Share this post with Digg

https://i2.wp.com/3.bp.blogspot.com/_11-nzoYFuQU/TUrHYncc7bI/AAAAAAAAHyo/IsBPOGgIExc/s1600/anonymous-the-little-prince-9952262.jpg

?Büyüklere ?Pembe kiremitten örülü, penceresinde sardunyalar, damında güvercinler bulunan güzel bir ev gördüm?? deseniz, bu evi hayal bile edemezler. Onlara ?Yüz milyarlık bir ev gördüm? demek gerekir. O zaman ?Ne kadar güzel!? diye bağırırlar.

??.Çocuklar, büyüklere karşı çok sabırlı olmalıdırlar.?

Antoine de SAINT-EXUPERY / KÜÇÜK PRENS

Bu evrenin başka bir noktasında insana benzer bir mahlukat türü acaba yaşamakta mıdır? Bu mahlukat türünden biriyle bir muhabbetimiz hasıl olsaydı, acep biz adem çocuklarını makaraya sarar mıydı? Bizden olmayan birinin bize bakan gözleri bize ne söyleyecektir, kim bilir?Eğlenceli olurdu, bu kesin.

Biz insan evladları her halükarda bir diğerimize aynı dünyada yaşamakla bağlıyızdır. Aynı dünyada yaşamak yalnız aynı mekanı paylaşmak değildir. Nesneleri aynı isimlerle biliriz, ortaklaşmış-ortalamalaşmış yargılarımıza vardır. Bir sesten çoğunlukla aynı şeyi anlarız, değer verdiğimiz, hedef bildiğimiz, ulaşmaya çabaladığımız haller yaklaşıktır. Akıllı ve saygıya değer bir insan olabilmek için herkeslerin standardına uygun düşmek gerektiğini hep akılda tutarız. Bu medeni olmaktır ve bizler medeniyetle tanışık adem evladlarıyızdır, nihayetinde.

İnsanın kendini bilebilmesi için belki de kendi bedeninden-varlığından kopması, kendilik halinden taşması-çıkması ve yalnızca bir ruh kalaraktan arz üzerinde sabitleşmiş bedenini seyre dalması gerekir. Ama, bu mümkün müdür? Ne yazık ki bunun mümkün olmadığını biliriz. Kaldı ki bedenimize öylesine yapışıktır ki ruhumuz; sanki, bir avcı en müsait anı kollayıp bedenimize sahip olmayı diliyormuş ta, bu hırsıza karşı hep teyakkuz halinde kalarak varlığımıza malik kalabiliyoruz. Oysa ruhumuz, medeniyetin kamusal ahlakı tarafından gasp edilmiştir, fakat ruh üzerinde çokça durulacak değerde değildir, yada şöyle bilinmelidir; medeniyetin bize ihsan ettiği akıl kendinde şüpheye yer bırakmamış kudretiyle bizi delilikten kurtarmış ve insanlığa erdirmiştir. Öyle midir, değil midir?

Şimdi geçelim büyük sayıklamaları, gelelim Küçük Prensimize. Küçük Prens biz insanları hayret makamında müşahade eder. Emreden Krallar, Kendini Beğenmiş İnsanlar, sarhoşluğunu unutmak için daha da içen Sarhoşlar, yeni mülkiyet nesneleri arayan İşadamları, demiri kesen emrin pençesinde Fenerciler, masasında saçlarını ağartmış Alimler?. Dünyamız bu ve türevi insanlarla doludur ve biz Ağırbaşlı Adamlarızdır. Karmaşık bir hayatımız vardır ve hayatlarını karman-çorman eden aslında biz insanlardan daha da başkası değildir.

Biz Ağırbaşlı Adamlar evrendeki her şeyi temellük etmek için nasıl ki zorumuza gelince şeyleri numaralandırarak bilgimize nesne edinmişiz, Küçük Prensin gerçekliğine inanmak için de onun yalnızca bir insancık, bir çiçek ve biri sönmüş üç yanardağa sahip ancak bir ev büyüklüğünde ki gezegenine de bir numara vermişiz: B-612. Bu numara sayesinde Küçük Prensin evrendeki yeri kayıt altına alınmış, gerçekliği anlaşılmış-kesinleştirilmiş varlığı da mülkümüze dahil edilmiştir. Ama, durun. Bir de bu bilimsel keşfin hikayesini dinleyin. Bir zamanlar öylesine yüce ülkülerle donanmış yöneticilerimiz varmış ki, bu ulu insanlar dünya mirasına bir bilimsel keşif hediye edebilmek için kıyafetlerimizi değiştirmemiz yönünde buyruk salmışlar ve buyruğa uymayanları ölümle yargılarken bağırlarına taş basmışlar da, bilim için ne kadar fedakar olduklarına ancak bu şekilde inandırabilmişler Medeniyet Yargıçlarını. Biz Ağırbaşlı Adamlar biliriz ki; ilim, hakiki mürşittir. Görüyor musunuz dostlarım, bir medeniyete dahil olabilmek ne kadar da zor. Oysa Küçük Prensin hiçte böyle bir derdi yok. Bizi tuhaf varlıklar olarak düşünüyor ve bizim türümüzden bir sandık içinde uyuyan bir koyun resmi koparabilmekle mesut oluyor. Ve bu Küçük Prens suya sahip olmaktansa suyun şarkısına gülmeyi tercih ediyor. Oysa biz Ağırbaşlı Adamlar su içmekle geçirdiğimiz süreyi boşa harcanmış zaman kabul edip, susuzluk gideren haplar imal ederek kendimize vakit imal etmeye çalışırken aynı anda suya muhtaç olmamayı da öğrenmek istiyoruz. Bu Küçük Prense bakın ki, bu sayede hafta başına imal edilen 53 dakikayı ?ağır ağır çeşmeye doğru yürüyerek? tüketmeye çalışırken mutlu olabiliyor-imiş.

Küçük Prensin yaptığı bu iş nedir!

Biz madem kendimizden taşamıyoruz ve kendi oyunumuza madem akışın dışına çıkıp seyirci olamıyoruz, bizim işimiz nedir!

Küçük Prensi dinlersek, bir insanlık komedisinden başka ne duyabiliriz? Aslında, In Fact, çok şey beklemeye gerek yok. Duralım ve bırakalım Küçük Prens bizi güldürsün. Çocukların oyununa hükmetmeyelim, onların oyununa dahil olalım. Bu iş bize kesinlikle bir şey öğretecektir. Çünkü, biz Ağırbaşlı Adamlar, kellenin yükünden kaçabilmek için dünyalık mekanımızda yalnızca eğlencelere kapılarak kendimizi kandırmaya koşmuyor muyuz?

Evet, oyun içindeyiz. Oyunda kalarak yaşayabiliyoruz ve oyun bize sorumluluk hissettiren-hatırlatan akış oluyor, her niyeyse? Oyundan bahsediyorken bu ?vazife? çağrıştıran ?sorumluluk? kelimesi de nerden çıktı, şimdi? Bozulmayalım ve dinleyelim. Tilki Küçük Prensle muhabbet eder. Şöyledir:

-Gülünü senin için önemli kılan, senin onun için harcadığın zamandır.

-Gülüm için harcadığım zaman ?

-Evcilleştirdiğin her şeyden sonuna kadar sorumlusun. Gülünden sorumlusun.

-Gülümden sorumluyum?.

Düşünelim. Sorumluluk nedir?

Sorumluluk bir kez ikrar edilince bilincimizi yenibaştan kuran oyun kuralıdır. Bu oyun kurucu kuralı Küçük Prense hatırlatan bir tilkidir. Ve tilkinin sözlerinin tekrarı öğrenmenin başlangıcı oluyor. ( Hatırlayalım ki, Türkan Şoray ?sevgi emektir? diyordu.) Bu an varlığın-ın-ayırdında-olma anıdır. Bu an bir kerecik zihnimizde zonklar ve sonrasında ki bütün akışı-yönelimi sarar. Artık bu başlangıçtan geri dönemeyiz,bu ayırdında-olduğum-varlıktan kaçamayız. Sorumluyuzdur ve

kaderi bize bağlanmış, yazgımızın kendisine mühürletildiği gülün ölümü bizi ancak azaba mahkum kılar. İtinayla gülü süzmek, ihtimamla güle yaklaşmak sorumluluktur. Sorumluluk, yalnızca sorumlu olabileceğim şeyi sahiplenmektir. Sorumluluk, sahibi olduğum şeyin benim üstümde hakkı ve bana yönelen bir ruhu olduğunu bilmektir. Sorumluluk medeniyete mahkum olmamaktır, medeniyetin saygıya değer kişisinin çok şeye malik ve maliki olduğu her nesnenin ruhunu ıskartaya çıkaran, kayıt altına aldığı her nesnenin varlığını sabitleyen aklını hiçe saymaktır. Sorumluluk, oyun içinde razı olmaktır. Sorumluluk, ?dikenlerin çiçeklerin en masum korunma çaresi? olduğunu kabul etmektir.

Çünkü, ?çöl güzeldir, çünkü bilmediğin bir yerinde bir kuyu saklar.?

Sinan Kızılkaya

Bu deneme web?e ilk defa 4 Eylül 2006’da kondu. Milli İstirahat?ın 2. sayısında yayınlandı.

İlk yayınlandığı yere gelen yorumlar:

  1. Sinan
    Tebrikler guzel bir yazi yazmissin. Kucuk Prensi okuyali nerede ise on bes yil oldu. Ama senin bu yazmis oldugun degerlendirmeden sonra onu alip tekrar okuma arzusu olustu icimde.
    Basarili yazilarinin devamini bekliyorum?..

    Yorum tarafından ayhan yuce | Eylül 4, 2006 

  2. çok güzel bir yorum gerçekten tebrik ediyorum

    Yorum tarafından Hakan | Eylül 12, 2009 


Tagged in: , , ,

%d bloggers like this: