https://i1.wp.com/platformhaber.net/wp-content/uploads/2010/04/2010_0409_balyoz_2.jpg?resize=409%2C309

Balyoz dersleri: Askersizleşme yarım yamalak olmaz

Balyoz davası ve tutuklamaların yarattığı hararete biraz mesafe alınca ortaya sevimsiz bir arkaplan çıkıyor. Kabaca, hükümet cenahında suç teşkil eden fiillerden darbe suçu çıkmayacağı endişesi hâkim. Karşıdaki askerci cenah ise ?bu günleri de mi görecektik? isyanı ile ?ne var bu beyanlarda, darbe bile yok? pişkinliği arasında gidip geliyor.

Asker taraftarları konuyu basit bir idarî usulsüzlük meselesine indirgeme konusunda harıl harıl uzmanlaşıyor. Delil numara ve tarih karşılaştırmaları değme hafiyeye parmak ısırtır. Buna ilâveten evrak güvenliği konusunda TSK?da sorun olduğu ve içerden sızdıranlar olduğundan hayıflanan bir söylem var. İnanılır gibi değil, iyi ki sızdırılıyor da ne dolaplar döndüğünü öğreniyoruz.

Yine de Ergenekon ve Balyoz davalarının gidişatı ve usul hakkında birçok soru işareti var. Tutuklama nedenlerinin şeffaf olmadığı iddiaları var. Senaryo kuşkusu ve delillere yapılan müdahale iddialarının adlî yargının meşruiyetini zedelediği açık. Ama sorun başka yerde, bunlar Türkiye?deki eksik sivilleşme/askersizleşme süreci ile askerci zihniyetin doğal sonuçları. Yakından bakalım.

Hükümet son anayasa değişikliği ile darbe yapanların adlî yargıda yargılanmalarının yolunu açtı ancak siyaset yaparak vesayeti sürdüren askerin adlî yargıda yargılanmasının yolunu açmadı. Anayasanın tâdil edilmiş 145. maddesi uyarınca askerî mahalde işlenen ve TCK kapsamında, anayasal düzen, parlamento ve hükümete karşı işlenen darbe suçları adlî yargıda yargılanacak. Ama askerî beyanlar bu kapsamda değil. Nitekim Balyoz?da askerî cenah ?deliller yetersiz? diyor.

Hükümet askerî vesayetin sınırını darbe fiili ile çizmiş durumda. Darbe dışında kalan vesayetçi tasarruflara dokunamaz halde. Balyoz iddianamesi etrafında oluşan senaryo ve tahrifat şüphelerini bu bağlamda okuyunca, ?ilâveleri? askerin beyan ve tasarruflarının ?darbe fiili?ne uyarlanması çalışması olarak algılamak mümkün. Bir anlamda anayasa değişikliğini eksik yaparak kendilerini düşürdükleri tuzaktan kurtulma çabası. ?Yetmez ama evet?çilerin tam işaret ettiği yer.

Hasdal ziyareti ?normal? olursa?

Bu hukukî boşluğun temelinde demokratik zaaf var. Türkiye?de askerin siyasete karışması o kadar kanıksanmış ki darbe fiilî yoksa geriye kalan görmezden gelinebiliyor, makul yorum olarak kabul edilebiliyor. Standart, askeriyenin darbe dışında her şeye, her lafı etmeye hakkı olduğu. Hâlbuki kamuoyuna yansıdığı kadarıyla, Çetin Doğan?ın ?Başbakan aşağılanmalı? talimatı, İbrahim Fırtına?nın ?TBMM üzerinde baskı kurulmalı?, ?Ege uçuşları artırılsın, gerginlik tırmandırılsın? yollu, seçilmiş meşru otoriteyi hedef alan beyanları medenî bir ülkede haklarında hukukî işlem başlatılması için yeter ve artar. ?İlâve?ye gerek yok.

Çünkü gelişmiş bir demokraside askerin siyasî beyan verme hakkı olmaz. Verdi diyelim, ?silahlı? kurumca verilen beyan ile başka bir kurumun verdiği beyan karşılaştırılamaz. Üçüncüsü kurumun bu ülkede silâhlı müdahale anlamında vahim ve yüklü bir geçmişi vardır.

Türkiye askersizleşme sürecinin emekleme evresinde. Askersizleşme ve demokratikleşmenin teorisyenlerinden Narcis Serra,İletişim?den yeni çıkan  ?Demokratikleşme Sürecinde Ordu? kitabında konuyla ilgili şu ikazları yapıyor: ?Siyasî partiler arasında, kendi duruşları için silâhlı kuvvetlerin desteğini aramayacaklarına dair bir anlaşma, reformların başlaması için bir önkoşuldur, zira yaranmaya çalışılan bir orduda reform yapmak zordur.?

?Ordu, olası askerî darbeler açısından artık bir tehdit oluşturmadığı zaman konsolidasyonun sonuna gelindiği sonucuna varamayız. Silahlı kuvvetleri demokratik sisteme uygun hale getirmek, hükümetin güvenlik politikasını ve askerî politikayı belirlemesi, uygulaması ve aynı zamanda silahlı kuvvetleri devlet idaresine, devletin diğer kuvvetleriyle diyaloğa giren bir kurum olarak değil, onun herhangi bir parçası gibi entegre etmek demektir.?

28 Şubat?ın üzerinden ondört yıl geçti, ne zihniyet değişti, ne zihniyeti değiştirmek için yeterli adım atıldı.


Bu yazı ilk olarak Vatan gazetesinde 27 Şubat 2011’de yayınlandı. Yazarın izni ve isteğiyle burada tam metin olarak yayınlanıyor… E.S.

Tagged in: , , , ,

%d bloggers like this: