Share this post with Digg

https://i0.wp.com/www.europarl.europa.eu/eplive/expert/photo/20110308PHT15089/pict_20110308PHT15089.jpg?resize=256%2C385

Chairs are decorated with European, Turkish and German flags for a Turkish cultural event in Duesseldorf, western Germany ©BELGA/AFP

Ham ?Türkiye modeli?

Nedir ?Türkiye modeli?nin tanımı, içeriği, cazibesi? Kabaca, demokrasinin alanını sürekli genişleten, toplumun tüm katmanlarına temsil ve katılımı mümkün kılan, çelişkileri çatışmaya dönüştürmeden birarada var eden, siyasî İslâm?ın seküler bir ortama ayak uydurmasının altyapısını hazırlayan, modernliğin hakkını vermeye çalışan, temel hak ve özgürlüklere saygılı bir birlikte yaşama biçimini yerleştirme çabası. Türkiye bunu başardı ve artık istikrara vasıl oldu mu? Hayır, zaten hiçbir toplum için statik, değişmez bir istikrardan bahsetmek mümkün değil ama standartların yükselerek kurumsallaştığı ve bu sayede istikrarın kalıcılaştığı toplumlar mevcut.

Türkiye de 1983?ten bu yana, yani çeyrek yüzyılı aşkın bir süredir bu yolda çaba sarfediyor.   1999?da yeniden başlayan AB üyelik ufkunun verdiği ivme o tarihten sonra çabayı katladı ve 2005?e gelindiğinde ortaya artık, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kendinden hiç bu kadar emin olmamış, özgüvenli bir Türkiye çıktı. Bu yeni aktör o dönemden itibaren kendi dışpolitikasını olabildiğince müstakil bir biçimde belirlemeye başladı. İnisiyatif aldı, öneri ve proje geliştirdi, uluslararası camianın özgün kurallarını uygulamaya başladı.  Bu gelişmeden doğan bir ?model ülke? olma hali yavaşça gündeme gelmeye başladı. Türkiye, istikrara kavuşmuş ve istikrar ihraç eden bir ülke konumuna gelmişti. Ancak dışarıdaki görünürlük ve hummalı faaliyet arttıkça iç sorunlardaki çözümsüzlük sırıtmaya başladı. İlk soru işaretleri işte burada ortaya çıktı: Kendi sorunlarını halletmekten çok uzak bir Türkiye?nin bölgesinde örnek oluşturması ne kadar anlamlıdır?

Nitekim 2005 sonrasında reformcu iradenin duraksadığını, AB?den esen rüzgârın iyice düştüğünü ve siyasî ortamın da o ölçüde gerginleşmeye başladığını görüyoruz. AKP hükümeti buna rağmen inisiyatif almayı, hatta demokrasinin alanını genişletme yolunda adımlar atmayı yavaş ve yetersiz de olsa sürdürdü. Türkiye?nin dönüşümünü izleyenlerin yeni soru işaretleri de burada ortaya çıktı: Dönüşümü ve sorunlarının halli için gereken standartların kendisinden esirgendiği bir Türkiye dönüşümünü kendi başına sürdürebilir mi?

Bugün her iki sorunun da cevabı aşikâr: Böylesi bir Türkiye ne sorunlarını lâyıkıyla çözebilir ne de dolayısıyla örnek oluşturabilir. Çünkü Türkiye?nin emsal oluşturduğu farzedilen demokrasisi yerinde sayıyor!

Bardağın boş tarafına bakınca

Nitekim hükümetin AB perspektifi olmaksızın attığı adımları kuşbakışıyla değerlendirince görüntü bulanık. Adımlar, 2002-2004 dönemine kıyasla, ister içeride ister dışarıda olsun, ya yetersiz ya da son dönemde olduğu gibi eski kötü alışkanlıklara rücû eder mahiyette. İçeride ve dışarıdaki açılımlarda, belki Yunanistan ile yeni başlayan diyalog dışında dişe dokunur bir ilerleme yok. Hiçbir adım atılmadı değil, Ergenekon ve Balyoz davaları tarihî nitelikte. Ama adımlar sorunların ağırlığı karşısında yetersiz.

Ermenistan ile normalleşmenin akıbeti meçhul, Kıbrıs düğümü Kıbrıslı Türklerin ayaklanmasıyla kördüğüme dönüşmüş durumda. Alevî ve Kürt açılımları fiyasko ile kapandı. Gayrimüslimlere yönelik iyileştirmeler daima güdük kaldı. Anayasa değişiklikleri ne askersizleşme ne de yargı reformu açısından yeterliydiler. İnsan Hakları ihlallerinde iyileşme yok. Seçime giden Türkiye?de temsil adaletinden bahsetmek mümkün değil. Partiler yeni anayasayı tartışmamak için yarışıyor. Ve liste uzayıp gidiyor. Bu durumun Sarkozi veya Kıbrıs?tan ötürü hâsıl olduğunu söylemek mümkün değil.

Bölgemizdeki kapalı toplumların açılmaları, postkoloniyal vesayeti bitirmeleri ve aktörleşmeleri, Türkiye?nin oluşturduğu model ve sunduğu standartların düzeyini daha yukarıya çekeceği gibi Türkiye?ye mahsus çarpıklıkları daha görünür hâle getirecek. Misâlen bu toplumlarda Hıristiyan dinine saygının Türkiye?deki uygulamaların fevkinde olduğu ortaya çıkacak.

Dolayısıyla bu dönüşümlerdeki talepler Batı?nın kafasındaki ?Türkiye modeli? ile karşılanamayabilir. Türkiye için model olmanın en makbul yolu ise demokrasisini güçlendirmek, standardı yükseltmek, kazanımları içeride ve dışarıda kurumsallaştırmaktan geçiyor.

Bu yazı ilk olarak Vatan Gazetesi’nde 10 Mart 2011’de yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor.E.S.

Tagged in:

%d bloggers like this: