmamalı, sorunlar bazı düzenlemelerle hal yoluna girmelidir. Bu gibi durumlarda başkaldıran meşru otoriteye karşı ayaklandığı için Türk hükümetinden ilgi görmez. Sadece reformların hayata geçmesinde işlevsel olabildiği ölçüde muhatap alınır. Türkiye sadece telkin ve tavsiyede bulunur. Başbakan: ?Türkiye asla Libya halkına silah doğrultan taraf olmayacak?.

Libya krizi bu dış politika yaklaşımının dört dörtlük bir uygulaması. Ama uygulama aynı zamanda yaklaşımın hem ODKA coğrafyasında hem Batı kurumları ile olan ilişkilerde dayandığı sınırları da gözler önüne seriyor.

Erdoğan?ın Bingazi?de posteri yok NATO Türkiye?yi İslâm?ın sözcüsü sayıyor

ODKA toplumları artık geri dönüşsüz bir değişim sürecinin aktörleri. Çeyrek asırdır muazzam sarsıntılarla değişen ve değişimi son on yıldır iyice hızlanmış olan Türkiye bir biçimde bu toplumlara iyi örnek oluşturdu, onları yüreklendirdi. Ancak son ayaklanmalar karşısındaki bocalama hükümetin Türkiye?nin demokratik dönüşümünü tam hazmedemediği, ihraç etmeye ise hiç hazır olmadığını hissettiriyor. Yukarıda tarif ettiğimiz ideolojik varsayımlar bu durumun belli başlı nedenleri. Hükümet, toplumun hatta kendi seçmeninin aksine Türkiye?nin değişim ve dönüşümünün değerini layıkıyla kavramıyor. Kavrasaydı, içeride demokratik dönüşümün başaktörü olmayı sürdürür, dışarıda ise taşıyıcısı haline gelirdi. El-Beşir, Kaddafi, Esad ve Ahmedinecad?a teveccüh edeceğine onların inlettiği toplumlara farklı bakar onları her yolla desteklerdi. Kendisini cemaatçiliğin dar alanına sıkıştırması, içeride ve dışarıda her türlü değişimi de bu dar alanla sınırlaması bu algı eksikliği ve o ideolojik tercihin sonucu.

Not: Ahmet Davutoğlu?nun Çarşamba günü Reuters?e bu konuda yaptığı değerlendirmenin Başbakan?ın yaklaşımıyla pek bağdaşmıyor olması umut verici ama esas olan uygulama.

 

Bu yazı ilk defa Vatan gazetesinde 31 Mart 2011’de yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor.

Tagged in: , , , , ,

%d bloggers like this: